Serbest Fırka’nın kuruluş amacı neydi?

Serbest Fırka’nın kuruluş amacı neydi?

1930 senesinde Gazi’nin direktifiyle kurulan muvazaa partisi Serbest Fırka, beklenmedik bir teveccüh kazanınca, ancak 98 gün yaşayabilmişti.

Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Serbest Fırka’nın kuruluşunu ve sonrasında başına gelenleri, Türkiye gazetesindeki yazısında, Serbest Fırka kurucularından Süreyya Paşa’nın kitabından bir alıntıya da yer vererek anlatıyor. Ekinci, Mustafa Kemal ile İsmet İnönü arasındaki çekişmeye de değinirken, Mustafa Kemal’in demokrasi hayalleri mi vardı?” sorusunu da yöneltiyor. “Danışıklı Dövüş: Serbest Fırka” başlıklı yazısında o dönemi şöyle anlatıyor Ekinci:

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı Gazi kurmuştu.

Acaba neden reisicumhurluğunun 7. senesinde kendi fırkası olan Halk Fırkası’na karşı muhalif bir fırka meydana getirme ihtiyacını hissetti? Demokrasi hayalleri vardı da, onu gerçekleştirmek için mi? Tabii ki hayır. Onun nutuklarında kullandığı demokrasi tabiri, tek parti cumhuriyetini ifade eder.

O zamanki ABD sefiri Grew’in de işaret ettiği üzere, dünya Türkiye’yi, tek parti sistemi sebebiyle “Şeklen Batılı; hakikatte Doğulu” diye küçük görüyor; kontrolü altındaki memleketlerde vaziyete göre bazen otokrasi, bazen demokrasiyi destekleyen liberal Batı bloku, hükûmeti demokrasiye teşvik ediyordu. Gazi de “Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir diktatörlük manzarasıdır” itirafında bulunmuştu.

Korkutan ikilik

Zahiren gayet dost göründükleri hâlde Gazi ile 18 senelik tek parti iktidarının neredeyse yegane başbakanı ve Gazi’nin her icraatında ortağı İsmet Paşa arasında zamanla ciddi bir siyasi rekabet doğdu.
SF kurucularından Süreyya Paşa, Zavallı Serbest Fırka kitabında (1951) anlatıyor: “1930’a doğru ikisi arasında bir soğukluk belirmişti. İsmet Paşa giderek güçleniyordu. Halbuki Gazi, memlekette kimsenin sivrildiğine tahammül edemezdi. Her işi, her inkılabı, her imarı, her teşkilatı yalnız kendisi yapmak ve o fikrin yalnız kendisinden çıktığını etrafa yaymak isterdi. Memlekette yalnız büyük olarak kendisinin tanınmasını isterdi. Halk Fırkası içinde Gazi ve İsmet Paşa taraftarları diye iki hizip belirmişti. Bu ikiliğin ibresi, Gazi aleyhine dönmekte devam ediyordu.

İsmet’in elinde 2 kuvvet vardı: Parti reisliği ve başvekillik. Başvekillikten azledilse, fırka reisliği elinde kalacaktı. Bundan azletmek de kolay değildi. Zira fırka kodamanları onun yanındaydı. Hatta reisicumhur seçiminde İsmet Paşa’ya da rey verilebileceği sözleri dolaşmaya başladı. Gazi için bunu önlemek lazımdı. Bunun için Meclis’te kendi tarafından muhalif bir fırka teşkiline kalkarak memlekete bir demokrasi görüntüsü vermek; aynı zamanda pek çok haksızlıklar sebebiyle bunalmış milleti de İsmet’in elinden kendisinin kurtardığı imajını uyandırmak lazımdı. Böylece iki fırkayı da elinde oynatıp, zamanın icabına göre birini iktidara getirmek istiyordu.

SCF kurulduktan sonra bazı yerlerde İsmet Paşa’nın resimlerinin yırtıldığı haberi geldi; hatta bu yüzden İsmet’in ağlayarak Gazi’ye geldiği işitildi. Şu hâlde Gazi’nin maksadı hâsıl olmuştu. Bu suretle İsmet’in elinden hem başvekillik, hem de fırka reisliği alındı. Celal (Bayar) başvekil oldu.”

Tamamen duygusal

1920’den itibaren Türkiye’nin hayatında söz sahibi olan Halk Partisi, 1925’ten itibaren muhalefeti ve basın hürriyetini ortadan kaldırarak, siyaset, din, kültür ve sosyal hayat üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmıştı. Devletçilik politikası ve yaşanan kıtlıklar, ekonomik sıkıntıları iyice arttırdı. 1929 dünya ekonomik krizi de hükûmeti iyice sıkıştırdı. Gruptaki muhalefet arttı.

Bunun üzerine Gazi, samimi ve eski bir arkadaşı olan Fethi Bey’i Paris’ten getirterek 12 Ağustos 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası adında bir muvâzaa [danışıklı dövüş] partisi kurdurdu. HF’ndan ayrılan birkaç kişi de fırkaya kaydoldu.

Eski İttihadcı Fethi Okyar, Sultan Hamid tahttan indirilip Selânik’e sürüldüğünde muhafızı idi. Mustafa Kemal’e, onu korumak için askerlikten atılmak pahasına aşkla bağlıydı. Fethi Bey, aslında Fransız finans çevrelerinin tanıdığı bir isimdi. Bu sayede kredi almak kolaylaşacaktı.

Ancak Fethi Bey kellesinden emin olmadığı için, ileride hainlikle suçlanmayacağına dair Gazi’den bir teminat istedi. Gazi bu teminatı Cumhuriyet gazetesi vasıtasıyla verdi. Başvekil İsmet ve Meclis Reisi Kazım Paşalardan da teminat gelince işe başladı. Gazi, “Ben reisicumhur sıfatıyla bu iki fırkaya karşı bitaraf kalacağım” demiş; orduya da aynı talimatı vermişti. (Ancak bu sözünü tutmayacaktır.)

Gerginlik

Halk bu hareketi önce şüpheyle karşıladı. Ama reisicumhurun kız kardeşini bile partide âzâ olarak görünce şaşırdı. Hatta Makbule Hanım, otomobille Yalova köylerine seçim propagandasına gitmiş; akşamında ağabeyi Fethi Bey’i, “Bizim hemşireye söyle, vergileri kaldıracağız deyip durmasın, vergisiz hükûmet olmaz” diyerek azarlamıştı.

Halkın teveccühü artınca SF mensupları işi ciddiye aldılar. HF’nın bile programı yok iken, modern demokrasilerdeki gibi bir program hazırladılar. 11 maddelik programın 7 maddesi ekonomiye dairdi. Pişman olan hükûmet, SF’yı düşman edindi ve irtica ile suçladı. Reisicumhur yeni partiye 70 milletvekili vadetmişti; ancak bu sayı 14’te kaldı.

Fethi Bey’in Ege seyahati ipleri gerdi. Fırkanın kalesi İzmir’de kendisine büyük tezahürat oldu. Vali Dirik heyeti şehre sokmayınca, liman amelesi grev yaparak heyeti karşıladı. Zar zor şehre giren Fethi Bey’e bu sefer miting izni verilmedi. Otelin önünde toplanan halk, SF aleyhinde yazan Anadolu Matbaasını taşladı. İzdihama polis müdahale edince, 10 yaşında bir çocuk öldü. Nihayet Fethi Bey, 50 bin kişiye hitap etme imkânı buldu. Aynı tezahürat Aydın, Manisa, Menemen, Akhisar ve Balıkesir’de de yaşandı. Bunun üzerine Gazi, “Ben HF’nın başıyım” diyerek SF’ye gözdağı verdi.

Bu arada belediye seçimleri oldu. SF’li seçmenlerin ismi listelerden siliniyor. Sandıklar kayboluyor, çalınıyor veya polis tarafından alıkonuyor; SF’liler dövülüyordu. Buna rağmen zaten 37 vilayette seçime girebilen SF, 502 belediyeden 42’sini kazandı. Burjuvazinin güçlü olduğu yerleri almıştı. İzmir, Aydın, Pınarhisar, Vize, Keşan, Lüleburgaz, Kırklareli, Malkara, Biga, Armutlu, Bandırma, Susurluk, Burgazada, Maltepe, Samsun, Merzifon ve Ladik’te SF namzetleri kazandı. İstanbul’da HF, 36 bin; SF 13 bin rey aldı. 250 binden çok seçmen ise hiç rey kullanmadı. Azınlıklar da SF’yi tutuyordu; hatta namzetlerin birkaçı gayrimüslimdi. HF’de azınlıklardan hiç namzet yoktu.

Bu neticeyi Gazi bile yutmadı. “Her tarafta partimiz kazanıyor” sözüne; “Hayır, partimiz değil, polis ve jandarma kazanıyor” demekten kendisini alamadı. Saf bir adam olan Fethi Bey, seçimlere girmek yerine teşkilatını güçlendirseydi veya seçimlerde icab eden tedbirleri alsaydı, belki fırkasını kurtarabilirdi.

İpler kopuyor

Bunun üzerine HF’liler Gazi’ye çıkarak “Ya bizimle beraber ol, ya da biz kendimize bir reis seçeriz” diyecek kadar ileri gittiler. Ayrıca “Fethi Bey, reisicumhur olmak istiyor” dedikodusunu yaydılar. Vehme kapılan Gazi, SF’nin ipini çekti.

Fethi Bey, seçim yolsuzluklarını Meclis’e taşıdı ve 6 Kasım’da Dâhiliye Vekili Şükrü (Kaya) hakkında gensoru verdi. Kürsüye peş peşe çıkan HF milletvekilleri, Şükrü Bey’i değil, Fethi Bey’i suçladılar. Fethi Bey kendinden istenileni anladı. Fesh istidasını 17 Kasım 1930’da Dâhiliye Vekâleti’ne verdi. Böylece 98 günlük danışıklı dönüş sona erdi. Eski sisteme dönüldü. İsmet Paşa, dersini almış şekilde tekrar başvekil oldu.

Böylece Gazi, hem iktisadî sıkıntılar sebebiyle bunalmış halkın kızdığı HF’ye nefes aldırmayı; hem siyasî rakip gibi gördüğü İsmet Paşa’ya gözdağı vermeyi; hem de gizli muhaliflerini ortaya çıkarmayı hedeflediği projesini muvaffakiyetle tamamladı. Birkaç gün sonra, belediye seçimlerinde SF’nin kazandığı Menemen’de patlak veren meşhur zabıta vak’ası, ömrü 98 gün süren SF’nin kapatılmasına da mazeret gösterildi. 15 sene sonra Demokrat Parti’nin kuruluşu da aynı şartlar altında cereyan etmiş; ancak seyri farklı olmuştur.

“İstifa etmeyecek misiniz?”

Hamdi Başar, Atatürk’le Üç Ay kitabında anlatıyor: Samsun’da Vali Kâzım Paşa, seçimlere serbestlik tanımış; HF burada tam bir hezimete uğramıştı. SF kapatıldıktan sonra Gazi Samsun’a geldi. Ziyafet sırasında Gazi “Reis nerede?” deyince bulup getirdiler.

Arada şu muhavere geçti:
-Ne o reis beyefendi rakı günah diye içilmiyor mu?
-Hayır efendim, yemek yemiş bulundum da.
-Ya, demek geleceğimizi bilmiyordunuz?
-Yok efendim. Teşrif-i devletinize bütün halkla beraber bendeniz de muntazırdım.
-Şu hâlde beraber yemek yiyeceğimizi düşünmediniz?
-Evet efendim. Bendeniz de o şerefe nail olmak ümidinde idim, fakat çağrılmadım.
-Artık feshedilmiş bir fırkanın belediye reisi olarak vazifenize devam etmek istemezsiniz?
-Bu seçim, halkın şahsıma itimadı şeklinde tecelli etmiştir. İstifa edersem, halkın teveccüh ve itimadına karşı nankörlük etmiş olurum. Benim bu vazifede kalmam arzu buyurulmuyorsa, seçimi feshediniz.
-Arzu ettiğiniz gibi olsun.

Hâsıl olan soğuk hava üzerine reis ayrıldıktan sonra, Gazi, valiye dönerek; “Reis seçtiğiniz adamın yaptıklarını gördünüz mü? Her şeyden evvel terbiyesiz. Şehirlerine misafir geliyoruz; soframıza yemek yiyerek geliyor. İçki ikram ediyoruz, içmiyor. Sonra da biz kalkmadan defolup gidiyor.” İki gün sonra hem vali vazifeden alınmış; hem de seçim feshedilerek reise işten el çektirilmiştir…

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal