Yusuf Kaplan: Duvara toslamak üzereyiz

Yusuf Kaplan: Duvara toslamak üzereyiz

Dünyayı, dünyanın geçici, ayartıcı araçlarını elimizin tersiyle itebilmeli, kalıcı olanın, hakikatin izini sürecek taze bir yolculuğa “vira bismillah…” diyebilmeliyiz yeniden.

Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan, önceki günkü yazısında çağdaş dünyaya ciddi eleştiriler yöneltirken, müslümanların samimiyet eksikliğine de vurgu yaptı. Kaplan, yazısının bir bölümünde şöyle diyor:

Çağımız, dünyasız insanların, insansız dünyaların çağıdır. O yüzden ayartıcı devâsâ bir ağdır: Araçların kutsandığı; kabuğun, görüntünün, formun özü, gerçeği ve normu yuttuğu ve buharlaştırdığı bir çöl.

Hızın, hazzın, ayartının baştan çıkarıcı çıkmaz sokağı.

Hız, haz ve ayartı, insanın duyarlıklarını yitirmesine yol açıyor.

Daha da kötüsü, hız, haz ve ayartı, din-dışı kutsallıklarda (futbol, müzik, film, sanal medyanın insanı hayattan, hayatın acı gerçeklerinden, dolayısıyla dünyadan uzaklaşmasını, kaçmasını sağlayan) postmodern popüler ikonlarında patlama yaşanmasına neden oluyor…

İnsan, duyarlıklarını, dolayısıyla ruhunu yitiriyor, canlı cenazeye dönüşüyor ve yaşarken ölüyor…

Hayatı duyamayan, hayata dokunamayan insanın hız, haz ve ayartı için mücadele vermesi özgürlük olarak algılanıyor…

İnsan hiç bu kadar köleleşmemiş ve köleleşmeyi, baştan çıkarıcı araçların, güdülerin kölesi olmayı özgürlük olarak görmemişti.

Modernlik, aklı kutsamış, dünyaya egemen olmak için araçları, güç üreten araçları insanın yegâne amacı olarak belirlemiş ve araçların, amaçların önüne geçmesinin önünü sonuna kadar açmıştı…

Postmodernlik, güdüleri, arzuları, duyguları kutsadı; insanı güdülerinin, arzularının ve duygularının tutsağı yaptı…

Buna da “özgürlük” dedi.

Ne, ne dediğini, ne de niçin böyle dediğini bilemediğini itiraf ederek üstelik!

Duvara toslamak üzereyiz

Yusuf Kaplan, yazısının son bölümünde müslümanların haline değindi:

Araçları amaç hâline getirdik; amaçlarımızı yitirdik…

Siyaseti, gücü, parayı, makamı mevkiyi kutsadık…

Ve samimiyetimizi kaybettik…

Dünyanın, tam da İslâm’ın insanlığın yükünü omuzlarında hisseden mesele sahibi, mesuliyetini müdrik, “nereye böyle, nereye?” diye önce kendini, kendimizi sigaya çekmemizi mümkün kılan sual sorma melekeleri her daim diri insan tipine her zamankinden daha fazla ihtiyaç hissettiği bir zaman diliminde hem de!

Duvara toslamak üzereyiz…

Toparlanıp kendimize gelmeliyiz vakit geç olmadan.

Dünyayı, dünyanın geçici, ayartıcı araçlarını elimizin tersiyle itebilmeli, kalıcı olanın, hakikatin izini sürecek taze bir yolculuğa “vira bismillah…” diyebilmeliyiz yeniden.

Unutmayalım: Bizi, her alanda mesele sahibi kılacak, insanlık çapında bir mesuliyetle donatacak, başta kendimiz olmak üzere insanlığın nereye gittiği sualini gönülden, yüreğinin tam kalbinden soracak samimiyet kurtarabilir ancak.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal