Emperyalizm’in kabusu ‘Halifelik’

Emperyalizm’in kabusu ‘Halifelik’

Gerçekten de Halifelik yaşamda karşılığı olmayan bir makam mıydı? Ders kitaplarının dediği gibi, Halifelik ve Cihad-ı Ekber fetvası gerçekten Müslüman camiada hiç yankı bulmamış mıydı?

Tarihçi Yazar Koray Şerbetçi, Star Açık Görüş için yorumladı:

“İngiliz Parlamentosu’nun Lordlar Kamarası’nda da hilafete ait hiç bir şeye müdahale olunmayacağı, muharebenin ancak İttihat ve Terakki’yle olduğu beyan edilmişti. Anlaşılan İngilizlerde korku büyüktü. Yoksa Halifelik Makamı’nı çok mu gözlerinde büyütüyorlardı?” 

Şerbetçi, iletişim çağının henüz başlamadığı o yıllarda bile, Hilafet’i emperyalistlerin kabusu haline getiren o gücünü böyle değerlendirdi:

3 Mart 1924 tarihinde TBMM’de alınan bir kararla Hilafet Makamı ilga edildi. Üzerinden de neredeyse 100 yıla yakın bir zaman geçti. Buna karşın 15 asır yaşamış bu önemli makamın kaldırılmasıyla ilgili günümüze dek söylenenler serinkanlı tarihsel çözümlemelerden ziyade ideolojiyle tütsülenmiş ezberlerden öteye geçemedi. Bunun yerine kitaplarda sürekli tatsız tuzsuz ve basit zihin oyunlarının oynandığı basmakalıp bir önerme tekrarlandı durdu. Hiç üşenmeden elinize yakınçağ tarihini anlatan herhangi bir ders kitabını aldığınızda bu önermenin aşağı yukarı şu ifadelerle tekrarlandığını görürsünüz: “1.Dünya Savaşı esnasında Osmanlı hükümdarı halifelik ünvanına dayanarak cihad-ı ekber ilan etmiştir. Ama Müslüman camia buna kulak asmamıştır. Hatta bu camiadan Araplar tam tersi davranıp İngilizlerle işbirliği yapmıştır. Bunun örneği de 1916’da Şerif Hüseyin isyanıdır. Bütün bu olanlar Halifelik Makamı’nın tarihsel işlevinin bittiğini gösterir.”

Bu ifade bize şöyle basit bir önerme sunuyor: Halifelik Makamı Cihad-ı Ekber ilan ediyor. Müslüman Arap Şerif Hüseyin bunu dinlemiyor. O halde bu makam Müslümanlara söz dinletemiyor o halde hayatiyetini kaybetmiştir. Hayatiyetini kaybeden bir kurumun kaldırılması da normaldir.

Acaba bu basmakalıp ve korkunç derecede basit önermeyle yapılmak istenen, zihinlerde Halifelik Makamı’nı tarihin hurdalığına gönderilecek eski bir araç haline getirmek ve onun tarihi rolünün küresel sömürgeci güçler için nasıl bir karabasan oluşturduğunu el çabukluğuyla gizlemek miydi? Buna en güzel yanıtı tıpkı meraklı bir çocuğun evin çekmecelerini kurcalaması gibi tarihin akışını biraz kurcalayarak ulaşabiliriz sanırım.

Peki, gerçekten de Halifelik yaşamda karşılığı olmayan bir makam mıydı? Ders kitaplarının dediği gibi, Halifelik ve Cihad-ı Ekber fetvası gerçekten Müslüman camiada hiç mi yankı bulmamış mıydı? Bakalım:

11 Kasım 1914’de Şeyhülislamlık makamı tarafından bütün Müslümanlara hitaben bir Cihad Fetvası hazırlandı. Üç gün sonra Fatih Camii avlusunda Fetva Emini Ali Haydar Efendi tarafından bu fetva heyecanla ve merakla dalgalanan halka okundu. Fetvada cihadın herhangi bir Hıristiyan devlete değil, yalnız “Hilafete karşı hücum ve düşmanlıklarını gösteren ve ispat edenlere karşı” olduğunu açıkladı. İşe bakın ki tam bu sıralarda İngiliz Parlamentosu’nun Lordlar Kamarası’nda da hilafete ait hiç bir şeye müdahale olunmayacağı, muharebenin ancak İttihat ve Terakki’yle olduğu beyan edilmişti. Anlaşılan İngilizlerde korku büyüktü. Yoksa Halifelik Makamı’nı çok mu gözlerinde büyütüyorlardı?

İletişim çağı değildi ama…

Ama I. Dünya Savaşı başladığında İngilizlerin savaşın başında yaşadığı korkunun haksız olmadığı ortaya çıktı. Zira İstanbul’da okunan Cihad-ı Ekber fetvası, türlü haberleşme imkânsızlıklarına rağmen suya atılan taşın oluşturduğu halkalar gibi İslam âleminde yayılmaya başlamıştı. I. Dünya Savaşı sırasında Halifelik Makamı’nın en büyük desteklerinden birisi Teşkilat-ı Mahsusa’nın gayretleriydi. Libya’dan Sudan’a, Arap Yarımadası’ndan Kafkasya’ya, Hint beldesinden Çin’e kadar koşan Teşkilat-ı Mahsusacılar tüm Müslümanları Halifelik Makamı’na destek olmaya çağırdılar ve hatta Müslümanları teşkilatlandırdılar.

İngilizler savaşın ilk senelerinde hiç ummadıkları biçimde Halife’nin ordusu tarafından tökezletilmişlerdi. Çanakkale’de ve Kutü’l Âmare’de mağlup olmuşlar, Osmanlı ordularının Süveyş Kanalı’na üst üste taarruz etmesinden dolayı savaşın son yıllarına dek siperlerden başlarını çıkaramamışlardı.

Fakat sadece Halife’nin ordusu şaşırtmadı İngilizleri. Cihad-ı Ekber çağrısını duyan ve sömürge idaresi altında yaşayan Müslüman ahali de silaha sarıldı… Halife’nin Cihad-ı Ekber fetvasına İslam âleminde Türklerden sonra can-ı gönülden en fazla karşılık verenler Hint Müslümanları oldu. Bugün Pakistan, Bangladeş ve Hindistan diye taksim edilen, o dönemdeyse tek başına Hint beldesi olarak bilinen bölgedeki Müslümanlar, İngilizlere ecel terleri döktürdü savaş boyunca.

Önce İngiliz ordusunda görev yapan Hintli Müslüman askerler yavaş yavaş huzursuzlandı İngiliz yönetimine karşı. Örneğin Irak cephesinde Müslüman Hint askerler Türkler üzerine yürümeyi reddetti. Hatta kendilerini bile bile yaralayıp savaş dışı kaldılar ya da Türk ordusuna firar ettiler. Öyle ki İngiliz Genelkurmayı Türkler ile savaşmayı reddeden 15.  Süvari Alayı’nı toptan sürgün etti. Ama sadece bu kadar değil. Belücistan’da Han Mahmud silahlanıp İngilizlere saldırdı ve Kozdar’a girdi. Müslüman Mohamandlar Şabkadar’ı ele geçirdi. İngilizler tüm bu Müslüman mücahitlere karşı bölgeye ciddi kuvvetler ayırmak zorunda kaldı. Öyle ki Halife’ye kulak veren Molla Hacı Sahib’in ayaklandırdığı Müslüman aşiretlerinin savaşçıları neredeyse 20 bini bulmuştu. İngilizler böyle büyük bir kuvvetle mücadele ettiklerinden Hindistan’dan yüklü bir kuvveti Türk cephelerine sevk edemez oldu.

İngilizler için felaket 

Halife’ye bir destek de Libya’dan geldi. İtalyan işgali altındaki ülkenin en büyük aşireti Sunusîler emperyalistlere karşı Halife’nin çağrısına uyarak cihada başladı. İtalyanlar bu mücahitlerle baş edemedi. İç kesimlerde kontrolü kaybederek sahildeki garnizonlarında savunmaya çekildiler. Osmanlı subaylarının teşkilatlandırmasıyla Libya’da 10 bini bulan bu mücahitler, 1915 senesinde batıdan İngiliz kontrolündeki Mısır’a hücum etti. Bu saldırı İngilizleri afallattı. General Wallece Nil deltasına kadar çekildi. Bu sırada İngiliz birliklerinde bulunan Mısırlı askerler, Türk subayların idare ettiği Libyalı mücahitlere ateş açmayı reddetti. Bu İngilizler için tam bir felaket senaryosu oldu.

Halife’nin cihad davetine yanıt veren bir diğer belde Sudan’dı. Cihad ilanını duyan Darfur Sultanı Ali Dinar İngilizlere karşı ayaklandı. Türk su-bayları Darfur’a geldi ve teşkilatlanma başladı. Yaklaşık 10 bin kişilik bir mücahit kuvvet kuruldu ve mücahitler İngiliz kontrolündeki Hartum’a hücum etti. Fakat silah tekniği açısından üstün İngiliz kuvvetleri, cesaretle savaşmalarına karşın mücahit birliklerini hezimete uğrattı. Ali Dinar 1916’da bir çatışmada İngilizler tarafından şehit edilene dek mücadeleyi bırakmadı.

Halife’nin çağrısı Afrika’da Somali’de de yankı buldu. Molla Muhammed adlı bir tarikat şeyhi, müritlerini silahlandırdı ve İngilizlere başkaldırı başladı. Hatta gariptir ki Sudan’ın komşusu olan kadim Hıristiyan ülkesi Etiyopya dahi İngilizlere karşı cihada katıldı. Şimdi başa dönelim. Basit önermeye. Evet, Şerif Hüseyin, Halife’yi dinlemedi hatta Halife’ye karşı İngilizler ile işbirliği yaptı. Ama Libya’nın, Hint’in, Somali’nin, Sudan’ın, Afganistan’ın Müslüman ahalisi Halife’ye kulak verdi. Hatta Arap yarımadasında meskun ve Sünni mezhebinden olmayan, Şii-Zeydî olmasına rağmen Osmanlı’ya sonuna dek sadık kalan Yemen Lideri İmam Yahya ve Türk dostu olarak bilinen İbn-i Reşid gibi bölgenin güçlü yerel liderlerinin Halifelik Makamı’nın çağrısına katılması, kuşkusuz bu makamı işlevsiz gösteren Şerif Hüseyin ihaneti genellemesini boşa çıkaracak tarihî hakikatlerdir.

Ama sanırım bu konuda en vurucu tespiti 8 Mart 1924’te İngiliz Büyükelçisi Lindsay raporunda yazmıştı. Büyükelçi bu enteresan raporunda, “3 Mart 1924’te hilafeti kaldırılmasıyla, Musul meselesinde İngiltere’ye Panislamizm’in öldüğünü göstermek, artık bundan korkması için sebep kalmadığını anlatmak istemişlerdi” yorumunda bulunuyordu. Doğru mudur bilinmez. Uzun uzadıya, enine boyuna tartışılması gerekir. Ama bildiğimiz bir şey var ki hilafetin ortadan kalkmasıyla İslam beldelerinde dilediği gibi at oynatabilmesi için İngilizler’in önünde artık bir engel kalmamıştı.

O zaman Halifeliğin kaldırılmasıyla ilgili olarak yaklaşık 100 yıl sonra şöyle yeni bir önerme kurmaya ne dersiniz?

Emperyalizme karşı Müslüman olan Hıristiyan kral

Emperyalizme karşı Müslüman olan Hıristiyan kral I. Dünya Savaşı sırasında çok ilginç bir gelişme de kadîm Hıristiyan beldesi Etiyopya’da yaşanır. Etiyopya İmparatoru Lij Iyassu, Hıristiyanlıktan İslam dinine geçer. Sadece Müslüman olmakla kalmaz, Halife’nin cihad fetvasına da kulak verir ve İngilizlere cihad ilan eder. Bilhassa komşu ülke Somali’deki mücahitlere destek olan Iyassu, Hıristiyan Etiyopya aristokrasinin ve kilisesinin desteğini kaybeder ve bir saray darbesiyle tahttan indirilir.

Millî Mücadele’de hilafetin rolü

Hint Müslümanlarının Halifelik Makamı için İngilizleri sıkıştırması tüm Millî Mücadele döneminde de hız kesmedi. Milli Mücadele sırasında Halife’yi savunmak için mücadele ettiğini beyan eden TBMM’ye destek için İngilizlere karşı grevler, okul boykotları, İngiliz mallarının boykot edilmesi, açlık grevleri, para toplama kampanyaları birbirini izledi. Hindistan’daki İngiliz sömürge valisi durumdan öyle bunaldı ki, Londra’daki hükümete; “İstanbul’un boşaltılması, kutsal yerler üzerinde Halife’nin egemenliğinin tanınması, Trakya ve İzmir’in geri verilmesi” çağrısında bile bulundu.

@koray_serbetci

Kaynaklar

– Lawrence Efsanesi, Orhan KOLOĞLU, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2016
– Türkiye İstiklal ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi, Cemal KUTAY, cilt 1-20
– İngiliz Tuzağı, Süleyman KOCABAŞ, Vatan Yayınları, İstanbul 2003
– Türk-İngiliz İlişkileri, Komisyon, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1975
– Enver Paşa, Şevket Süreyya Aydemir, cilt 1-2-3,  Remzi Kitabevi, İstanbul 1970
– Osmanlı’nın İngilizle İmtihanı, Koray Şerbetçi, Nesil Yayınları, İstanbul 2017

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal