Gazze’de insanlar hayatta kalma mücadelesi verirken, İslam ülkelerinin yöneticileri yalnızca kendi siyasi hesaplarını düşünemez. Amerika bizim neyimizdir? İsrail’in zulmüne karşı durmak yerine çıkar ilişkilerini her şeyin önüne koymak hangi vicdana sığar?
Zafer Çam
Şii-Sünni Kavgasıyla Kim Kazanıyor, Kim Kaybediyor?
Gazze yanıyor…
Çocuklar yetim kalıyor.
Anneler evlatlarının cansız bedenlerine sarılıyor.
Babalar bir lokma ekmek, bir yudum su bulabilmek için ölümle yaşam arasında mücadele ediyor.
Filistin’de bir halk bombaların, açlığın ve çaresizliğin pençesinde hayatta kalmaya çalışırken İslam coğrafyası ne yapıyor?
Birlik olmak yerine mezhep kavgasıyla birbirine düşüyor!
İnsan sormadan edemiyor: Adı Müslüman olan bu coğrafyada, Müslüman kanı dökülürken kimlerin çıkarı korunuyor?
Düşmanını unutup kardeşine silah doğrultanlar!
İran ile mezhepsel farklılıkları bahane ederek bir araya gelemeyenler, ne hikmetse Amerika ve müttefikleriyle aynı safta buluşabiliyor.
Mezhep farklılığı söz konusu olduğunda duvarlar örülüyor, kardeşlik unutuluyor.
Ama Amerika ile ilişkiler, askerî ittifaklar ve siyasi çıkarlar gündeme geldiğinde o duvarlar bir anda aşılabiliyor.
Peki, bu nasıl bir anlayıştır?
Kardeşinle anlaşamıyorsun ama seni bölüp parçalayarak kendi çıkarını koruyan güçlerle yan yana durabiliyorsun!
Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgedeki ülkelerin Amerika ile kurduğu ilişkiler, güvenlik anlaşmaları ve siyasi ittifaklar tartışılırken asıl soruyu sormak gerekiyor:
İslam ülkeleri kendi güvenliklerini, kendi geleceklerini ve kendi kardeşlerinin hayatını korumak için neden ortak bir irade ortaya koyamıyor?
Amerika’nın çıkarı başka, İsrail’in hesabı başka, İslam coğrafyasının ihtiyacı bambaşka…
Ama gelin görün ki Müslüman ülkeler kendi aralarındaki ayrılıkları aşamazken küresel güçlerin bölgedeki etkisi büyümeye devam ediyor.
Gazze ağlıyor, İslam dünyası seyrediyor!
Gazze’de çocuklar açlıktan ölürken, anneler evlatlarını toprağa verirken, hastaneler yıkılırken, insanlar bir lokma ekmeğe muhtaç bırakılırken mezhep tartışmalarıyla vakit kaybediyoruz.
Bir tarafta İsrail’in saldırıları altında hayatta kalmaya çalışan Filistinliler…
Diğer tarafta birbirini Şii, Sünni diye ayıran Müslümanlar…
Peki, Gazze’deki bir çocuğun mezhebi mi var?
Açlıktan ağlayan bir bebeğin hangi mezhebe mensup olduğunu mu soruyoruz?
Annesinin kucağında can veren bir yavrunun acısı, hangi mezhebin acısıdır?
O çocuk Müslümansa hepimizin evladı değil midir?
Kur’an’ın kardeş ilan ettiği insanları, siyasi hesapların ve mezhep taassubunun içine hapsetmek kimin işine yarıyor?
İşte asıl mesele burada!
Amerika’nın kaybettiği savaşı Müslümanlar birbirine karşı mı kazanacak?
Ortadoğu’da her gerilimde aynı tabloyla karşılaşıyoruz.
Silahlar satılıyor, ittifaklar kuruluyor, mezhep farklılıkları siyasi hesapların malzemesi hâline getiriliyor. Bölge halkları birbirine düşerken silah ticaretinden ve istikrarsızlıktan çıkar sağlayanlar kazançlarını büyütüyor.
Bugün Şii-Sünni ayrılığını körükleyenler, yarın başka bir ayrılığı önümüze koyabilir.
Çünkü bölünmüş toplumları yönetmek, birleşmiş toplumları yönetmekten daha kolaydır.
Müslümanlar birbirini düşman gördükçe İsrail’in elinin güçlenmesi, Filistinlilerin yalnızlaşması ve bölgenin dış müdahalelere daha açık hâle gelmesi tehlikesi büyüyor.
Üstelik birkaç münferit görüntüden veya sosyal medyada dolaşan birkaç videodan hareketle milyonlarca insanı hedef göstermek de doğru değildir. Böyle bir dil, toplumlar arasındaki düşmanlığı derinleştirir ve ayrıştırıcı propagandaya hizmet eder.
Eleştiri yapılacaksa açıkça yapılmalı; devletlerin politikaları, yöneticilerin tercihleri ve siyasi ittifaklar sorgulanmalıdır.
Ancak bütün bir halkı veya mezhebi suçlayarak adalet sağlanamaz.
Müslüman’ın kanı, başka bir Müslüman’ın siyasi hesabına malzeme olmamalıdır.
Kur’an’ın çağrısı birlik değil mi?
Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; parçalanıp bölünmeyin.”
(Âl-i İmrân Suresi, 103. ayet)
Bu ayet, Müslümanlara birlik ve beraberliğin önemini açıkça hatırlatıyor.
Rum Suresi’nin 32. ayetinde de dinlerini parçalara ayırıp gruplara bölünen ve her grubun kendi elindekilerle övündüğü kimseler uyarılıyor.
Peki, biz bu uyarılardan ne anlıyoruz?
Birbirimize üstünlük taslamayı mı, yoksa ortak değerlerimiz etrafında buluşmayı mı?
Mezhep farklılığı, kardeşlik hukukunu ortadan kaldırmaz.
Siyasi görüş ayrılığı, mazluma yardım etmenin önüne geçmemelidir.
İslam ülkeleri bütün farklılıklarını bir günde ortadan kaldıramayabilir. Ancak sivillerin korunması, Gazze’ye insani yardım ulaştırılması, ateşkesin sağlanması ve Filistin halkının haklarının savunulması konusunda ortak bir irade oluşturabilir.
Asıl ihtiyaç duyulan da budur: Sözde değil, eylemde birlik!
Ey adı Müslüman, tercihi çıkar olan yöneticiler!
Tarih, mazlumun feryadını duyduğu hâlde susanları da zulme karşı sesini yükseltenleri de unutmaz.
Gazze’de insanlar hayatta kalma mücadelesi verirken, İslam ülkelerinin yöneticileri yalnızca kendi siyasi hesaplarını düşünemez.
Amerika bizim neyimizdir? İsrail’in zulmüne karşı durmak yerine çıkar ilişkilerini her şeyin önüne koymak hangi vicdana sığar?
Elbette her ülkenin diplomatik ilişkileri ve güvenlik kaygıları vardır. Ancak hiçbir siyasi çıkar, masum çocukların hayatından daha değerli değildir.
Müslüman ülkelerin yöneticileri, halklarının vicdanını duymak zorundadır. Gazze’ye yardım ulaştırmak, sivillerin korunması için diplomatik baskı kurmak ve uluslararası hukuk çerçevesinde İsrail’in saldırılarına karşı somut adımlar atmak zorundadır.
Mazlumların feryadına kulak tıkamanın ağır bir vicdani ve ahlaki sorumluluğu vardır. İnanan insan için bunun ahirette de bir hesabı olacağı unutulmamalıdır.
Son söz: Birlik olmazsak başkalarının hesabına kurban gideriz!
Ey İslam coğrafyasının insanları!
Bırakın artık mezhep üzerinden birbirinizi suçlamayı.
Şii’siyle, Sünni’siyle; Arap’ıyla, Türk’üyle, Kürt’üyle ve diğer bütün Müslüman halklarla ortak acılarımızı, ortak sorumluluklarımızı hatırlayalım.
Birbirimize düşman olmak yerine mazlumun yanında duralım.
Birbirimize silah doğrultmak yerine çocukları ölümden kurtarmanın yollarını arayalım.
Çünkü biz bölündükçe başkaları güçleniyor. Biz birbirimizle kavga ettikçe Filistin yalnızlaşıyor. Biz mezhep hesabı yaparken masumların gözyaşları dinmiyor.
Amerika’nın, İsrail’in veya başka bir gücün çıkarı uğruna Müslüman kanının dökülmesine razı olmayalım.
Unutmayalım: Birliğimiz, başka ülkelere düşmanlık etmek değil; kendi aramızdaki ayrılıkları aşarak adaleti, kardeşliği ve mazlumların hakkını savunmaktır.
Gazze yanarken mezhep kavgasıyla oyalanmak, yangını söndürmez.
İslam coğrafyasının ihtiyacı yeni düşmanlıklar değil, ortak akıl; yeni savaşlar değil, adalet; boş sözler değil, somut adımlardır.
Çünkü Müslümanlar birleşip mazlumun yanında durmadıkça, bu coğrafyanın acıları dinmeyecek.
Gazze’nin çığlığı hepimize soruyor: Siz kardeşinizin kanı dökülürken hangi saftaydınız?













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *