Gazze’deki Amerikalılar: Bir Mezarlığın Finansörleri

Gazze’deki Amerikalılar: Bir Mezarlığın Finansörleri

Üç yıllık dizginsiz soykırımın ardından, “kurallara dayalı” uluslararası hukuk düzeni yanılsaması paramparça oldu. Amerikan tanığının sessizliği ve İsrailli failin vahşeti birbirinden ayrılamaz bir bütündür; biri rahat bir kayıtsızlıkla, diğeri ise üstünlükçü şiddetle yönlendirilmiştir.

İran asıllı Amerikalı bir akademisyen olan Dr. M. Reza Behnam, Palestine Chronicle’da kaleme aldığı “Gazze’deki Amerikalılar: Bir Mezarlığın Finansörleri” başlıklı yazısında, ABD olarak “Bir mezarlığın finansörleri olduk” ifadesini kullandı. Dr. Behnam şunları yazdı:

***

Gazze’deki uzun süren katliam, modern çağın en belirleyici ahlaki felaketlerinden biri olarak öne çıkıyor. On binlerce Filistinlinin, orantısız bir şekilde kadınların, çocukların ve bebeklerin öldürülmesiyle, tüm bir yerleşim bölgesinin yapay kıtlığa, tıbbi çöküşe ve topyekün yok oluşa doğru gidişi gerçek zamanlı olarak gözler önüne serildi.

Bu karanlıkta olmuyor. Gün ışığında, finanse edilerek, diplomatik olarak korunarak ve tüm dünyanın şahitliğinde gerçekleşiyor. Bu dehşetin neredeyse üç yılı aşkın bir süre sonra Amerikan kamuoyunun utanç verici sessizliğini ve Siyonist devletin motivasyonlarını incelemek, kolektif insanlığın derin bir erozyonuyla yüzleşmek anlamına gelir.

Amerika Birleşik Devletleri vatandaşları için bu soykırım karanlık bir gerçeği ortaya çıkardı: vicdanın önüne kişisel rahatlık ve konfor konuldu.

Apartman bloklarını, çadır kamplarını ve Gazze’nin tamamını yerle bir eden bombalar, “ABD yapımı” damgasıyla damgalanıyor ve Amerikan vergi mükelleflerinin cebinden milyarlarca dolar çekilerek finanse ediliyor. Sağlık, konut ve eğitim gibi iç altyapı sistemleri kötüleşirken, kamu kaynaklarının Gazze’deki katliama yönlendirilmesi, sessizliğimizi bir tür suç ortaklığı haline getiriyor. Bir mezarlığın finansörleri olduk.

Milyonlarca insan için soykırım, önemsiz haber bildirimleri arasında geçiştirilen bir olaydan ibaret. Amerikan çoğunluğunun sessizliği, ahlaki bir yalıtımı ortaya koyuyor; okyanusların, hükümetimizin emperyalist ve cani dış politikasının sonuçlarından korunmayı garanti edebileceğine dair tehlikeli bir inancı.

Şiddete karşı olduklarını iddia edenlerin çoğu, kurumsal mekanizmanın kontrol edilemeyecek kadar büyük ve karmaşık olduğuna kendilerini inandırarak felç edici bir kayıtsızlığa geri çekiliyor. Ancak tarih bunu güçsüzlük olarak kaydetmeyecek; kabullenme olarak hatırlayacaktır. Bir nüfusun endüstriyel ölçekte yok edilmesiyle karşı karşıya kalındığında, sessizlik tarafsız değildir; makinenin işlemeye devam etmesine izin veren bir tutumdur.

Gazze’ye yönelik soykırım savaşı, İsrail toplumundaki içsel ahlaki çürümeyi ve şiddetin normalleşmesini de ortaya çıkardı. Bu düzeydeki yıkımın bu kadar uzun süre geniş iç destekle sürdürülmesi, derin bir toplumsal krizi gösteriyor. On yıllarca süren militarizm, işgal ve devlet destekli apartheid, İsrail kamuoyunda sivil ölümlerinin kutlandığı, haklı gösterildiği veya acımasızca görmezden gelindiği bir ortam yarattı.

7 Ekim 2023’teki Filistin hapishane firarının ardından başlayan askeri saldırı, uzun zaman önce insanlıktan uzaklaştırma ve toplumu yok etme kampanyasına dönüştü. Gazetecilerin, şairlerin, sağlık çalışanlarının, öğretmenlerin ve fırıncıların sistematik olarak hedef alınması, amacın intikam almak olmadığını; asıl amacın Filistinli ailelerin nesillerini yok etmek, toparlanmayı imkansız hale getirmek ve toprakları yaşanmaz kılmak olduğunu kanıtlıyor.

Birleşmiş Milletler vetoları ve sınırsız Amerikan himayesiyle korunan İsrail rejimi, uluslararası hukuk ve yaptırımlardan tamamen muaf olduğu tehlikeli varsayımıyla hareket etmiştir. Bu mutlak cezasızlık, İsrail toplumunu daha güvenli hale getirmemiş; aksine, ahlaki pusulası olmayan, tüm kuralları çiğneyen bir devletin eninde sonunda başarısız olacağını vurgulamıştır.

Üç yıllık dizginsiz soykırımın ardından, “kurallara dayalı” uluslararası hukuk düzeni yanılsaması paramparça oldu. Amerikan tanığının sessizliği ve İsrailli failin vahşeti birbirinden ayrılamaz bir bütündür; biri rahat bir kayıtsızlıkla, diğeri ise üstünlükçü şiddetle yönlendirilmiştir.

Gazze enkazının üzerindeki toz bulutu nihayet dindiğinde, yargılama ve suçlama sadece tetiği çeken ve bombaları atanlara değil, bilen ve sessiz kalanlara da yöneltilecektir.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *