Ukrayna neden İran ticaret gemisine saldırdı?

Ukrayna neden İran ticaret gemisine saldırdı?

Zelenski’nin ABD ziyareti öncesi İran’a yönelik hamlelerini savaşın coğrafi olarak yayılması şeklinde değil, çok boyutlu bir stratejik mesaj ve konumlanma çabası olarak okumak görülüyor.

Bağımsız Araştırmacı Dr. Mammad Ismayılov, Ukrayna’nın Hazar Denizi’ndeki saldırı hamlesinin diplomatik ve jeopolitik boyutlarını şöyle değerlendiriyor:

***

25 Temmuz 2026’da Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde İran bayraklı iki ticari gemiyi vurması, ilk bakışta Rusya-Ukrayna Savaşı’nın coğrafi olarak genişlediği izlenimini uyandırmaktadır. Ancak bu olayı yalnızca bir “cephe genişlemesi” olarak okumak, arkasındaki stratejik mantığın gözden kaçmasına yol açabilir. Bu bağlamda saldırıyı klasik anlamda savaşın genişlemesi olarak görmekten ziyade, Ukrayna’nın iki ayrı çatışma ekseni, yani Rusya ile sürdürdüğü savaş ile ABD, İsrail ve İran gerilimi arasında kendisini stratejik bir “değerli müttefik” olarak konumlandırma girişimi olarak değerlendirmek daha isabetli olacaktır.

Saldırının zamanlaması da bu değerlendirmeyi desteklemektedir. Saldırı, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin 28 Temmuz’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump’la görüşmesinden yalnızca üç gün önce düzenlendi. Zelenskiy’nin bu görüşmede, Rusya’nın İran’a istihbarat ve uydu görüntüsü desteği sağlayarak Körfez’deki ABD tesislerinin hedef alınmasına katkıda bulunduğu iddiasını gündeme getirmesi bekleniyordu.​​​​​​​ Bu bağlamda saldırı, yalnızca askerî bir eylem değil, aynı zamanda diplomatik bir müzakere aracı olarak da değerlendirilebilir. Ukrayna bu yolla kendisini, ABD’nin İran’a yönelik harekâtına somut katkı sağlayabilecek bir ortak olarak sunmaya çalıştığı düşünülebilir.

Saldırı Ukrayna-Rusya ve İran-ABD savaşlarını birleştirebilir mi?

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın fiilî olarak genişlemesi, üç unsur dikkate alındığında çok olası görünmemektedir.

Bunlardan ilki hedef seçimidir. Vurulan gemilerden biri Rusya’ya ait bir füze gemisi olsa da esas hedef İran’a ait iki kargo gemisidir. Bu durum, saldırının ağırlık merkezinin Rusya-Ukrayna hattından ziyade İran merkezli olduğunu göstermektedir.

İkincisi zamanlamadır. ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda İran gemilerini fiilen kısıtladığı bir dönemde Ukrayna’nın, İran’ın nispeten güvenli kabul ettiği Hazar Denizi’nde saldırı düzenlemesi, İran’ı denizden çevreleme stratejisine “gönüllü katkı” olarak okunabilir.

Üçüncü unsur ise saldırının önceki örneklerle gösterdiği benzerliktir. Saldırı, İsrail’in 18 ve 30 Mart 2026 tarihlerinde İran’daki Bender Enzeli Limanı’na yönelik saldırılarıyla belirli paralellikler taşımaktadır. Her iki olayda da İran’a “güvenli deniz limanı yoktur” mesajının verilmesi amaçlanmış olabilir.

Bu üç unsur birlikte değerlendirildiğinde, saldırının Avrupa devletlerinin ABD-İsrail/İran çatışmasında sergilediği pasif tutumun aksine, Ukrayna’nın kendisini daha aktif ve “kullanışlı” bir ortak olarak sunma çabası olduğu sonucuna varılabilir.

Aktörlerin tepkileri

Trump yönetiminin tepkisi, Zelenskiy’nin iki çatışmayı birbirine bağlama stratejisiyle örtüşmemektedir. Nitekim Trump’ın Temmuz 2026’da Air Force One’da gazetecilere yaptığı açıklamada, Rusya’nın İran’a üst düzey destek sağlamadığını, sağlasa dahi bunun etkisinin sınırlı kaldığını belirtmesi, ABD’nin iki savaşı bilinçli biçimde birbirinden ayrı tutma tercihine işaret etmektedir. Bunun rasyonel temeli açıktır: İki cephe ne kadar iç içe geçerse Washington’ın hem Ukrayna hem de İran politikalarını kamuoyu ve müttefikler nezdinde gerekçelendirmesi o kadar güçleşecektir.

İran bakımından değerlendirildiğinde, İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik Komitesi Başkanı İbrahim Azizi’nin 27 Temmuz 2026’da sosyal medya üzerinden, Ukrayna’nın Hazar Denizi’ndeki saldırısına tepki olarak “Ukrayna yakında İran’ın hiçbir eylemi karşılıksız bırakmadığını anlayabilir” açıklamasını yapmış olmasına rağmen, İran’ın Ukrayna’ya doğrudan ve orantılı bir karşılık verme ihtimali zayıf görülmektedir.

Zira ABD ile sürdürdüğü yıpratma mücadelesi sırasında yeni bir cephe açmak Tahran’ın stratejik çıkarlarına aykırıdır. Azizi’nin sert açıklamalarının örtük muhatabının Moskova olduğu da değerlendirilebilir. İran, Rusya’dan aldığı desteği yetersiz bulmakta ve Moskova’nın tam destek sağlamaması hâlinde Ukrayna’nın saldırılarına karşı sessiz kalmayacağını ima etmektedir.

İsrail faktörü

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin 28 Temmuz 2026’da Tahran’da yaptığı açıklamada saldırının İsrail talimatıyla ve Avrupa’yı savaşa çekme amacıyla gerçekleştirildiğini öne sürerek bunu bir BM Şartı ihlali olarak nitelendirmesi dikkat çekicidir.

İsrail’in mart ayında Bender Enzeli’ye yönelik saldırıları ve bölgedeki gelişmiş istihbarat kapasitesi dikkate alındığında, Ukrayna’nın operasyon sırasında İsrail ile istihbarat paylaşmış olabileceği değerlendirilebilir. Ancak bu ihtimali destekleyen doğrulanmış herhangi bir bağlantı bulunmamaktadır.

Irak bağlantısı

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Abudi, 27-28 Temmuz tarihli açıklamalarında, istihbarat analizleri yürüten özel bir birimin Ukrayna’nın ülkedeki faaliyetlerine ilişkin önemli bilgilere ulaştığını ve Irak topraklarında saldırılar düzenleyen grupların yakalandığını, sorgulamalarda ise şüphelilerin Ukrayna adına çalıştıklarını itiraf ettiklerini belirtmiştir. Daha da dikkat çekici biçimde el-Abudi, ayrı bir açıklamasında Irak’ta faaliyet gösteren “Ukrayna bağlantılı hücrelerin” son dönemde Körfez ülkelerine yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının arkasında olduğunu öne sürmüştür.

Bu iddialar Hazar Denizi’ndeki saldırıyla birlikte ele alındığında, ortada tekil bir olaydan ziyade çok katmanlı ve eş zamanlı bir plan olabileceği görülmektedir. Ukrayna, Hazar’dan Irak’a ve Basra Körfezi’ne uzanan geniş bir alanda İran ve müttefiklerini baskılayarak ABD’ye İran’a farklı coğrafyalardan ulaşabileceğini göstermek istemektedir. Bu durum bir yandan ABD ve İsrail’in İran’ı çevreleme stratejisiyle örtüşürken, diğer yandan Ukrayna’nın kendi savaşındaki pazarlık gücünü artırma hedefine hizmet etmektedir.

Olası senaryolar

Mevcut veriler ışığında üç temel senaryo öne çıkmaktadır.

İlk senaryoda, ABD’nin ayrıştırma stratejisini sürdürmesi nedeniyle Ukrayna’nın beklediği doğrudan siyasi ve askerî kazanımları elde edememesi öngörülmektedir.

İkinci senaryoda, İran-Rusya ilişkisindeki güven aşınmasının derinleşmesi ve bunun Moskova’nın bölgesel manevra alanını daraltması ihtimali öne çıkmaktadır.

Üçüncü senaryoda ise Irak’taki hücre iddialarının doğrulanması hâlinde Ukrayna’nın gri bölge operasyonlarının bölgesel istikrarsızlaştırıcı bir unsur olarak algılanması ve bunun Bağdat-Kiev ilişkilerinde diplomatik bir krize yol açması değerlendirilmektedir.

Bu üç senaryo arasında kısa vadede en olası olanı birincisidir. Bununla birlikte, ikinci ve üçüncü senaryoların orta vadeli etkileri, Rusya-İran ekseninin dayanıklılığı açısından daha belirleyici olabilir. Sonuç olarak, Ukrayna’nın İran’a yönelik hamlelerini savaşın coğrafi olarak yayılması şeklinde değil, çok boyutlu bir stratejik mesaj ve konumlanma çabası olarak okumak daha isabetli bir yaklaşım olacaktır.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *