Dünya top peşinde, Gazze, Filistin, Beyrut, Kudüs bombalar altında. Dünya ise, devasa bir panayırın, milyarlarca dolarlık bir endüstrinin ve kitleleri peşinden sürükleyen o büyülü dinin heyecanıyla çalkalanıyor. Bugün küresel vicdan, yeşil sahaların yapay heyecanına feda edilmiş durumda…
Zafer Çam
2026 Dünya Kupası halkları uyutma politikası başladı.
Futbolun “en güçlü müttefiklerin” ev sahipliğinde, parıltılı ışıklar altında bir afyon gibi kitleleri uyuşturduğu, tüm dikkatleri üzerine çektiği o bildik sahne yeniden kuruldu.
Bir meşin topun peşinde koşan yirmi iki adam ibadet haneleri dolduran holiganlar ekranların önünde toplanan milyonlar.
Tribünler tek bir yürek olmuş, meşinden bir topun kalenin çizgisini geçmesini bekliyor.
Ancak madalyonun diğer yüzünde, spot ışıklarının hiç uğramadığı, haritadan silinmek istenen bir coğrafya var: Filistin, Kudüs, Gazze, Beyrut.
Dünya kupası dini yeşil sahalarda bir festival havasında dönerken, Gazze’de, Beyrut’ta, Kudüs’te, Filistin’de tek suçları Müslüman olan mazlumların, kadınların ve en acısı da çocukların üzerine bombalar adeta birer ölüm topu gibi yağdırılıyor.
Amerika destekli egemen güçlerin koruyucu kanatları altında yürütülen İsrail, Yahudi vahşeti, modern dünyanın en büyük utanç vesikası olarak tarihe geçiyor.
Bir tarafta milyonlarca dolarlık futbolcuların tek bir hareketi alkışlanırken, diğer tarafta Filistin’in, Kudüs’ün, Gazze’nin çocukları hayallerini enkazların arasında taşımaya çalışıyor.
Filistinli, Kudüslü Gazzeli bir çocuğun bugün dünyadan tek bir ricası var: Ölümle sonuçlanmayacak bir oyun oynamak.
Onlar, bir sonraki bombardımanla kesintiye uğramayacak bir pas trafiğinin, işgalci uçakların füzeleriyle parçalanmamış uzuvlarla sahada koşabilmenin hayalini kuruyorlar.
Tek parça halinde kaleye ulaşmak, Yahudi’ye seyirci dünyaya bir gol atmak çok daha büyük bir zafer onlar için.
Çünkü o kaleye giden yol; ambargolarla, kapatılan sınır kapılarıyla ve tedavi imkânı bulunmadığı için yok edilmeye terk edilmiş Yahudi bombaların oynandığı alan.
Bugün küresel vicdan, yeşil sahaların yapay heyecanına feda edilmiş durumdadır.
Stadyumlardaki uğultu, enkaz altından Filistin’de, Gazze’de, Kudüs’te gelen çocuk çığlıklarını bastırmak için adeta bir kalkan gibi kullanılıyor.
Futbolun kitleleri uyuşturma gücü, bugün egemen devletlerin en büyük silahına dönüştü.
Beyrut’a, Gazze’de Filistin’de Kudüs halkı topyekûn bir soykırımla yüz yüzeyken, insanlığın odağını doksan dakikalık müsabakalara hapsetmek, adaletsizliğin üzerini örtmenin en kolay yolu haline geldi.
Dünya bir topun peşinden koşadursun; insanlar topun tanrısına tapadursun, tarihin en büyük adaletsizliği, en ağır bombardımanları Gazze’de Filistin’de Beyrut’ta Kudüs’te canlı yayınlarda sergilenmeye devam ediyor.
Unutmamak gerekir ki; tribünlerdeki coşku bittiğinde, ışıklar söndüğünde ve o çok sevilen turnuvalar son bulduğunda geriye sadece iki şey kalacak: Enkazlar arasında bir topun değil, hayatta kalmanın peşinde koşan Gazzeli, Filistinli, Beyrutlu, Kudüslü çocukların asil direnişi.
Ve bu vahşete göz yumup, top peşinde koşarken vicdanını stadyum kapılarında bırakan insanlığın utancı.
Sahi, dünya bu turnuvada hangi takımın şampiyon olduğunu tartışırken, Filistin’de, Beyrut’ta, Kudüs’te, Gazze’de kaç çocuğun hayali daha o enkazların altında kalacak?













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *