Notre Dame Üniversitesi İslam Araştırmaları profesörü Ebrahim Moosa, medrese eğitiminin bilgi ile kişiyi birbirinden ayırmadığını belirterek, “Batı bilgi sistemi sadece kendini övmekten ibaret değil. Temel grameri savaş ve rekabet, rehabilitasyondan ziyade yok etme üzerine kurulu.” derken, Prof. Halil Berktay da, Türkiye’deki tarih eğitiminin sömürge sonrası değil, uzun bir emperyal geleneğin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.
Küresel krizlerin temel nedenleri ile sömürgecilik mirasının ele alındığı “World Decolonization Forum” kapsamında, “Yükseköğretimde Bilgi Üretimi ve Dolaşımı” oturumu düzenlendi.
Moosa: Medrese, ahlaki formasyonu önem verir
Notre Dame Üniversitesinde İslam Araştırmaları profesörü Ebrahim Moosa, burada yaptığı konuşmada medrese eğitiminin bilgi ile kişiyi birbirinden ayırmadığını söyledi.
Güney Asya’da aldığı geleneksel medrese eğitiminin ahlaki formasyona büyük önem verdiğini aktaran Moosa, bu eğitimin Güney Afrika’daki apartheid karşıtı siyasi mücadelesinde kendisine önemli katkılar sunduğunu ifade etti.
Moosa, modern üniversitelerin bilgi üretiminde farklı bir mantıkla hareket ettiğine vurgu yaparak, “Üniversitede bilgi, biçimlendirici boyutunu ve en önemlisi, etik sorumluluğunu kaybediyor.” dedi.
Batı merkezli epistemolojiyi eleştiren Moosa, “Batı bilgi sistemi sadece kendini övmekten ibaret değil. Temel grameri savaş ve rekabet, rehabilitasyondan ziyade yok etme üzerine kurulu.” değerlendirmelerinde bulundu.
Abu Zahra: Üniversitelerde daha eşitlikçi bir güç yapısı kurulmalı
Ottawa Üniversitesinde Uluslararası Kalkınma ve Küresel Çalışmalar profesörü Nadia Abu-Zahra da yükseköğretimde temel kabul edilen “içerik, ders anlatımı, sınav ve not” sisteminin sömürge döneminde öğrencileri kontrol altında tutmak amacıyla geliştirildiğini dile getirdi.
Üniversitelerdeki hiyerarşik yapının sorgulanması gerektiğini kaydeden Abu-Zahra, “Bu, birbirimizden ilişkiler aracılığıyla öğrenmenin ilk adımıdır.” yorumunu yaptı.
Abu-Zahra, eğitimin yalnızca okuma, yazma ve konuşma becerileriyle sınırlandırılmaması gerektiğini belirterek, proje temelli ve kolektif öğrenme modellerinin yaygınlaştırılması çağrısında bulundu.
“Sömürgesizleştirme, nihayetinde herkesin ait olduğunu bilmesini sağlamakla ilgilidir” diyen Abu-Zahra, üniversitelerde daha eşitlikçi bir güç yapısının kurulmasının mümkün olduğuna işaret etti.
Berktay: Türkiye’deki tarih eğitimi, uzun bir emperyal geleneğin devamı
İbn Haldun Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Berktay ise Türkiye’deki tarih eğitiminin sömürge sonrası değil, uzun bir emperyal geleneğin devamı niteliğinde ilkokul, ortaokul ve üniversite tarih bölümlerinde öğretilen 19. yüzyıl tarzı ulusal tarih olduğunu söyledi.
Osmanlı Devleti’nin hiçbir zaman klasik anlamda sömürge olmadığını dile getiren Berktay, Tanzimat dönemindeki askeri, bürokratik ve eğitim reformlarının da sadece Batı modernitesine yetişme çabasıyla ilgili olmadığına değindi.
Massad: ABD’deki İsrail, akademinin önemli ölçüde değiştiğini fark etti
Columbia Üniversitesinde Modern Arap Politikası ve Entelektüel Tarihi profesörü Joseph Massad da ABD üniversitelerinde akademik özgürlük anlayışının özellikle Filistin konusunda baskı altında olduğu yorumunda bulundu.
Massad, 1980’lerden itibaren akademik çalışmaların Filistinlilerin 1948’de yaşadıklarına ilişkin anlatıları doğruladığına dikkati çekerek, “Filistinliler hakkında, İsrail’in onlara yaşattığı ve yaşatmaya devam ettiği şeyler hakkında muazzam bir bilgi birikimi var.” dedi.
Massad, “11 Eylül’den sonra İsrail yanlısı kamp ve ABD’deki İsrail yanlısı lobi, akademinin önemli ölçüde değiştiğini ve Filistinliler ile İsrailliler hakkındaki akademik bilgi ile medya bilgisi arasında büyük bir uçurum oluştuğunu fark etti.” görüşünü paylaştı.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *