Terbiye edilmiş bir ruhla huzura gitmek gerek. Çiğ kalmış, çağla olmuş ama yetkin bir meyve olamadan dalından düşmüş biri olarak değil de olgun bir başak gibi göçüp gitmek isterim bu hayattan. Yaşayacağız tüm hüzünleri ve acıları bilgeliğimize katık yaparak…
Bünyamin Zeran
Sokakların lambaları sönmüş. Tüm ışığını kaybetmiş şehir. Siyahlar içinde bir siluet dolaşır başımda. Ben yurdumu kaybetmişim. Yaşamak böyle bir şey değil diyorum ama yaşamanın tam da böyle bir şey olduğunu bilerek söylüyorum. İnsanın hayatında inişler, çıkışlar, soluklanmalar olur ama soluğunun kesilmesi de olur. Kaç kez kesildi soluğum, kaç kez nefessiz kaldım bilemiyorum. Unutmak insanın şanındandır desem unuttuğunu hatırlamak da şandan. Ben hep unutmak istedim, unutup gitmek ve unutulmak çoğu zaman. Ne ben unutmaya muktedir oldum ne de unutulmaya. Yaşadım, direndim, direttim ama yazgıya yazılı başımla payıma düşene razı oldum. Ellerim cam kırıklarıyla dolu. Kalbimin sancısı bir yürek yangınına dönüşmüş durumda. O an söylemek isteyip de kelimelerin kısırlığından anlatamadığım nice sözcüklerin içinde boğulmaktayım. Yaşamaktan payıma düşene razı olarak kalakalıyorum. Yüzümdeki derin çizgiler geceye yansıyan hüznümü anlatmaya yetmiyor. Dilime saplanmış, çıkaramadığım onca kelimelerle gözlerimden taşan hüznü koyacak bir yer bulamıyorum. Sessizce içime akan gözyaşlarımın hüzün duvarlarımı nasıl çatırtıyla ezip geçtiğini hissedebiliyorum. Hüznümü ve tasamı yalnızca Allah’a havale ederek yaşamanın bir yolunu arıyorum. Neye ağlayayım, ne kadar ağlasam kâfi gelir bilemediğim bir sarhoşlukla kalbimi yaslayacağım yeri bulamıyorum.
Zihnimde taşıdığım yükleri bırakmak için ne kadar uğraştıysam da boşuna. Her yükün üstüne her an yeni bir yükle ödüllendiriliyorum. İnsan yaşadığı acıyı ödül diye tarif edebilir mi bilmiyorum. Acıyı nasıl imgelediğimizle alakalı bir durum olsa gerek. Acı insanı pişirir, olgunlaştırır ve muhtemelen görmesi gereken bir noktayı ısrarla işaret eder. İnsanın eksilerek eksiğini bulması da bir ödül olarak düşünülebilir. Eksilerek kemâle erme yolculuğu, yanarak pişmenin serüveni gibi. İnsan acısını bir ceza olarak düşündüğünde tahammülü daha da azalır. Kim bilir belki bir isyana yol aralar. Ama “olanda hayır vardır” düşüncesi olanın ardındaki hikmete odaklanır. Zira yerlerin, göklerin ve arasındaki her şeyin bir rabbi vardır. Sahip olmadığımızı bize veren bize verdiği şeyleri de bize sormadan alma hakkına sahiptir.
Evet, her ne kadar hikmete odaklanmaya gayret etsem de acı tarif edilemez duruyor üstümde. Yaşamak ağrısı dediğimiz şeye mahkûmum. Gezdiğim sokakların rengi değişiverdi. Tüm caddeleri sanki alev almış gibi. Geçtiğim her sokakta yanıyorum. İçimde acının şıvgınlarını dışarı taşırmamak için tüm acıyan yanlarımı kapatmışım. Acı içimde kökleşiyor, büyüyor ve içimde benle birlikte yanıp kül olmasını istiyorum. İsmet Özel’in şiirinde dediği gibi “…cesur ve onurlu diyecekler halbuki suskun ve kederliyim…” işte bu kederin verdiği suskunlukla güçlü görünmeye çalışmak gibi huylar ediniyorum. Güçleniyorum gücüm kırıldıkça…
Acılı yüzler görüyorum hayatta. Yüz çizgilerine baktığımda acının su gibi nasıl ağdığını görüyorum. Cümlelerin her dile gelişinde ağıda mahkûm gözler görüyorum. Şimdi değil, şimdi ağlamamalısın diyorum. Zamanı değil sonra bir fırsatını bulduğunda kendi başınayken halledersin diyorum. Zaman geçiyor, göz pınarları kuruyor ve ölüm saati yaklaşıyor. Oysa şöyle doyasıya ağlamak ne iyi olurdu bir omuza baş koyarak. Utanıyor olmalıyım ağlamaktan. Zira o kadar uzun zaman oldu ki doyasıya ağlamayalı. Ne zaman ağlayacak olsam düşünmem gereken kişiler ve yapmam gereken sorumluluklarımı hatırlayarak vazgeçtim ağlamaktan. Nice kayıplar yaşadım, nice hüzünler biriktirdim her birini diğerinin üzerine bina ederek yükseldim acının dehlizinde. Acılı yüzleri teselliyle uğraştım, kendimi teselli edecek cümlelerden yoksunken. Beni görenler hep çok güçlüsün dedi. Güçlü müydüm gerçekten yoksa güçlü kalmak zorunda olanlardan mıydım? Ne fark eder ki nihayetinde birçok sebepten ötürü düşmemeye mahkûm, güçlü kalmaya yazgılı ve hüzne tâbi bir adam olarak varolmak zorunda kaldım.
Zaman ilerledikçe acı geçmiyor. Zaman ilerledikçe hüzün terketmiyor. Acıya alışılıyor sadece. Alışmak ise ölmekten daha zor geliyor. Bir şey oluyor, bir hatıra geliyor ve acı olanca ağırlığıyla kalbinize çöküveriyor. Küçücük bir çocuğun sözcükleriyle geliyor bazen, bazen de çocuğun hüzünlü dalışlarından taşıp geliyor. Odaların boşluğu, zamanın boşluğu içinde kayboluyor. Sessiz duvarların çığlığını yalnızca ben duyuyorum. Zaman zaman mobilyaların konuştuğuna tanık oluyorum. Acı şahlanıp şaha kalkıyor. Alıştım diyorsun lakin zaman belli aralıklarla geri sarıyor. Tam her şey iyi olacak dediğin anda hatıralar iyi olacak dediğin şeyleri yazgınla sarmalayıp önüne atıveriyor. Yine de her şeyin bir gün iyi olacağına olan inancın seni muhafaza ediyor. İyi olacak her şey daha iyi olacak diye teselli ediyorsun kendini. Zira iyi olmaktan başka çaremiz mi var ki?
Şimdi yeniden, hep yeniden başlıyorum hayata. Ölmeyi sanat, ölmemeyi bir yazgı olarak alıyorum cepkenime. Dilimle kalbime saplanmış kelimeleri çıkarmaya uğraşıyorum. Dillerim kanıyor, kalbim ağrılar içinde… her sabah kendime yeni bir umut veriyorum, şimdi olmasa da yarın diyorum sabahın rabbine ve gecenin rabbine sığınarak. Kalbimi yaslayacak, hüznümü emanet edecek bir yeri ararken Yakup’un duasını işitiyorum, hüznümü ve tasamı aynı onun gibi Allah’a havale ederek arşınlıyorum hayatı. Var olmakla şereflendirmişse bizi Allah, elbette var olduğumuz dünyaya bir değer katmak için şereflendirmiştir. Gidenler var ettikleri değer kadar anılacaklar, kalanlar ise değerleri var etmeye devam edecekler.
Biliyorum hüzün beni hiç terketmeyecek, acı sonsuz bir devinimle bana yoldaş olacak, ölmeden üstüme takındığım en güzel kostüm hüzün olacak. Elbette yaşadıklarımın toplamı bir adam olarak öleceğim. Adam olarak ölmek niyetindeyim. Bir beşer olarak ölmeye tahammül edemem. Terbiye edilmiş bir ruhla huzura gitmek gerek. Çiğ kalmış, çağla olmuş ama yetkin bir meyve olamadan dalından düşmüş biri olarak değil de olgun bir başak gibi göçüp gitmek isterim bu hayattan. Ölüyorsak yaşanacak çok şey var demektir. Yaşayacağız ölüm bizi bulana dek. Yaşayacağız tüm hüzünleri ve acıları bilgeliğimize katık yaparak. Umut eden olduğumuz kadar umut edilen de olarak yaşayacağız. Her daim eksilmeye devam edeceğiz ve eksildikçe çoğalacağız, gürleşeceğiz, kökleşeceğiz toprakta. Acıların içimizde kökleşmesi gibi. Belki o vakit alçak olan dünyadan arşı alaya yükselebileceğiz. Ya da alçak olan dünyadan daha da aşağıya doğru yol alacağız.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *