İzzet Kıyafette Değil, Kur’an’a Bağlılıktadır

İzzet Kıyafette Değil, Kur’an’a Bağlılıktadır

Son yıllarda din adına yapılan tartışmaların önemli bir kısmı ne yazık ki özden uzaklaşıp şekle indirgenmiş durumdadır. Bazı çevreler Müslümanın izzetini ve şerefini sarıkta, sakalda, kılda hırkada, şalvarda ya da belirli ilahilerde, kıyafetlerde aramaya çalışıyor.

Zafer Çam

Oysa bu yaklaşım hem akla hem de İslam’ın temel mesajına aykırıdır.
Basit ama çarpıcı bir soru soralım:
Eğer sarıkta, şalvarda veya belirli bir giyside gerçekten izzet ve şeref olsaydı, bugün bu kıyafetleri en çok kullanan toplumların dünyada en güçlü, en bağımsız ve en saygın toplumlar olması gerekmez miydi?
Gerçek ise bunun tam tersini göstermektedir.
Bu durum açıkça gösteriyor ki mesele kıyafet değil; mesele zihniyet, ilke ve değerler meselesidir.
İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an, izzetin kaynağını çok açık bir şekilde ortaya koyar.
İzzet; Allah’ın yasalarına, kanunlarına bağlılıkta, adalette, doğrulukta ve ilahi hükümlere sadakatte ortaya çıkar.
Bir toplum, Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçülere bağlı kaldığı sürece onurlu ve güçlü olabilir.
Ancak Kur’an’ın hükümleri terk edilip din yalnızca şekilsel sembollere indirgenirse, geriye içi boş bir görüntü kalır.
Görünüşte dindar ama hayatın içinde adalet, dürüstlük ve sorumluluk olmayan bir toplum, gerçek anlamda izzet sahibi olamaz.
Tarih boyunca bazı anlayışlar dini bir hayat sistemi olmaktan çıkarıp bir görüntü meselesine dönüştürmeye çalışmıştır. İnsanların nasıl yönettiği, nasıl adalet sağladığı veya zulme karşı nasıl tavır aldığı yerine; nasıl giyindiği, sakalının uzunluğu veya sarığının biçimi tartışılır hale gelmiştir.
Oysa İslam, insanı sadece bireysel ibadetlerle değil; toplumsal adaletle, ahlaki sorumlulukla ve hakka bağlılıkla değerlendirir.
Kur’an’ın mesajı bir kıyafet kültürü değil, bir hayat nizamıdır.
Bugün Müslüman dünyasının yaşadığı birçok problemin arkasında da bu yanlış yaklaşım yatmaktadır.
Kur’an’ın adalet, emanet, liyakat, istişare ve sorumluluk gibi temel ilkeleri ihmal edilirken; dindarlık çoğu zaman sadece dış görünüşle ölçülmeye başlanmıştır.
Oysa bir toplumun onurlu ve güçlü olması için önce düşünce, ahlak ve yönetim anlayışının sağlam olması gerekir.
Zulme karşı duramayan, adaleti tesis edemeyen ve bağımsız irade ortaya koyamayan toplumlar, hangi kıyafeti giyerse giysin izzet sahibi olamaz.
Müslümanların yeniden izzet ve şeref kazanmasının yolu şekil tartışmalarından geçmez.
Bu yol; Kur’an’ın ortaya koyduğu değerleri hayatın merkezine koymaktan geçer.
Adaletin hâkim olduğu, liyakatin esas alındığı, ilmin değer gördüğü ve zulme karşı durabilen toplumlar gerçek anlamda onurlu toplumlar olabilir.
Sarık, şalvar, cübbe veya herhangi bir kıyafet bir insanı tek başına yüceltmez.
Bir toplumu yücelten şey; onun adaleti, ahlakı ve ilahi ölçülere olan bağlılığıdır.
Bugün Müslümanların sorması gereken en önemli soru şudur:
Biz dini gerçekten Kur’an’ın anlattığı gibi mi yaşıyoruz, yoksa onu sadece semboller üzerinden mi anlamaya çalışıyoruz?
Gerçek izzet ve şeref kıyafette değil, duruştadır.
Bir toplum Kur’an’ın hükümlerine bağlı kaldığı sürece onurludur.
Ondan uzaklaştığı anda ise, en “dindar” görüntü bile o toplumu izzet sahibi yapmaya yetmez.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *