Tarih, dış müdahalelerin uzun vadede beklenen sonucu üretmediğini defalarca gösterdi. Bir ülkenin altyapısını vurabilirsiniz. Ekonomisini zayıflatabilirsiniz. Siyasi elitlerini hedef alabilirsiniz. Ama bir milletin varlık bilincini ortadan kaldıramazsınız.
Zafer Çam
Hey Sam, hey Solomon!
Büyük bir hesap hatası yapıyorsunuz.
Haritalara bakarak, askeri tabloları önünüze koyarak, ekonomik yaptırımları sıralayarak bir milleti teslim alabileceğinizi sanıyorsunuz. Oysa karşınızda yalnızca bir devlet değil; kökü binlerce yıl öncesine uzanan bir hafıza, bir direnç kültürü ve bir medeniyet birikimi var.
Trump, Netanyahu İran öyle kolay lokma değildir.
Ne Irak’tır, ne Suriye, ne Lübnan, ne de Libya.
Bu ülkelerin her birinin acı dolu hikâyesi var; fakat İran’ın hikâyesi çok daha derin bir tarihe yaslanır. İran, yalnızca modern çağın sınırları içinde doğmuş bir yapı değildir. Pers imparatorluğundan bugüne uzanan bir devlet geleneğinin mirasçısıdır.
Siz daha dünya siyasetinde bir güç olarak ortaya çıkmamışken, bu topraklar tarih yazıyordu.
Bugün operasyonların beşinci gününde tabutlar gemilere yükleniyor.
Denizlerin ötesinden gelip bir halkın rejimini değiştireceğinizi düşünüyorsunuz.
“Rejim değişikliği” kavramını askeri planların içine yerleştirirken, toplumların psikolojisini hesaba katmıyorsunuz.
Oysa tarih, dış müdahalelerin uzun vadede beklenen sonucu üretmediğini defalarca gösterdi.
Bir ülkenin altyapısını vurabilirsiniz. Ekonomisini zayıflatabilirsiniz. Siyasi elitlerini hedef alabilirsiniz. Ama bir milletin varlık bilincini ortadan kaldıramazsınız.
Bu coğrafyada Kerbela sıradan bir tarih sayfası değildir.
Kerbela bir şehirden öte, bir semboldür.
Orada yaşananlar, özellikle Şii dünyasında yalnızca geçmişte kalmış bir olay değil, canlı bir direniş öğretisidir.
Hüseyin bin Ali’nin kıyamı, zulme karşı azınlıkta da olsan ayağa kalkmanın adıdır.
İran toplumunun kolektif hafızasında bu bilinç diri tutulur.
“Şehadet” kavramını sadece bir retorik unsur sanırsanız yanılırsınız. Ölümü göze alan bir toplumu korkutarak teslim alamazsınız.
Bu psikoloji anlaşılmadan yapılan her stratejik hamle eksik kalır.
Bir lideri hedef almakla bir sistemi yıkabileceğinizi düşünmek de ayrı bir yanılgıdır.
Diyelim ki bir isim ortadan kalktı; ne değişecek?
Bu topraklarda liderler gelir geçer, fakat devlet refleksi kalır.
Kişiler fanidir; inanç, kimlik ve devlet aklı kalıcıdır.
Dışarıdan dayatılan hiçbir dönüşüm, içeride kök salmadıkça kalıcı olmaz.
Rejim değişikliği söylemleri güçlü görünebilir; fakat halkın rızasına dayanmayan her düzenleme, uzun vadede daha büyük kırılmalar üretir.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Unutulan bir başka gerçek daha var:
Baskı, toplumları bazen zayıflatmaz; tam tersine konsolide eder.
Dış tehdit algısı, iç ayrılıkları ikinci plana iter.
Müdahale niyeti, kimi zaman hedef alınan yapıyı daha da güçlendirir.
Şunu da akıldan çıkarmayın: Siz dünya sahnesine çıkmadan önce İran vardı.
Siz güç dengelerinde yer değiştirdiğinizde de İran olacak. Çünkü bazı devletler yalnızca siyasi sınırlarla değil, tarihsel süreklilikle var olur.
İran bir gün eleştirilebilir, politikaları tartışılabilir, yönetimi değişebilir. Ama İran’ı hafızasından, kimliğinden ve direniş kültüründen koparabileceğinizi düşünmek büyük bir yanılgıdır.
Son söz şudur: Bir milleti tankla, uçakla, yaptırımla yenebilirsiniz belki; ama tarihle beslenen bir kimliği teslim alamazsınız.
Ve bazı ülkeler vardır ki, varlıklarını sadece güçten değil, inançtan alırlar.
İran onlardan biridir.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *