Yazar İsmail Küçükkılınç, Ercümend Özkan’ın vefatının senei devriyesinde sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında, Özkan ile tanışıklığı ve onun fikirlerine ilişkin görüşlerini aktardı.
İsmail Küçükkılınç’ın paylaşımı şöyle:
PENSİLVANYA MÜLEVVESİ KARŞISINDA ERCÜMENT ÖZKAN
Fikrî abim olmadı hiç ama bu Karayağız Kırşehir Türkmeni’ne zaafım vardı. Bizim İslamcılığımız Ercüment Özkan’a yakındı. Allah’a ve Peygambere iman eder, gayrısını tenkid ve itirazdan masun görmezdik. İslamcılığı biraz da eğilmemek, dik durmak olarak anlardık.
Rahmetli Ercüment Özkan, erkek bir mü’mindi. Muhafazakâr-mütedeyyin camiada hemen herkes Pensilvanya Mülevvesi ve onun Paralel Din Yapılanması’na az-çok muhabbet besler, müsamaha gösterirken merhum Özkan, bu başmülevvesin başhain ve başsapık olduğunu haykırıyor, onun ve paralel ihanet şebekesinin ipliğini pazara çıkarıyor ama maalesef yalnız kalıyor, neredeyse tüm cemaat, tarikat ve dinî gruplar kendisine saldırıyor hatta kendisini şikayet ediyordu.
Kendisiyle ilk defa 1990 veya 91’de tanışıp sohbet ettim. O zaman Pensilvanya Mülevvesi’nin haşhaşîleri, aldıkları emirle Ankara PTT’sinde İktibas dergisinin abonelere ulaşmasını engelliyordu. ANAP iktidarı ve idarecileri şikayetleri dinlemiyor, bu hain şebekeye destek veriyordu.
Rahmetli Özkan, delişmen bir Türkmen idi, ayağını gazdan çekecek fıtratta değildi, karizmatik biriydi ve asla rol yapmıyordu. Cinsiyeti gibi tabiatı, mizacı, karakteri ve şahsiyeti de erkek idi. Üzücüdür ki şimdi isimlerini saysam hayatta olanlarının veya onları sevenlerinin üzüleceği insanlar o zamanlar Ercüment Özkan’a saldırıyor, mezkur hain mel’una arka çıkıyordu. Özkan ve o zamanlar onu seven bizler, İslamî camiada tehlikeli insanlar olarak görülüyor hatta ne acıdır devlete ihbar ediliyorduk. Emniyet ve yargı bize sıcak bakmıyordu. Elimde İktibas’ı gören fakülte kapısında görevli sivil bir polis ismimi not almıştı mesela.
Bu devrede merhum Kadir Mısıroğlu bile bu iblise methiye diziyordu. Sultanahmet’teki bir kitap fuarında merhum Mısıroğlu’na bu dönüşümün sebebini sormuştum, fakire ifade ettiği gerekçe “dinlerarası diyalog” idi. Aslında merhum Mısıroğlu o tarihe kadar dinî açıdan bu mel’unu eleştirmiş filan değildi, gerçi neredeyse eleştiren hiç kimse de yoktu. Ancak bir hakkı teslim için söylemem gerekirse İBDA-C’nin çıkardığı ve hemen her sayısı toplatılan bir dergide galiba Pensilvanya Mülevvesi eleştiriliyordu, zannımca onlar dinî sahihlik bakımından değil bahusus Fetullahçı polislerin kendilerine sert tavrı sebebiyle eleştiri yöneltiyordu.
Rahmetli Ercüment Özkan, temsil ettiği dinî telakki gereği sadece tasavvufa, tarikatlara, mevzu hadislere, Mevlana’ya, Said-i Nursi’ye hatta Milli Görüş’e de eleştiri yöneltmekle kalmıyor, İran ve Mısır merkezli bazı isimleri de listeye dahil ediyordu.
Merhum narsist ve milliyetçi değildi ama galiba İslam’ın İran, Pakistan ve Mısır’dan ziyade Türkiye’de daha iyi anlaşılacağı iddiasındaydı ve kendisine de sahada karşılığı olmayan merkezi bir yer veriyordu ancak Türklerin de kültürleriyle İslam’ı çorba ettiğini söylüyor, tasavvuf ile tarikatlara da ağırca saldırıyordu.
Rahmetli türkü seven Türkmen ve eski bir Türk Ocağı mensubu olarak asla Türkçülük yapmaz, etnik cahiliyeden nefret eder ve Ubeydullah Dalar gibi bazı Kürtlerin katledilmesi sebebiyle de gözyaşı dökerdi. Hizbullah’a karşı da en ağır yazıları o yazmıştır.
Rahmetlinin görüşlerinden ziyade üslubunun sertliği yalnızlığının esas sebebiydi. Canlı yayında Tayyip Erdoğan dahil kimseye merhamet göstermemesi, hele de Hasan Hüseyin Ceylan’ı haşlaması maslahata belki muvafık değildi ama merhum maslahat marazına da muteriz, muhalif ve muhasım/düşmandı. Üslubunun sertliği yalnızlığına yol açsa da bazen uyarıcı görevi görüyordu ama Pensilvanya Fah…’ni Bush’dan daha tehlikeli görmesini o dönem çoğu kimse kabul edemiyordu. Gerçi üslubu yumuşak olsa yine de tesiri zayıf kalacaktı çünkü Türk Milleti, İslam’ı onun gibi anlamıyordu.
Türkiye’ye Şeriat gelmez, Şeriatçılık ile ortak yönleri bulunmasına rağmen ondan hayli farklı olan İslamcılık da taban bulmaz çünkü Türklerin Müslüman oluşunda tayin edici olan yol, şekil ve çizgi ile İslamcılık pek bağdaşmıyor maalesef.
Türkler, İslam’ı canlarını verecek kadar çok seviyor ancak sevdikleri İslam, tevarüs ettikleri gelenekle hemhal ve imtizaç etmiş (kaynaşmış) bir İslam’dır. Türkler ne yaparlarsa yapsınlar genelde hep Müslüman kaldıkları ve yaptıklarının Müslümanlıklarını ortadan kaldırmadığına inandıkları için bazı surlardaki gedikler oldukça genişliyor ve buralar ziyadesiyle tehlike arz ediyor. İşte Gülen adlı iblis, bu gedikleri çok iyi fark etmiş tahsilsiz ama hayli zekî bir mel’un idi. Türklerin İslam’ı sevgilerinde biraz lâkaydîlik, lâubâlilik, tahkike lüzum görmeyen bir rahatlık ve güven vardır. Samimiyet şayet bilgi, araştırma ve eleştiri ile halelenmezse netice vahim olur. Aslında Ercüment Özkan gibi İslamcılar toplumda tabanları olmadığını kabul eder ancak hiç olmazsa bu mesajı vermeği de görev addeder, fakir de onlardan biridir.
Not:
1- Tevazu ile aram iyi değil, tehdidi de sevmem ancak icabında kalemi kurşun gibi kullanmasını da bilirim, bu sebeple daha dün Pensilvanya Fah…’nin sofrasında oturmak, onun gazete ve dergilerinde görünmek için can atanlar, bizim gibi İslamcılara laf atarken dikkatli olsun.
2-Rahmetli, özgüveni hayli yüksek biriydi, entelektüel aşağılık kompleksi ile malül değildi. Sol-liberal yanaşmaları gibi değildi, Ermeni Tehciri’ni haklı bulurdu.
















1 Comment
Şahin Mercan
27 Ocak 2026, 12:46Allah’ım rahmet eylesin severdim şahsen tereddütle beraber
REPLY