‘İşbirliği Yemen’le sınırlı kalmayacak!’

‘İşbirliği Yemen’le sınırlı kalmayacak!’

Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail’in Yemen’de isyancılara verdiği destek, tarafların Babül Mendep Boğazı’nı kontrol altına alma yönündeki ilk adımı olarak değerlendiriliyor. Siyonist rejimin Somali­land’i tanıması da BAE’nin Afrika boynuzundaki üsleri tarafından kolaylaştırılırken, ABD ve İngiltere’nin bu olayların neresinde olduğu merak ediliyor.

Son iki hafta içerisinde Yemen’de, Kasım 2019’da imzalanan Riyad Anlaşması’ndan bu yana benzeri görülmemiş yeni askeri gelişmeler yaşanmaktadır. Bu gelişmelerin temel itici gücünü, mali ve lojistik açıdan Birleşik Arap Emirlikleri tarafından desteklenen Yemen Güney Geçiş Konseyi’nin (STC) faaliyetleri oluşturmaktadır.

Güney Geçiş Konseyi (STC), 2017 yılında kurulmuş bir yapı olup, 5 Kasım 2019 tarihinde Emirlikler ve Suudi Arabistan’a bağlı paralı güçler arasında imzalanan Riyad Anlaşması sürecinde, Başkanlık Liderlik Konseyi (PLC) çatısı altında entegre edilmiş ve Aden’de sürgündeki bir hükümetin parçası hâline gelmiştir.

Ancak, Yemen’in geleceğine ilişkin olarak Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan arasında özellikle BAE’nin Yemen’in bölünmesi senaryosuyla uyumlu tutumu ve buna karşılık Suudi Arabistan’ın bu yaklaşıma muhalefeti nedeniyle, konsey kendi içinde derin görüş ayrılıkları yaşamaya başlamıştır. İki hafta önce, Abu Dabi’nin desteğini alan Güney Geçiş Konseyi’ne bağlı güçler, Yemen’in doğusundaki Hadramut ve El-Mehra vilayetlerinde ilerlemeye başlamış ve Suudi Arabistan müttefiklerinin kontrolündeki merkezleri kısa sürede art arda ele geçirmiştir. Güney Geçiş Konseyi liderleri, bu adımın amacını “Güney Yemen” adıyla bağımsız bir devlet kurmak olarak açıklamıştır.

Bu çerçevede Suudi Arabistan, Yemen’deki toprak değişikliklerine karşı resmî ve açık bir şekilde olumsuz tepki göstermiştir. Özel bir operasyonla, Yemen’in doğusundaki ekonomik merkez olan Mukalla limanına Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Füceyre limanından giren Güney Geçiş Konseyi’nin silah konvoyunu bombalarken, konseyin ve müttefiki Birleşik Arap Emirlikleri’nin politikaları konusunda 24 saatlik bir ültimatom verdi.

Bu ültimatomun ardından Birleşik Arap Emirlikleri, Çarşamba günü yayımladığı bir açıklamayla Yemen’deki iç gerilimlere müdahil olduğu yönündeki iddiaları reddetmiş, ancak Güney Geçiş Konseyi’ne sağlanan desteğin durdurulacağına dair herhangi bir taahhütte bulunmamıştır. Yemen’deki gelişmeler, ayrılıkçı güçlerin şu aşamada ele geçirdikleri bölgelerden geri çekilme niyetinde olmadıklarını göstermektedir.

Nitekim Güney Geçiş Konseyi Sözcüsü Enver et-Temimi, bu güçlerin Hadramut ve El-Mehra’dan geri çekilmeyeceğini açıkça ifade etmiştir. Et-Temimi ayrıca AFP’ye yaptığı açıklamada, bu ay Yemen topraklarının geniş kesimlerini ele geçiren güneyli ayrılıkçıların yeni bir devlet kurma konusunda kararlı olduklarını belirtmiş, ancak resmî ayrılığın yalnızca “uygun şartlar oluştuğunda” gerçekleşeceğini vurgulamıştır.

Gerçek şu ki, Yemen’in güneydoğusunun ele geçirilmesi, 2022 yılında Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda sağlanan ateşkesten bu yana ülkedeki en önemli toprak değişikliği olarak değerlendirilmektedir. Bu gelişme, Yemen’in iç güç dengeleri ile çevre bölge üzerinde geniş kapsamlı sonuçlar doğurmaktadır. Zira Güney Geçiş Konseyi’nin güçlenmesi ve Yemen’in güneyinde elde ettiği kazanımlar, bir yandan İsrail’in Yemen içinde kendisine bir nüfuz alanı oluşturma yönündeki çıkarlarına hizmet ederken, diğer yandan Ensarullah ve Sana’a hükümetinin Siyonist düşmana karşı odaklanmasının zayıflatılmasına ve ülke içindeki çatışmalarla meşgul edilmesine yol açmaktadır.

Her ne kadar bu gelişmeler Yemen’de faaliyet gösteren çeşitli grupları kapsıyor olsa da, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Güney Geçiş Konseyi’ne verdiği destek dikkate alındığında, bu adımların arka planında daha büyük bir planın bulunduğu ve bu süreçlerde Siyonist rejimin izlerinin açıkça görülebildiği anlaşılmaktadır.

Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail’in, 15 Eylül 2020 tarihinde Beyaz Saray’da İbrahim Anlaşmaları’nı imzalamalarının üzerinden beş yıl geçtikten sonra, taraflar güvenlik ve askeri alanlarda kapsamlı işbirliklerine yönelmiştir. Bu işbirliklerinin sonuçları, Orta Doğu’nun istikrarını ciddi biçimde tehdit edebilecek niteliktedir. Söz konusu normalleşme anlaşması, son beş yıl içerisinde askeri işbirliği, istihbarat paylaşımı, ekonomik entegrasyon ve Afrika’ya kadar uzanan ortak yatırımları kapsayan çok boyutlu bir ortaklığa dönüşmüş; bu durum bölgesel istikrarsızlık ve güvensizliği daha da artırmıştır.

Bu çerçevede, BAE ile İsrail arasındaki işbirliğinin merkezinde askeri ortaklıklar yer almakta olup, bu işbirlikleri 2024 yılından itibaren belirgin biçimde artmıştır. Bu kapsamda, ABD ve Bahreyn’in de katılımıyla Kızıldeniz’de çok uluslu deniz tatbikatlarının düzenlenmesi, SPYDER hava savunma sistemi gibi savunma projelerinde eşgüdüm sağlanması ve Hermes 900 insansız hava araçlarının üretimi, BAE’ye ait Mirage 2000-9 savaş uçaklarının Yunanistan’da İsrail güçleriyle gerçekleştirilen tatbikatlara katılması, siber saldırılarla mücadele ve istihbarat paylaşımı amacıyla “Crystal Ball” adlı ortak bir istihbarat platformunun kurulması bu işbirliklerine örnek olarak gösterilmektedir.

Buna ek olarak, 2025 yılında sızdırılan belgeler, İran’ın füze kapasitesine karşı koymak amacıyla ABD’nin gözetimi altında Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn ve İsrail’in dâhil olduğu daha geniş kapsamlı ve gizli bir ittifakın varlığını ortaya koymuştur. Bu adımlar, aynı zamanda bölgesel silahlanma yarışının tırmanması riskini de beraberinde getirmektedir.

Bu bağlamda Yemen’de son derece stratejik öneme sahip alanlardan biri, Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail’in Sokotra Adası’ndaki işbirliğidir. Fransızca konuşan Yahudi topluluğunun resmî sitesi olan JForum tarafından yayımlanan bir rapora göre, Birleşik Arap Emirlikleri ve Siyonist rejim, Yemen’in 350 kilometre güneyinde -Afrika boynuzunun 230 km doğusunda- yer alan stratejik Sokotra Adası’nda bir istihbarat ve casusluk üssü kurma çabası içerisindedir. Tarafların, 2020 yılında tam diplomatik ilişkileri kamuoyuna açıklamadan önce bu projeye ilişkin altyapı çalışmalarına başladıkları belirtilmektedir.

Bu bağlamda, bir grup İsrailli ve Emirlikli istihbarat subayı Sokotra Adası’na giderek istihbarat üsleri kurulmasına elverişli farklı noktaları incelemiştir. Bu faaliyetlerin amacı, başta Babülmendep Boğazı, Aden Körfezi ve Afrika Boynuzu olmak üzere tüm bölgeden istihbarat toplamaktır. Bu nedenle, Güney Geçiş Konseyi’nin Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid’in desteğiyle gerçekleştirdiği ilerlemeler, Tel Aviv ve Abu Dabi’nin güvenlik alanındaki genel stratejisinin ve stratejik Sokotra Adası’na yönelik planlarının bir parçası olarak değerlendirilmektedir.

Birleşik Arap Emirlikleri ile Siyonist rejim arasındaki uyumun bir diğer boyutu ise Yemen ve bu ülkenin çevresindeki bölgelerde yürüttükleri ortak siyasi programlarda somutlaşmaktadır. Bu çerçevede, “Israel Hume” internet sitesi 2020 yazında yayımladığı bir makalede Yemen Güney Geçiş Konseyi’ni İsrail’in “gizli dostları” olarak nitelendirmiştir. Makalenin yazarı Aviel Schneider, “Birkaç hafta önce Orta Doğu’da kapalı kapılar ardında yeni bir ülke ilan edildi” ifadelerini kullanmış; bu sözleriyle Aydarus ez-Zübeydi liderliğindeki Güney Geçiş Konseyi’ne atıfta bulunmuştur.

Schneider, taraflar arasında henüz resmî diplomatik ilişkilerin bulunmadığını vurgulamakla birlikte, Aydarus ez-Zübeydi’nin İsrail ile ilişkilere yönelik “olumlu” tutumunu gelecekte muhtemel ilişkilerin işareti olarak değerlendirmiştir. Aynı dönemde Güney Geçiş Konseyi Başkan Yardımcısı Hani bin Breyk de Siyonist rejimle ilişkileri “çok iyi” olarak tanımlamış ve İsrail’in “Yemen’de yeni, özerk bir devlet kurulması” perspektifine olumlu yaklaştığını ifade etmiştir.

Arap ülkelerinin parçalanmasının, Siyonist rejimin bölgesel stratejileriyle uyumlu olduğu açıktır; Yemen’in güneyindeki ayrılıkçı eğilimlere verilen destek de bu çerçevede analiz edilmektedir. İsrail’in Yemen’deki gizli müdahaleleri yeni değildir. 1962-1970 yılları arasındaki iç savaş sırasında İsrail, Nasır yanlısı cumhuriyetçilere karşı Mütevekkilî Krallık’ı desteklemek amacıyla silah ve mali yardım sağlamıştır. Dolayısıyla İsrail’in bölgede bağımsız bir devletin ortaya çıkmasına yönelik her türlü girişimi şüpheyle ele alınmalıdır.

Güney ve doğu Yemen’de, özellikle Aden ve Mukalla limanları gibi stratejik noktalarda Güney Geçiş Konseyi’nin hâkimiyet kurması, Aden Körfezi ve Arap Denizi’ndeki küresel ticaret yollarının kontrolünü mümkün kılabilir. İsrail rejimi ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ilişkiler dikkate alındığında, bu durum söz konusu rejimin bu stratejik bölge üzerindeki nüfuz ve denetimini artırması anlamına gelebilir. Hâlihazırda işgal altındaki topraklara olan iki bin kilometreden fazla mesafe nedeniyle İsrail için mümkün olmayan bu hedef, bu yolla erişilebilir hâle gelebilir.

Genel olarak, Birleşik Arap Emirlikleri’nin bölgesel ve bölge dışı politikalarının Siyonist rejimle uyumlu hâle gelmesi, Abu Dabi’yi İsrail’in Orta Doğu ve Afrika genelinde nüfuzunu genişletmesinde kilit bir aktöre dönüştürmektedir. Abu Dabi ile Tel Aviv arasındaki yakın ilişkiler göz önüne alındığında, Güney Geçiş Konseyi’nin ilerlemesi ve başarıları İsrail rejiminin çıkarlarına hizmet etmektedir. Ancak dikkat çekici olan husus, bu işbirliğinin Yemen ile sınırlı kalmayacağı, muhtemelen Somali ve Sudan’ı da kapsayacak şekilde bu ülkelerin sınırlarının ötesine taşacağıdır. Bu adımlar, İsrail’in Kızıldeniz’e erişim sağlamak amacıyla söz konusu ülkelerin parçalanmasına yönelik stratejisini kolaylaştırmaktadır.

Bu nedenle, Aralık 2025’te Siyonist rejimin Somali­land’i tanıması (ki bu adımın Afrika Boynuzu’ndaki Birleşik Arap Emirlikleri üsleri tarafından kolaylaştırıldığı bildirilmektedir söz konusu planın somut bir örneği olarak değerlendirilmektedir. Bu gelişme, yakın gelecekte İsrail’e Babülmendep Boğazı’nda askerî varlık bulundurma ve Sana cephesine en yakın mesafeden erişim imkânı sağlarken, aynı zamanda Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu hayati coğrafi alandaki lojistik hâkimiyetini pekiştirebilir.

(Tesnim)

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *