2021 yılından bu yana ülkeyi yöneten askeri cunta, ülkenin 330 ilçesinden 265’inde 28 Aralık, 11 Ocak ve 25 Ocak tarihlerinde üç aşamalı seçimler düzenlemeye hazırlanıyor. Myanmar uzmanı Ro Nay San Lwin, cunta yönetiminin bu seçim yoluyla “ana hedefinin” askeri hükümeti sivil bir hükümet olarak göstermek olduğunu, iktidarı elinde tutmaya devam edeceğini belirtiyor. Arakan Müslümanları ise dünyanın en çok zulüm gören toplulukları arasında yer almaya devam ediyor.
Askeri yönetim altındaki Myanmar, 2021 darbesinden bu yana ilk kez çok aşamalı genel seçimlere hazırlanıyor. Uzmanlar, bu seçimlerin sadece göstermelik olduğunu ve cunta yönetiminin iktidardaki hakimiyetini meşrulaştırmayı amaçladığını söylüyor. Yerel halk arasında Tatmadaw olarak bilinen ordu, 28 Aralık, 11 Ocak ve 25 Ocak tarihlerinde üç aşamada seçimler düzenliyor.
Çoğunluğu Budist olan ve 54 milyondan fazla nüfusa sahip ülke, silahlı gruplar ve ordu arasında yaşanan iç etnik çatışmalarla harap olmuş durumda; binlerce kişi öldü ve 3,5 milyondan fazla kişi yerinden edildi.
Birleşmiş Milletler verilerine göre, şu anda yaklaşık 21,9 milyon insan veya ülke nüfusunun %40’ı insani yardıma ihtiyaç duyuyor.
Darbe lideri ve geçici Cumhurbaşkanı Min Aung Hlaing (69) önderliğindeki cunta, birçok stratejik ve ticari yolun kontrolünü kaybetti; Çin ve Hindistan ile olan sınırlar ise büyük ölçüde muhalif etnik grupların kontrolünde kaldı.
Dünyanın en çok zulüm gören topluluğu olan ve büyük çoğunluğu Rakhine eyaletinin yerlisi olan Müslüman Rohingyalılar ya Bangladeş’e zorla göç ettirilmiş ya da saldırılara maruz kalmaya devam etmektedir.
MNDAA, Ta’ang Ulusal Kurtuluş Ordusu (TNLA) ve Arakan Ordusu da dahil olmak üzere muhalif grupların bir araya gelmesinden oluşan Kardeşlik İttifakı, orduyla savaşıyordu. Ancak son zamanlarda cunta, MNDAA ve TNLA ile ateşkes sağladı.
İç istikrarsızlık, Myanmar’ı dolandırıcılık merkezleri ve afyon tarımının merkezi haline getirdi; afyon tarımı bu yıl %17 artarak 53.100 hektara ulaştı. BM’nin uyuşturucuyla mücadele ajansı, “Myanmar’ın dünyadaki bilinen başlıca yasadışı afyon kaynağı rolüne” dikkat çekti.
Sayılarla seçim
Myanmar’da 664 sandalyeli, iki meclisli bir parlamento bulunmaktadır; alt mecliste 440, üst mecliste ise 224 sandalye vardır.
2008 Anayasası’na göre, iki meclisteki sandalyelerin %25’i görevdeki askeri personele ayrılmıştır; bu da ordunun herhangi bir reform sürecindeki rolünü kritik hale getirmektedir.
Son seçimler Kasım 2020’de yapılmış ve Aung San Suu Kyi’nin Ulusal Demokrasi Birliği (NLD) tarafından kazanılmıştı. Ancak hükümet 1 Şubat 2021’de devrildi. Nobel Barış Ödülü sahibi daha sonra “seçmen hileciliği ve kanunsuz eylemler”le suçlandı.
Cunta, ülke genelinde olağanüstü hal ilan etti ve bu durumu Temmuz ayına kadar birkaç kez uzattı. Temmuz ayında Min Aung Hlaing yeni bir geçici hükümet kurdu ve seçimleri ilan etti.
NLD milletvekillerinin çoğu ülkeyi terk ederek sürgünde bir hükümet kurarken, bir zamanlar Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) orduyu Rohingyalılara karşı soykırım suçlamalarından savunan liderleri Suu Kyi ise ev hapsinde tutulmaya devam ediyor.
Seçimlerin ilk iki aşaması Myanmar’ın 330 ilçesinden 202’sini kapsarken, üçüncü aşama 63 ilçede gerçekleştirilecek.
Cunta, oyların sayımına ilişkin herhangi bir tarih vermediği gibi, seçim sonuçlarının ne zaman açıklanacağına dair de bir açıklama yapmadı.
2023 yılında NLD de dahil olmak üzere 40 siyasi parti feshedilmiş olsa da, en az altı parti (4.963 adayla) seçimlere katılıyor.
Bu arada, bölgesel düzeyde 50’den fazla parti yarış halinde.
Federal düzeyde parlamentoya girmek için yarışan partiler arasında, askeri destekli Birlik Dayanışma ve Kalkınma Partisi yaklaşık 1.018 aday çıkardı.
Oylamanın ardından, parlamento üç ay içinde toplanarak meclis başkanlarını seçmeli ve devlet başkanı olan cumhurbaşkanını belirlemelidir; devlet başkanı da hükümeti kuracak başbakanı seçer.
‘Üçgen’ çatışma
Myanmar siyaseti uzmanı Maung Zarni, Anadolu Ajansı’na verdiği demeçte, cunta tarafından düzenlenen seçimlerin Güneydoğu Asya ülkesinde “daha fazla çatışma ve daha fazla siyasi istikrarsızlık” getireceğini söyledi.
Zarni, uzun yıllardır yaşadığı İngiltere’den telefonla yaptığı açıklamada, “Seçimler, uzun süredir devam eden siyasi sorunları çözmek için değil, askeri cunta için işlerin düzeldiği ve bir nebze barışın sağlanacağı izlenimini yaratmak için tasarlanmıştır” dedi.
“Bu çok, çok yanlış bir yaklaşım çünkü ülkenin büyük bir kısmı [hala] çatışma içinde,” dedi.
Ülkenin “üçlü bir çatışma” içinde olduğunu söyleyen uzman, rekabet halindeki grupları –Tatmadaw (Myanmar ordusu), çoğunluğu oluşturan etnik Burmalılar ve ülke genelinde yayılmış azınlık etnik grupları– kastederek bu ifadeyi kullandı.
“Siyasi çatışmanın kökeni, Myanmar ordusunun reform yapmamasına ve demokratikleşmemesine dayanıyor,” dedi.
“Burmalı olmayan, Budist olmayan azınlık grupları, etnik gruplar var ve bunlar ‘grup eşitliği ilkesine dayalı siyasi özerklik istiyorlar'” diye açıkladı.
Zarni, ikinci ayağın ise “insan hakları, medeni haklar, siyasi demokrasi için mücadele eden ve Burma ordusuna karşı çıkan Burma etnik halkının çoğunluğunu” oluşturduğunu söyledi.
“Ordu bu sorunları ele almıyor. Bunun yerine, cunta, orduyu Burma ulusal siyasetinin ana kontrolcüsü olarak tutmaya çalışıyor,” dedi.
“Seçim ne ilaç ne de çözüm.” diye ilave etti.
‘Ordu iktidarı elinde tutacak’
Zarni’ye göre, cunta 2021 darbesinden bu yana, Çin ve Hindistan ile olan ticaret ve stratejik yollar üzerindeki kontrolünü kaybetti; bu yolların sınırları Kaçin ve Çin etnik grupları tarafından kontrol ediliyor.
Askeri yönetimin, Bangladeş ile olan 271 kilometrelik (168 mil) kara sınırı üzerinde de hiçbir kontrolü olmadığını söyledi. Bangladeş ile sınır komşusu olan ve Müslüman Rohingyalıların yaşadığı Rakhine eyaletinin neredeyse tamamen budist Arakan Ordusu’nun kontrolü altında olduğunu da sözlerine ekledi.
Zarni, bunun ülke genelinde seçimlerin yapılmasını zorlaştırdığını belirtti. Bu yüzden, dedi, halk “seçimler sonucunda ortaya çıkacak herhangi bir siyasi rejimde temsil olmayacak” ve “ordu iktidarı kendi elinde tutacak” diye itiraz ediyor.
2008 Anayasasının ‘Yeniden Yasallaştırılması’
Rohingya savunucusu ve Myanmar uzmanı Ro Nay San Lwin, cunta yönetiminin bu seçim yoluyla “ana hedefinin” askeri hükümeti sivil bir hükümet olarak göstermek olduğunu savundu.
“Uluslararası baskıyı ve yaptırımları hafifletmek için 2008 Anayasasını yeniden yasallaştırmaya çalışıyorlar,” dedi ve 17 yıl önce yarı cunta hükümeti tarafından oluşturulan ve parlamentodaki sandalyelerin %25’ini orduya ayıran Anayasaya atıfta bulundu.
Lwin Anadolu Ajansı’na verdiği demeçte, “Parlamentoda askeri destek olmadan gerçek bir reform mümkün değil” dedi. Ayrıca, 2008 Anayasası’nın orduya üç kritik bakanlığı kontrol etme yetkisi verdiğini de sözlerine ekledi: İçişleri, Savunma ve Sınır İşleri.
Zarni’nin direniş gruplarının bölgenin neredeyse yarısını kontrol ettiği yönündeki analizini destekleyen Lwin, seçim sonucunun “sadece kıyafet değişikliğinden ibaret olacağını: askeri üniformalardan sivil kıyafetlere geçiş olacağını” söyledi.
Almanya merkezli ve Arakan Rohingya Ulusal Konseyi eş başkanı olan Lwin, bunun “siyasi bir sürecin gerçekleşiyormuş gibi yapılması” gibi olduğunu ancak “sivil darbe yoluyla resmi askeri kontrol olarak tasarlandığını” söyledi.
Muhalefet partilerinin yasaklanması nedeniyle, askeri destekli partinin muhtemelen kazanacağını ve bunun da darbe liderinin bir sonraki cumhurbaşkanı olarak atanacağı anlamına geldiğini söyledi.
Çin ve Hindistan meselesi
Rohingya soykırımı üzerine yaptığı çalışmalar geniş çapta kabul gören Zarni, Güneydoğu Asya bölgesel bloğu ASEAN’ın Myanmar konusunda bölünmüş durumda olmasına rağmen, Çin ve Hindistan’ın bölgesel bağlamda önemini koruduğunu söyledi. Bunlar Asya’nın en büyük iki ekonomisi ve askeri ve siyasi açıdan en önemli ülkeleri, dedi. Pekin ve Yeni Delhi’nin “seçimleri memnuniyetle karşılaması halinde, cunta Asya’da bir miktar kabul görecek” diye öngördü.
Zarni, “ABD, İngiltere ve AB’nin Myanmar siyasetinde, iç siyasette, gerçekten bir önemi yok; onlar için de bir önemi yok. Ne derlerse desinler, hiçbir önemi yok,” diye vurguladı.
Lwin, seçimlerin Myanmar için bölgesel olarak “pek bir şey değiştirmeyeceğini” söyledi.
Zarni, yaklaşan seçimlerin “halkla, barışla, demokrasiyle ve istikrarla ilgili olmadığını” söyledi. Ona göre bu, “cunta iktidarda kalmayı daha kabul edilebilir hale getiriyor ve bu da büyük Asya şirketlerinin onlarla iş yapmaktan biraz daha memnun olmalarını sağlıyor.”
Müslümanlar için Arakan Ordusu ile Cunta arasında fark yok
Lwin, Rohingyalılar konusunda ise seçimlerin 2015’ten beri seçimlerden dışlanan devletsiz nüfusa hiçbir rahatlama getirmeyeceğini söyledi. “Hiçbir fark yaratmaz çünkü bizim bölgemiz, Rakhine eyaleti, Arakan Ordusu’nun kontrolünde,” diyen Lwin, grubu “cunta ile aynı yöntemi ve zulmü kullanmakla” suçladı.
2012’den beri kamplarda yaşayan ve oy kullanmalarına izin verilmeyen 130.000 yerinden edilmiş kişi bulunurken, 2017’den beri Tatmadaw tarafından 1,2 milyondan fazla Müslüman Bangladeş’e zorla göç ettirildi. “2015’ten beri Rohingyalılar oy kullanma hakkından mahrum bırakıldı ve bu seçimler topluluk için hiçbir fark yaratmayacak,” diye belirtti.
Uluslararası Adalet Divanı, Myanmar’ın Rohingya Müslüman azınlığına karşı soykırım işlediği iddialarına ilişkin kamuya açık duruşmalar düzenleyecek. Dava, Batı Afrika ülkesi Gambiya tarafından 2019’da açılmıştı.
Zarni’ye göre, seçimler hiçbir çözüm getirmeyecek:
“Çözülmemiş çatışmalar devam ettiği sürece, kimse cuntaya karşı silahlı direnişten vazgeçmeyecek, bu da istikrarsızlık ve güvensizliğin devam edeceği anlamına geliyor.”













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *