Gazze’ye, kanayan ama kararlı mahallelerine geri döndüm. Aynı seçimi yapmış birçok yüz gördüm: Ne olursa olsun kalmak. Biri bana, “Burada ölmek, onursuz bir hayattan daha onurludur” dedi.
Bu satırları, İsrail’in tam tahliye emri verdiği şehrin kalbinden yazıyorum. İsrail, mesajları, açıklamaları ve askeri kararnameleriyle Gazze halkının Han Yunus’un batısındaki El-Mavasi’de bulunan ve “insani bölge” olarak adlandırdığı bölgeye derhal taşınması gerektiğini duyurdu.
Sanki bir milyondan fazla insanın yaşadığı Gazze, bir sözle, bir duyuruyla boşaltılabilir, hayatın söndüğü hayalet bir şehre dönüştürülebilirmiş gibi.
Ben de binlerce kişi gibi çantamı ve taşıyabildiğim her şeyi alıp, o sözde “güvenli liman”da çadır kurabileceğim bir yer aramaya başladım.
Yolda yürüdüm, hiç de azımsanmayacak bir fiyata (300 doların üzerinde), çoğu insanın karşılayamayacağı bir meblağ karşılığında bir kamyona bindim ve şu ağır soruyu da yanımda taşıdım: Gerçekten herkes için yeterli alan var mı? Strip’in sadece %3’lük bir alanı, tüm bu bitkin ruhları, bu parçalanmış aileleri, bu açık yaraları barındırabilir mi?
Merkeze, ardından güneye ulaştığımda, gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştı. Ne “güvenlik”, ne de “insanlık” vardı. El-Mavasî, korku, yoksulluk ve yaşam için en temel koşulların yokluğuyla kapana kısılmış dar bir şeritten başka bir şey değildi.
Yere serilmiş, ağaçların altında veya açıkta uyuyan binlerce yerinden edilmiş insan gördüm. Kadınlar çaresizce bir damla su arıyor, çocuklar açlık ve susuzluktan ağlıyordu.
Tesisler ve hizmetler ise yoktu. Hastaneler zar zor işliyor, fırınlar kapalı, su umut kadar kıttı. Her şey eksikti.
Önce bir gazeteci olarak, sonra da bir insan olarak orada parçalanmış bir şekilde duruyordum. Sığınacak bir yer aradım ama her geçen saat daha da yoğunlaşan bir kalabalıktan başka bir şey bulamadım.
Benim için çadır yok, duvar gölgesi bile yok. Kendime şunu sordum: Eğer burası “güvenli bölge” ise, burada ne tür suçlara katlanmak zorundayız? Yüz binlerce insan nasıl çatısız, hizmetsiz, susuz kalabilir?
İşte o zaman gerçek seçimimin farkına vardım: geri dönmek. İşgal ordusunun bizi zorla çıkarmaya çalıştığı şehrime geri dönmek. Gazze, yıkıma ve bombardımana rağmen en geniş yuva ve en yakın sığınak olmaya devam ediyor.
Geri dönmeyi seçtim, çünkü yol kolaydı ama zorla yerinden edilmelerin sayısında bir sayı daha olmayı reddettim.
Gazze’ye, kanayan ama kararlı mahallelerine geri döndüm. Aynı seçimi yapmış birçok yüz gördüm: Ne olursa olsun kalmak. Biri bana, “Burada ölmek, onursuz bir hayattan daha onurludur,” dedi. Bir diğeri elimi sıktı ve “Başkalarının varlığımızı yok etmesi için evlerimizi terk etmeyeceğiz,” dedi.
O anlarda, Gazze’nin tüm yaralarıyla hâlâ hayat dolu olduğunu hissettim. Kalma kararı sadece kişisel değil, kolektif bir direniş eylemiydi.
Gazze sıradan bir şehir değil. Binlerce yıl öncesine uzanan bir hikâye. Her sokak bir anıyı, her taş bir hikâyeyi barındırıyor, her ev ölüme direnerek dünyaya haykırıyor: Burada yaşıyoruz. Burada kalacağız.
Gazze halkına şehirlerini terk etmeleri söylendiğinde, bu hafızayı öldürme, kimliği silme girişimidir. Ama bugün tanık olduğum şey tam tersiydi: İnsanlar, artık enkaz haline gelmiş olsalar bile, topraklarına ve mahallelerine tutunuyorlardı.
Gerçek şu ki, bu sözde “insani bölge” bir yanılsamadan başka bir şey değil. Devasa bir tuzak, yüz binlerce insanı yaşamaya elverişsiz bir yere atma girişimi.
Gerçek şu ki, Gazze, tüm acılarına rağmen, halkının bilinçli ve kararlı bir şekilde seçtiği yerdir. Ayrılmanın en büyük kayıp, 5.000 yıldır ayakta duran bir şehrin kalıcı kaybı anlamına geldiğini bilirler.
Bu kelimeleri yazmak kolay değil. Her cümle arasında bombalamaların, patlamaların, yerinden edilen ailelerin, okullarından ve oyunlarından koparılan çocukların seslerini duyuyorum.
Ama yazıyorum çünkü yazmanın kendisi bir direniş biçimidir. Yazıyorum çünkü dünya bilmeli: Gazze boşaltılamaz. Gazze silinemez.
Bugün Gazze Şehri’ndeki evimde otururken, verdiğim kararın ölümle bile olsa hayat için bir tercih olduğunu biliyorum. Yaralarımıza tanıklık eden, aynı zamanda dayanıklılığımıza da tanıklık eden bu yerde kalmayı seçtim. Çünkü burada, yıkıntıların arasında, hâlâ kalplerin “Gitmeyeceğiz” diyen atışlarını duyabilirsiniz.
Gazze sadece bir şehir değil. Bir dava, bir kimlik, bir hafıza, bir gelecek. Burada kalmamız, işgal ordusu ne emir verirse versin, bizi topraklarımızdan söküp atamayacağının en gerçek kanıtıdır.
(Filistin Enformasyon Merkezi)













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *