Hindistan, sistemin değişim sürecinde başat aktör olmak istiyor

Hindistan, sistemin değişim sürecinde başat aktör olmak istiyor

Hindistan’ın, istikrarını sürdürmesi halinde birkaç yıl içinde ekonomik olarak Japonya’yı, 2030’a gelmeden de Almanya’yı geride bırakarak dünyada üçüncü sıraya yükselmesi bekleniyor. Bunun için Hindistan’ın uluslararası sistemin değişim sürecinde başat bir aktör olmaya çabaladığı görülüyor.

Maulana Azad Ulusal Urdu Üniversitesi Misafir Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cemil Kutlutürk, çok kutuplu dünya düzeninin konuşulduğu günlerde Hindistan’ın yükselen gücünü ve dış politikada attığı adımları AA Analiz için kaleme aldı.

***

Hindistan, 2025’in başından beri iç ve dış politikada hareketli günler yaşıyor. İktidardaki Bharatiya Janata Partisi (BJP) şubat ayının başında Delhi yasama meclisi seçimleri için kurulan sandıktan büyük bir zaferle çıktı. Aynı günlerde Bengaluru kentinde Asya’nın en büyük havacılık fuarı gerçekleştirildi. Bu fuarda boy gösteren Rusya havacılık şirketinin beşinci nesil Su-57 savaş uçağının Hindistan’da üretilebileceği yönünde teklifte bulunduğu haberleri çıktı.

İç gündemde bunlar yaşanırken Başbakan Narendra Modi, 11 Şubat’ta Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Paris’te bir araya geldi. Ardından Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ziyareti gerçekleşti. Modi, ayağının tozuyla döndüğü Delhi de bu sefer Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani’yi ağırladı. Modi’nin, Al Sani’yi diplomatik teamüllerde eşine az rastlanır bir şekilde havaalanına giderek karşılaması dikkat çekti. Bu tutumu iç basında Katar’ın, Hindistan için diplomatik bir ortaklığın ötesinde çok daha önemli bir konuma sahip olduğu şeklinde yorumlandı.

Tüm bu gelişmeler, transatlantik ilişkiler bağlamında Hindistan’ın nerede konumlanacağı, Asya-Pasifik’te ne tür bir rol üstleneceği ve özellikle de çok kutuplu olmaya doğru evrilen yeni dünya düzeninde nasıl bir mevki kazanacağı gibi soruları beraberinde getiriyor.

Dış politikada “eşit mesafede yakınlık” stratejisi

Hindistan’ın dış politika stratejisinin özellikle BJP iktidarından sonra diğer uluslara “eşit mesafede uzak kalma” anlayışından öte “eşit mesafede yakın olma” ekseninde yön değiştirdiği görülüyor. Bunun arkasında hükümetin dillendirdiği ve aslında kökleri Purana metinlerine dayanan felsefi bir söylem yatıyor. Bu söylem tüm dünyanın dostu anlamına gelen “Vişvabandhu” kavramıyla karşımıza çıkıyor. Bu yaklaşım tarzı, Hindistan’ın Eylül 2023’de G20 Zirvesi’ne ev sahipliği yaptığı dönemde tema olarak belirlediği “Tek Dünya Tek Aile” anlamına gelen “Vasudhaiva Kutumbakam” söylemiyle de ilişkili. Dolayısıyla yöneticilerin politik duruşlarını belirlerken milli ve kültürel değerlerine de referansta bulundukları görülüyor.

Yeni Delhi’nin dış politikadaki yaklaşımı, ulusal güvenliğini ve çıkarlarını merkeze alan dengeli bir siyaset izlenmesini beraberinde getiriyor. Hindistan’ın bir taraftan BRICS; diğer taraftan da Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD) teşkilatlarında yer alması bunu teyit ediyor. Esansında bu strateji riskleri olsa da Hindistan’a farklı unsurları dengeleyebilecek bir alan da açıyor. Örneğin, Hindistan QUAD’da yer alarak ABD ile birlikte Hint-Pasifik’teki etkisini sürdürürken BRICS kanalıyla da hem Çin ile ilişkilerini dengeleme imkanı buluyor hem de Rusya’dan petrol başta olmak üzere ihtiyaç duyduğu gereksinimleri uygun koşullarla temin edebiliyor. Diğer taraftan, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde daimi üye statüsü kazanma hedefi olan Yeni Delhi’nin, daimi üyeler olan Fransa, Rusya ve ABD ile irtibatını güçlendirerek Çin’in bu husustaki tereddüdünü aşmaya çalıştığı söylenebilir.

Hindistan hem QUAD hem de BRICS’te yer olan tek ülke. Bu, Hindistan’ın çoklu uyum stratejisinin bir sonucu olarak okunabilir. Nitekim, Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar ülkesinin blok siyasetinin dışında kalma çabası güttüğünü ifade ediyor. Bu kuruluşlara üye olmayı diğer tarafa sırtını dönme olarak değil; çoklu bağlamı yönetebilme ve farklı alanları çalıştırabilme yeteneği olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla, Hindistan’ın çok yönlü bir dış politika takip etmesinin stratejik özerkliğini güçlendirme ve uluslararası arenada daha etkin bir konuma yükselme hedefine yönelik olduğu belirtilebilir.

Başbakan Modi’nin ABD ziyaretinden ne çıktı?

Önceki hafta Hindistan Başbakanı Modi, ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da bir araya geldi. ABD ziyareti, Modi’nin 16. BRICS zirvesi kapsamında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Kazan’da görüşmesinden yaklaşık 4 ay sonra gerçekleşmiş oldu. Bu hareketlilik, Hindistan’ın Rusya’yla kurduğu yakın teması ile ABD’yle olan stratejik ortaklığı arasındaki dengenin yansıması olarak değerlendirilebilir.

Görüşme sonunda her iki taraf, stratejik bağlarını kritik alanlarda geniş tabanlı hale getirmek için somut adımlar atmaya karar verdi. Modi, ABD ve Hindistan’ın karşılıklı ticaret hacmini 2030’a kadar iki katından fazla artırarak beş yüz milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini vurguladı. Trump’ın, Rusya-Ukrayna ihtilafını çözme yönündeki çabalarını memnuniyetle karşıladı. Modi, Rusya-Ukrayna çatışmasında her iki ülkenin liderleriyle de görüştüğünü, Hindistan’ın tarafsız olmadığını ve barışın yanında olduğunu söyledi. İhtilafın çözümünün ancak her iki ülkenin katıldığı bir platformda tartışıldığında bulunabileceğine inandıklarını da sözlerine ekledi.

Hindistan ve ABD görüşmede enerji transferi ve ticari ilişkiler gibi konuların yanı sıra yüksek öğrenim kurumları arasındaki işbirliklerini güçlendirmeyi de gündemlerine aldı. ABD’de eğitim gören Hintli öğrenci sayısının geçen yıla nazaran yüzde 20’den fazla artış gösterdiği kaydedildi. Başbakan Modi, ABD üniversitelerini Hindistan’da kampüs açmaya çağırdı. Ayrıca, Başkan Trump’ı yaklaşan QUAD liderleri zirvesi için Hindistan’a davet etti.

Trump ise ABD’nin, Hindistan’a askeri satışları artıracağını ve ayrıca F-35 beşinci nesil savaş uçağını sağlamanın yolunu da açacağını söyledi. Ancak bu açıklamanın ardından Hindistan dışişleri bakanlığı yine dengeli ve soğukkanlı politikasını devreye sokarak bunun henüz teklif aşamasında olduğunu söyledi. Öyle anlaşılıyor ki Çin ve Rusya denklemini de düşünen Hindistan tarafı, kendi içinde değerlendirmeler yapacak ve buna göre adımlar atacak. Gerek ABD gerekse Rusya tarafından Hindistan’a sunulan bu tür teklifler, söz konusu ülkelerin ticari ve uluslararası ilişkilerinin bir yansıması olduğu kadar Delhi’nin bölgede yükselen gücünün ve stratejik öneminin bir sonucu olarak da okunmalıdır.

İkili sorunların çözümünde üçüncü bir aktöre sıcak bakılmıyor

ABD Başkanı Trump, görüşme sonrasında Hindistan ile Çin’i kastederek iki komşu arasında devam eden sınır anlaşmazlığının çözümüne destek vermeye hazır olduğunu ifade etti. Bu konuya dair görüşü sorulan Hindistan Dışişleri Bakanlığı Sekreteri Vikram Misri “Komşularımızla ne tür sorunlarımız olursa olsun, bunlarla başa çıkmak için her zaman ikili bir yaklaşım benimsedik. Hindistan ve Çin arasında da durum farklı değil. Onlarla ikili bir düzlemde tüm sorunları tartışıyoruz ve bunu yapmaya devam edeceğiz” dedi. Böylece Hindistan, herhangi bir ülkeyle olan ikili anlaşmazlıklarında üçüncü bir tarafın rolüne veya arabuluculuğuna sıcak bakmadığı yönündeki tavrını yinelemiş oldu.

“Viksit Bharat” hedefi

Hindistan gelir dağılımındaki dengesizlik, sınıfsal ayrışma, çevre kirliliği ve yolsuzluk gibi birikmiş bazı sorunları olsa da sahip olduğu gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) ile son 10 yılda ciddi bir sıçrayış yakaladı ve dünyanın en büyük beşinci ekonomik gücü haline geldi. Hindistan’ın istikrarını sürdürmesi halinde birkaç yıl içinde Japonya’yı, 2030’e gelmeden de Almanya’yı geride bırakarak dünya ekonomisinde üçüncü sıraya yükselmesi öngörülüyor.

Genç demografik gücü, jeopolitik konumu, yazılım teknolojisi, imalat sektörü ve uzay çalışmalarındaki faaliyetleri diğer devletlerin Hindistan ile stratejik ortaklığa girme taleplerini artırıyor. Yeni Delhi’nin ulusal çıkarlarıyla uyumlu, kalkınma odaklı diplomasi yürütmesi de arz-talep denklemini yukarı taşıyor. Dünyanın çok kutuplu yöne doğru evrildiği şu dönemde Hint hükümeti, Modi’nin ABD ziyaretinde vurguladığı gibi, “Viksit Bharat 2047” vizyonuyla, bağımsızlığının yüzüncü yılında gelişmiş bir ülke olma hedefini ortaya koyuyor. Hindistan’ın, yaptığı hamlelerle stratejik özerkliğini güçlendirmeye ve uluslararası sistemin değişim sürecinde başat bir aktör olmaya çabaladığı görülüyor.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *