İki Arada Bir Derede Olmaz

İki Arada Bir Derede Olmaz

Adanmış insanlar diyarı Gazze bütün kâfir ülkesine (darul harbe) karşı çok şanlı bir mücadele vermektedir. Gazze’ye dost görünümünde arka çıkan/çıktığını söyleyen Türkiye ise çelişkiler içerisinde bocalamaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan İsrail başbakanına en ağır sözleri söylüyor görünse de söylenmeyen ama en önemlisi, yapılmayan çok şeyler var.

Türkiye küffarın Gazze’deki kıyımını mümkün mertebe Netanyahu adındaki bir hasta, manyak, vampirin ve etrafına topladığı üç beş serserinin şımarıklığına indirgemeye çalışmaktadır. Halbuki mesele öyle değildir. Ne Netanyahu ‘şımarık bir serseri’den ibarettir ne de İsrail devleti söz geçirilemeyen, gemi azıya almış bir devlettir. İsrail Gazze’de her ne yapıyorsa, tamamını ABD, İngiltere ve diğer bazı Avrupa ülkeleri yapmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’ne, “bu kan senin eline de bulaşmıştır” demesi, ABD’den Gazze cürmünü bir nebze de olsa tenzih etmektedir. Çünkü Netanyahu denilen hasta/vampir Gazze’de kan içerken ABD de orasından-burasından suça bulaşmış bir ‘daha az suçlu’ değildir. Bilakis ABD Gazze soykırımının bir numaralı planlayıcısı, destekçisi, mühimmat ve silah tedarikçisi ve İsrail kuduzluğunun yardım ve yataklık edicisidir. Amerika katildir.

Türkiye bir taraftan Gazze bağlamında Siyonist işgal şebekesinin başbakanına ağır sözler söylemektedir, diğer taraftan da ABD ve NATO ile ilişkilerini geliştirmekte, Avrupa Birliğine girme sevdasına, “alın At’ınızı” öfkesiyle bir çentik atamamaktadır. Bu da 7 Ekim’den önce yürütülmekte olan İsrail’le normalleşme sürecinin zımnen işlediği, Gazze’de Hamas’ın darul harple savaşı biter bitmez oluşacak ‘fırsatlar’ ortamında sürecin -ağır aksak da olsa- yürütüleceğini düşündürmektedir.

Türkiye’nin kendine yapacağı en büyük hayır İslam düşmanlığında listenin en başında bulunan ABD ve diğer Avrupa ülkeleriyle olan ilişkilerini, bu ülkeyi içinde bulunduğu zilletten kurtaracak bir hamle olarak gözden geçirmesi, yakasını namusun bir numaralı düşmanı olanların elinden kurtarmasıdır. Bu anlamıyla aslında Gazze’nin Türkiye’den değil, Türkiye’nin Gazze’den gelecek yardıma ihtiyacı çok büyüktür. Çünkü Gazze halkı küffara kurşun sıkmaktadır, Türkiye ise küffarla müttefikliğini sürdürmektedir.

Küffardan biri olan Huntington’ın terimiyle söyleyecek olursak, Türkiye bölünük ülkedir. İstanbul’da oturmakta ama Londra’da, Paris’te, Berlin’de, New York’ta gönül gezdirmektedir. Kudüs’e ağıt yakmakta ama Tel Aviv’le normalleşme yolları aramaktadır. Normalleşmenin Türkçesi, “biz ettik siz etmeyin!” yakarışıyla katillerin eşiğine yüz sürmektir. Türkiye, komşusu ve kardeşi İran’ı darul harbin dinlemesi için NATO’ya Kürecik’te radar üssü kurdurmakta, radar üssü İsrail’e hizmet ediyor diyenlere de “valla billa günahımıza giriyorsunuz” diyerek vebal atmakta, gönül koymaktadır.

Kısacası Türkiye Gazze’ye bakıp dersler çıkarmalıdır. Çıkarmalıdır ki, müzebzebine beyne zalik şaşkınlığından selamete ermelidir. Şu anda Gazze’ye hiçbir yardım yapamasa bile, ABD ve Avrupa ile ilişkilerinde yeni bir ‘Aksa Tufanı’ da Türkiye estirebilirse, ileride hem kendisi hem de bütün İslam dünyası, hatta tüm dünya için en büyük hayırların doğması sürecini başlatmış olacaktır.

(Venhar)

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *