Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’ndaki “süresiz yoksulluk nafakası” düzenlemesini Anayasa’ya aykırı buldu. 38 yıldır uygulanan kararın iptal edilmesi sonrası, mahkeme, hukuki boşluk olmaması gerekçesiyle uygulamanın 9 ay sonra başlamasına karar verdi. Karar Resmi Gazete’de yayımlandı.
Anayasa Mahkemesi, Kanun’un 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresini iptal etti.
NTV’nin aktardığına göre, kararda nafakanın süresi her olayın kendi şartlarına göre hakim tarafından belirlenmesini gerektirdiği belirtildi. Hangi durumlarda ömür boyu nafakaya hükmedileceğinin de kanunda açıkça yazılması gereği kararın detaylarında vurgulandı.
Mahkeme, hukuki boşluk oluşmaması için uygulamayı 9 ay erteledi. Bu süre içinde TBMM’nin yeni kuralları belirlemesi gerekiyor.
Süreç, Antalya 12. Aile Mahkemesi, baktığı bir boşanma davası için Türk Medeni Kanunu’nun 175’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “süresiz olarak” ibaresinin iptali istemiyle AYM’ye başvurmasıyla başladı. AYM, itiraz konusu olan ifadeyi Anayasa’nın 2, 5 ve 17’nci maddelerine aykırı buldu.
Bugünkü sistemde nafaka ancak alacaklının evlenmeden biriyle evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılıyor. Bu durumlar gerçekleşmedikçe nafaka borcu ömür boyu sürebiliyor.
38 yıldır uygulanıyordu
1926 tarihli Eski Türk Kanunu Medenisi’nin yoksulluk nafakası bir yılla sınırlandırılmıştı. Bu süre sınırı 1988’de 3444 sayılı Kanunla kaldırıldı ve nafakanın süresiz istenmesinin önü açıldı. 2001’de yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu da aynı düzenlemeyi korudu.
Yoksulluk nafakası, boşanma yüzünden geçim sıkıntısına düşen eşe diğer eşin yaptığı düzenli ödeme olarak adlandırılıyor. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesine göre boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen taraf, kusuru daha ağır olmamak şartıyla bu nafakayı isteyebiliyor. Nafaka, ödeyecek kişinin mali gücü oranında belirleniyor. Nafakayı ödeyecek kişinin kusurlu olması da gerekmiyor.
Kanunda “yoksulluk” kelimesinin tanımı da bulunmuyor. Yargıtaya göre yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarını karşılayacak geliri olmayan kişi yoksul sayılıyor.
Anayasa Mahkemesi’nin internet sayfasında, iptal kararına ilişkin açıklamanın tam metni şöyle:
BASIN DUYURUSU
30.9.2026
ND 21/26
Süre Sınırlaması Olmaksızın Yoksulluk Nafakasına Hükmedilmesine İmkân Tanıyan Kurala İlişkin İtiraz Başvurusu Hakkında Karar
Anayasa Mahkemesi 4/6/2026 tarihinde E.2025/156 numaralı dosyada, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…süresiz olarak…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
İtiraz Konusu Kural
İtiraz konusu kuralın da yer aldığı maddenin ilk fıkrasında, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği, ikinci fıkrasında ise yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı öngörülmektedir. Maddenin ilk fıkrasında geçen “süresiz olarak” ifadesi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.
Başvuru Gerekçesi
Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kural nedeniyle yoksulluk nafakası ödeme yükümlülüğünün kişinin hayatının sonuna kadar devam edebileceği, bu durumun kişinin yeniden evlenmesine, mülk edinmesine, doğacak yeni çocuklarını korumasına engel oluşturacağı, kişinin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile mülkiyet hakkına ölçüsüz sınırlama getirdiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Mahkemenin Değerlendirmesi
Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Anayasa’nın 17. maddesinde temel haklar olarak güvence altına alınan maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anılan maddeler uyarınca temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınması da devletin pozitif yükümlülükleri kapsamındadır.
İtiraz konusu kuralla süre sınırlaması olmaksızın yoksulluk nafakasına hükmedilmesine imkân tanınması suretiyle nafaka alacaklısının maddi ve manevi varlığının korunması bakımından giderim yolu öngörülmektedir. Bununla birlikte kuralda nafaka borçlusu olan tarafa süresiz olarak mali nitelikte ödeme yükümlülüğünün öngörülmesi nedeniyle kuralın nafaka borçlusunun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı üzerinde doğrudan bir etkisi bulunmaktadır.
Kanun koyucunun kişilerin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bağlamında pozitif yükümlülüklerini yerine getirirken yapacağı düzenlemelerde anayasal sınırlar içinde kalmak kaydıyla geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Öte yandan özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin söz konusu yükümlülüğü yerine getirirken tarafların karşılıklı hak ve menfaatlerini gözetmesi gerekir. Bu bağlamda bu alanda yapılacak düzenlemeler her iki tarafın menfaatlerini mümkün olduğunca dengelemeli ve taraflardan biri aleyhine ölçüsüz sonuçlar doğurmamalıdır. Dolayısıyla menfaatler arasındaki makul dengenin bozularak taraflardan biri aleyhine aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemesi, pozitif yükümlülüklere aykırılık oluşturabilir.
Kuralla ilgili olarak kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bağlamında devletin pozitif yükümlülüğü incelenirken boşanmada evliliğin süresi, eşlerin yaşı ve sağlık durumu, çalışma hayatına katılma imkânının bulunup bulunmadığı gibi birçok ölçütün dikkate alınıp alınmadığının değerlendirilmesi gerekir. Zira bu ölçütler çatışan haklar arasındaki dengenin oluşturulması açısından oldukça önemlidir.
Yoksulluk nafakasıyla, boşanan eşlerden geçimini sağlayamayacak durumdaki yoksul eşe diğer eşin ekonomik yönden yardım etmesi sağlanarak maddi ve manevi varlığın korunması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle boşanmaya neden olan olaylarda ağır kusuru olmayan eşe evlilikten kaynaklanan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğü çerçevesinde boşanma sonrası belirli bir miktar parasal katkının sağlanması beklenebilir ise de bu yükümlülüğün hiçbir ölçüt belirlenmeksizin kategorik olarak süresiz öngörülmesi kusurlu olması dahi gerekmeyen nafaka borçlusu açısından ağır bir külfete neden olmaktadır. Bu durumda kural kapsamında evliliğin sona ermesinden sonra nafaka yükümlüsünün ömür boyu bu evliliğin sonuçlarıyla bağlı kalmasının kişilerin ruhsal/psikolojik, ekonomik ve sosyal bütünlüğü üzerinde oluşturacağı olumsuz etki devletin çatışan haklar arasında sağlaması gereken makul dengeyi ortadan kaldırmaktadır.
Buna göre yoksulluk nafakası, kural olarak durumun gerektirdiği ölçüde belirli bir süreyle sınırlandırılabileceği gibi bazı durumlarda öngörülecek koşulların varlığı hâlinde nafaka alacaklısı lehine nafaka süresinin uzatılarak yaşam boyunca nafakaya hükmedilebilmesine imkân sağlanması da devletin çatışan haklar arasında adil bir denge kurma yükümlülüğünün sonucudur. Çatışan çıkarlar arasında dengenin kurulabilmesi için yoksulluk nafakasına 4721 sayılı Kanun’un 176. maddesi kapsamında irat biçiminde hükmedilecek durumlarda hâkime; bunun süresini, evliliğin süresi, nafaka alacaklısı eşin yaşı, eğitim ve sağlık durumu ile ekonomik ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla karşılayabilme kapasitesi gibi birçok unsuru dikkate alarak somut olayın kendi özel şartları içinde belirleme yetkisi tanınması, bu kapsamda belirli ve öngörülebilir bir çerçeve oluşturulması gerekir. Bununla birlikte somut olayın özellikleri gereği nafakanın süresiz olarak hükmedilmesini gerektiren hâllere ilişkin kriterlerin de kuralda açık ve net biçimde yer alması makul dengenin sağlanması bakımından kaçınılmazdır.
Bu itibarla kuralla boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak kaydıyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında her koşulda süresiz olarak nafaka istemesine imkân tanınması devletin kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *