Takvim Değişiminden Kutlama Kültürüne: Hicrî Yılbaşı

Takvim Değişiminden Kutlama Kültürüne: Hicrî Yılbaşı

Takvimler değişir, günler gelir geçer. Hicrî takvimin başlangıcı olan Muharrem ayı da bu döngünün doğal bir parçasıdır. Ancak son yıllarda “Hicrî yılbaşı kutlamaları” ifadesi giderek daha görünür hale geliyor. Peki, gerçekten İslamî bir “yılbaşı kutlamasından” söz etmek mümkün mü, yoksa burada başka bir sosyo-kültürel yönelim, başka bir kültürel egemenliğe boyun eğiş mi devreye giriyor?

Hüseyin Pehlivan / Fikir Yorum

İslam’ın temel kaynaklarına bakıldığında, Hicrî yılın başlangıcına dair özel bir kutlama, ibadet veya bayram tanımı bulunmaz. Gelenekte de böyle bir kutlama söz konusu değildir. Kur’an’da ya da sahih hadislerde bu güne özgü bir ritüel, sevinç merasimi ya da toplu kutlama pratiği yer almaz. İslam geleneğinde belirlenmiş iki büyük bayram vardır: Ramazan ve Kurban. Bunun dışındaki günleri “bayramlaştırma” eğilimi ise tarihsel olarak tartışmalı bir alan açar.

Burada asıl mesele sadece dinî dayanak değildir; aynı zamanda bir anlam üretim biçimidir. Hicrî yılbaşı etrafında oluşturulan modern kutlama pratikleri, çoğu zaman dinî içerikten ziyade kültürel bir “kutlama ihtiyacına” cevap verir. Ancak bu ihtiyaç, bazen sınırları belirsiz bir taklit kültürünü de beraberinde getirir. Böylesi bir anlam üretimi ve “kutlama ihtiyacı” yaş günü, isim günü, doğum günü vs. de olduğu gibi modern döneme aittir.

Özellikle modern yılbaşı ritüelleriyle benzeşen semboller, süslemeler ve kutlama dilleri, bazı çevrelerde “özenme” eğilimini gündeme taşır. Burada eleştirilen şey bireysel tercihlerden ziyade, bir kimlik kaymasının işaretleri olarak görülen eğilimlerdir. Kendi tarihsel ve dinî referanslarını yeterli görmeyip, başka kültürel formları sentezleyerek yeniden üretme çabası, “başkalaşma” olarak tanımlanır.

Bu noktada mesele yalnızca bir kutlama meselesi olmaktan çıkar; kültürel özgüven meselesine dönüşür. Kendi değer dünyasını güçlü biçimde inşa edemeyen kişi ve dolayısıyla toplumların, zamanla dışarıdan gelen sembolik pratikleri içselleştirdiği ve bunu sentezleyerek “dinî bir zenginlik” kisvesine büründürmeye çabaladıkları gözlemlenebilir. Bu durum  pekala “psikolojik yenilmişlik” olarak yorumlanabilir.

Elbette takvim başlangıçlarını hatırlamak, geçmişi muhasebe etmek ve yeni bir hicrî yılı idrak etmek başlı başına anlamsız değildir. Ancak bu idrak, kutlama formuna dönüşüp yeni ritüeller üretmeye başladığında soru işaretleri de beraberinde gelir. Dinî olan ile kültürel olanın birbirine karışması, zamanla hem anlam kaybına hem de kavramsal bulanıklığa açacaktır.

Yapılması gereken, bu ve benzer günleri “kutlama”ya dönüştürmek değil; daha çok bir muhasebe, tefekkür ve hatırlama zemini olarak görmektir. Çünkü her takvim başlangıcı bir sevinçten çok, insanın kendi yolculuğunu yeniden düşünmesi için bir imkândır.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *