Emperyalizme Uşaklık Edenlerin Sonu

Emperyalizme Uşaklık Edenlerin Sonu

Siyasetin tozlu koridorlarında, parıltılı kürsülerinde ne söylenirse söylensin; tarihin hükmü kürsüdeki vaatlere değil, kapalı kapılar ardındaki masalarda atılan imzalara bakılarak verilir.

Zafer Çam

Retorik ne kadar süslü, sloganlar ne kadar hamasi olursa olsun, günün sonunda acı gerçek değişmez:
Bugün kendisini “İslamcı” devlet yöneticileri olarak tanımlayıp da emperyalizmin değirmenine su taşıyanlar, davanın en büyük sancısıdır.
İslami değerlerini inancın izzetini, siyasetin geçici menfaatlerine kurban edenler; “seçilmişlik” zırhına bürünüp emperyalistlerin”atanmış” bir memur gibi hareket edenler bilsinler ki, halkın iradesi size teslimiyet için değil, dik duruş için emanet edildi.
Seçilmiş makamlar, emperyalizmin Amerika’nın Batının icazet makamı değildir.
Eğer bir yönetici kendi halkından ziyade Amerika’nın ve Batı’nın başkentlerine bakarak hizalanıyorsa, orada ne millilikten ne de maneviyattan söz edilebilir.
Görüyoruz ki; adı islamcı ülkelerin atanmış liderleri Amerikan rüyasına dalıp, İsrail’in bölgedeki zulmüne sessiz kalarak saf tutma yarışına girmiş.
Emperyalizmin koluna girenler, o kolun bir gün kendilerini boğacağını unutmamalıdır.
Amerika’nın çıkarlarıyla İsrail safında kendi bekasını bir tutanlar, ya gerçeklere karşı körleşirler ya da okyanus ötesinden gelen talimatların kokusuyla sarhoş olurlar.
Allah’ın adıyla hükmetmek, adaleti her şeyin üstünde tutmayı gerektirir. “Allah adıyla cihat etmek”, kılıç sallamaktan önce nefse ve küresel adaletsizliğe karşı bir duruş sergilemektir.
Ancak bugün manzara hazindir:
Amerika karşısında eğilip bükülen, adeta bir lütuf beklercesine boyun eğen bir zihniyet, İslam’ın vakarıyla asla bağdaşmaz.
Amerika’ya, İsrail’e, Batıya uşaklık etmenin sonu, her zaman hüsran ve aşağılanmadır.
Bunun en somut örneğini Trump’ın, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman hakkındaki skandal ifadelerinde gördük.
Trump, dünya kamuoyu önünde pervasızca şöyle diyordu: “Benim k.çımı öpeceğini hiç düşünmemişti, gerçekten düşünmemişti… ve şimdi bana iyi davranmak zorunda… bana iyi davranmalı, davranmak zorunda…”
Şu ibretlik tabloya bakın!
Siz kalkıp kendi halkınızın rızkından keserek, Batı’nın silah sanayisini ve ekonomisini finanse etmek için 1 trilyon dolar vereceksiniz, karşılığında ise “köpek muamelesi” göreceksiniz.
Bu, sadece bir şahsa değil, o şahsın temsil ettiği tüm acziyete yönelik bir aşağılamadır.
Tarih tekerrürden ibarettir.
Amerika’ya, İsrail’e ve Batı’ya sırtını yaslayan, onurunu dolara tahvil eden ve emperyalizmin kapısında icazet bekleyenlerin göreceği son muamele hep aynı olmuştur.
Kendi özüne, halkına ve yaratıcısına değil de Washington’un veya Tel Aviv’in insafına sığınanlar, eninde sonunda kapı dışı edileceklerdir.
Kürsülerde yalan rüzgarları esebilir, ancak masada yazılan o kirli gerçekler bir gün mutlaka halkın huzuruna dökülecektir.
Unutmayın; izzet Allah’ın yanındadır, emperyalist efendilerin masalarında değil!

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *