Bugün yaşanan tam olarak budur: Söylem büyük, gerçek küçük. Gürültü çok, sonuç yok. Sürekli değişen açıklamalarla bir zafer hikâyesi yazılmaya çalışılıyor ama sahadaki gerçekler o hikâyeyi her seferinde yalanlıyor. Bu savaş, propaganda ile değil gerçeklerle bitecek…
Zafer Çam
Dünya, tarihsel bir kırılmanın içinden geçiyor.
Ama bu kırılmanın merkezinde olması gereken ciddiyet yerine, giderek bir tutarsızlık ve savrulma hali öne çıkıyor.
Özellikle Donald Trump’ın savaş sürecindeki açıklamaları, bir devlet yönetiminden çok, anlık reflekslerle yapılan çıkışlara benziyor.
Trump’ın dedikleri artık inandırlıcığını kaybetmiş durumda.
Akşam dediğini sabah çiğniyor.
Kafasında kurduğu kurgular uyanınca değişiyor.
Bu kafa dünyaya yön veriyor
Katil Trump masum olacak değil.
Trump’ın, bir saat içinde savaş bitti açıklaması gün batınca değişiyor.
Dünya siyaset sahnesinde yaşananlar artık ciddiyet sınırlarını aşmış durumda.
Özellikle Donald Trump’ın savaş sürecindeki açıklamaları, bir devlet başkanından çok tutarsız bir yorumcunun söylemlerine benziyor. Bir gün “savaşı kazandık” diyen, ertesi gün “anlaştık” diye açıklama yapan bir liderin, birkaç saat sonra kendi sözlerini inkâr etmesi artık sıradan hale geldi.
Savaş biti İran’la anlaşma yapıldı deniyor.
Ortada açık bir tablo var: İran ile bir anlaşma yok.
Buna rağmen zafer naraları atan bir Amerika Birleşik Devletleri yönetimi var.
Eğer gerçekten kazanıldıysa bu savaş, neden uçak gemileri geri çekiliyor?
Eğer üstünlük sağlandıysa, neden sahadaki gelişmeler bu söylemi doğrulamıyor?
Bir yanda “füze rampalarını imha ettik” diyen açıklamalar, diğer yanda devam eden bombardımanlar…
Gerçeklik ile propaganda arasındaki makas her geçen gün daha da açılıyor.
Bu durum yalnızca bir iletişim hatası değil; bu, doğrudan bir yönetim zaafıdır.
Trump’ın açıklamaları artık strateji değil, refleks haline gelmiş durumda.
Sabah söylediğini akşam inkâr eden bir liderin, savaş gibi ciddi bir süreci yönetmesi mümkün mü?
Umut bağlayanların lideri Trump çöküyor.
Uluslararası krizler, günlük söylem değişiklikleriyle değil; tutarlılık ve akılla yönetilir.
Ne diyor, İran’ın tüm füze rampalarını imha ettik.
İran bu lafı Trump’a yediriyor, uçak gemisini vuruyor, İsrail’in tepesine füzeleri gönderiyor.
Hürmüz Boğazı çıkışı ise bu tabloyu adeta bir fıkraya dönüştürüyor. “Mayınları kaldırın yoksa ne yapacağımı bilirim” demek, güç gösterisi değil çaresizliğin üstünü örtme çabasıdır.
Bu söylem Nasrettin Hoca’nın o meşhur fıkrası geliyor akla:
Hoca bir gün heybesini kaybeder. Köye dönüp yüksek sesle ilan eder:
“Kim aldıysa getirsin, yoksa ben ne yapacağımı bilirim!”
Köylü korkar.
“Hoca bir şey yapar” diye düşünür. Heybeyi bulup getirirler.
Sonra merak ederler, sorarlar:
“Hocam heybe gelmeseydi ne yapacaktın?”
Hoca hiç istifini bozmadan cevap verir:
“Evde eski bir çuval vardı, keser yine kendime heybe yapardım.”
Şimdi sormak lazım: Mayınlar döşenirse ne olacak?
Gerçekten ne yapacak?
Yoksa bu da içi boş bir tehditten mi ibaret?
Bugün yaşanan tam olarak budur: Söylem büyük, gerçek küçük. Gürültü çok, sonuç yok.
Sürekli değişen açıklamalarla bir zafer hikâyesi yazılmaya çalışılıyor ama sahadaki gerçekler o hikâyeyi her seferinde yalanlıyor.
Savaş, sloganla kazanılmaz. Propaganda, gerçeğin yerini tutmaz.
Ve en önemlisi: Dünya, artık neyin gerçek neyin söz olduğunu ayırt edebilecek kadar tecrübeli.
Gerçek şu ki; savaş kazanılmış gibi anlatılıyor ama sahada bunun karşılığı yok.
Söylemler büyüdükçe inandırıcılık küçülüyor.
Ve en tehlikelisi de bu: Gerçeklerden kopmuş bir liderlik anlayışı.
Bu savaş, propaganda ile değil gerçeklerle bitecek.
Ve o gerçekler, ne kadar örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, eninde sonunda ortaya çıkacak.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *