Başarının Hakiki Tarifi

Başarının Hakiki Tarifi

Bizde yarışmanın tüm katılımcıları, bir eksiltme olmadan ödülün tamamına ulaşabilirler (doğal olarak tecziyenin de!), öne geçmek, geri kalmak olası olsa da Nisa 95. ayet mucibince Rabbimiz ‘… hepsine iyilikler vaat etmiştir.’ ve her hâl-ü kârda bizim için ‘iki güzellikten biri vardır’ (Tevbe 52).

Mustafa Bozacı

‘Başarı başardım diyebilenindir’ diye bir ifade var malumunuz. Bu kişisel bir tatmin ve kişinin beklentilerini karşılamış olması neticesinde kendisini bağlayan bir yargı olması manasında kabul edilebilir bir söylemdir. Yeterli olup olmaması, az veya çok olması, kime ve neye göre belirlendiği, daha başka sonuçlara ulaşma imkânı olup olamayacağı, neticede ele geçenin beklentiyi karşılama oranı gibi değişkenler birer bahsi değer olarak ortada durmaktadır.

Dergimizin 2026 Ocak sayısında konu ediğimiz şekliyle ‘Halep’te on arşın atlamak’ birilerine matah gelebilir, belki yeterli de gelebilir. Lakin birileri için kıyası kabil olmayan, uç ve mümkün olmayacak, ispatı istenen bir iddia da olabilir. Her ne kadar kavram olarak ‘görecelik’ kullanımına rezervlerimiz olsa da işin burasında kabul etmeliyiz ki meselenin çok farklı boyutları, değişik bileşenleri, kişi, yer ve zamana konu olacak içerikleri ve bağlamları ve netice olarak gelip dayandığı noktaların farklı olabilmesi açısından göreceli kavramını çağrıştıran yönleri de yok değil!

İşin bu aşamasında ‘amaç-hedef, beklenti, süreç, getiri ve götürüsü, emek-zaman ve maddi imkanlar karşılığında edinilen sonuç, meselenin ilgili tarafları açısından kabullenilmesi gibi hususların da eş zamanlı olarak düşünülmesi ve konunun analizi yanında genel geçer bir anlam/vurgu çerçevesine oturtulması da gereklidir.

O halde meselenin irdelenmesi aşamasında ilkin ‘başarı’ kavramı üzerinde durmak ve ortak, genel geçer, nesnel bir anlama dayandırmak zorundayız. Elbette bu noktada tüm kesimleri ve kişileri bağlayacak bir anlam çerçevesine ulaşabileceğimizin bir garantisi de yok! Yine de öznelliğe, subjektifliğe kapı aralamadan, en azından kendimiz için, kendi okur kitlemiz açısından, en geniş ifadeyle ‘Müslüman camiayı’ ilzam edecek, etmesi gereken boyutuyla konuya dair fikriyatımızı paylaşalım istedik. Peşinen kabul edelim ki burada paylaştıklarımız da bizim ulaşabildiğimiz, edindiğimiz kanaatlerimizdir. Elbette eleştiriye, katkıya, cerh ve ta’dile muhtaç boyutları da söz konusu olacaktır.

Hem başarmak eylemi hem de üstesinden gelinen, amacına ulaşmış iş anlamlarıyla başarı kelimesi ‘başaran kişi’ boyutu işin içine girdiğinde içinden çıkılamaz hale de gelebilir! Süre ve zamanlama meselesi de önemli kriterlerdir başarı kelimesini anlamak, anlamlandırmak için… Düşünün ki size on dakikalık süre veriliyor ve siz on beş dakikada teslim ediyorsunuz işi, işte neticeye ulaşsanız da başarılı sayılmıyorsunuz. Neticede herhangi bir olay, olgu ve durumla alakalı olumlu netice, istenilene ulaşmak, beklentiyi karşılamak, istediğini bulmak, muradın hasıl olması, ürünün ortaya çıkması, çıkarılması çerçevesinde bir karşılık verilebilir başarı kelimesi için. Keza ‘bir işin istendiği şekilde sonuçlanması, sonuçlandırılması’ anlamıyla düşünüldüğünde buradaki ‘istendik’ ifadesi de öne çıkmakta; kimin istemesi, ne istediği, ne kadar ve ne zamanda istediği de önem kazanmakta, öne çıkmaktadır. İşte Halep ve arşın misali…

‘İyi ki’ ve ‘keşke’ ifadeleri de ‘başarı’ kelimesinin sonuçları itibarıyla değerlendirilmesini içeren, süreç ve sonuca göre yorumlanmasını anlatan, atılacak sonraki adımlar ve sonraki denemeler anlamında eksiklikleri ve fazlalıkları, yapılıp yapılmaması gerenleri, ihmal ve ihlalleri içeren, tatmin ve pişmanlık vurgusuyla karşımıza çıkan kullanımlardır.

Başarı kavramı belirli bir hedef için belirli amaçlarla gerçekleştirilen, kriterleri belirlenmiş deneme, sınavlar için söz konusu olabileceği gibi kişi merkezli, belirli bir hedef ve gelişim odaklı, anlık veya süreli, bir yarış ve kıyasa konu olmayacak şekilde de olabilir.

Genel algıya göre ve de yaygın olarak bir ‘yarış’ ve bunun sonuçları anlamında ‘başarı’ ifadesi birlikte kullanılmaktadır günümüzde… Bir yarış söz konusu olduğunda doğal olarak bir ‘varış’ noktası, belirlenmiş kriterler, normlar, ödül ve cezalar, değerlendirme heyeti, hakemlik müessesesi söz konusudur. Akabinde bir sonraki adımda seviye atlama, üst aşamaya geçme, ilerleme durumları hasıl olabileceği gibi bekleme ve tekrar ya da alt/geri seviyelere düşme durumları da hasıl olabilmektedir. Bunlar spor, sanat, edebiyat, müzik vb. alanlardaki yarışmalar olarak karşımıza çıkabildiği gibi örgün ve yaygın boyutlarıyla ‘sınavlar’ şeklinde de karşımıza çıkmaktadır.

Bu yarış ve sınavların bir veya birkaç kazananı olacağı gibi kaybedenleri de olacaktır doğal olarak. Bu yarışların doğası gereği de bir rekabet ortamı, kıyasıya (hem aşırı ve acımasız bir mücadele ve hem de eleme, geçme, saf/yarış dışı bırakma anlamında) mücadele karşımıza çıkmaktadır. Bu manada kural, sınır aşımları, hak ihlalleri de vak’ayı adiyeden olarak sıklıkla karşılaşılabilen durumlar olmaktadır. Şike, iddia/bahis, iltimas, kural ve hedeflerde güncelleme anlamında keyfi değişiklikler, yarada tuz mesabesinde gündem olabilmektedir.

Özellikle ‘tek dünyalı’ diye tesmiye ettiğimiz, seküler ve dünyevileşmiş kesimlerin hali pür melalleri böyledir desek yanlış olmaz. Bu onlar üzerinde pek de sırıtmaz, bir hal ve tavır olarak! Ki zaten onlar ’Bize bu dünyada ver!’ (Bakara 200) deyip durmaktadırlar.

Gel gelelim ilk bakışta ‘dünya ve ahiret’ ikilemine düşmemiş görünen, ‘Rabbim bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver.’ (Bakara 201) diye dua ve niyazda bulunan, bunu namazlarında defaatle tekrar eden kişi ve kesimler için yukarıdakileri taklit ve özenme dürtüsü ile ins ve cin şeytanları ve avanesinin iğvasına kapılarak, meselenin künhüne vakıf olamayıp dünyaya dalanlarla beraber dalıp (Müddessir 45), dünyanın bir oyun ve oyalanma yeri vasıflı olduğunu unutan (En’am 32), ne yardan ne serden vazgeçebilen, sakal bıyık ikileminde kalan, ikircikli tavırlara sahip müslüman oldukları deklaresindeki kişi ve kesimlerin halleri ya nicedir?!

Müslüman zihin, teslim olmuş bilinç, iman etmiş kişi, müslim ve mü’minlik iddiasıyla beraber ‘yarış-varış-başarı’ ölçü, ölçüt, standart ve kriterlerini de değiştirmiş, kendine bu vasıfları veren aşkın iradenin kurallarına, kullarına vereceği karşılıklara da razı olmuş demektir. O andan itibaren artık her şeyin vasfı da değişmiştir, anlamı, amacı da!

Bu bir tercih meselesi gibi gözükse de yaratılmış kulların bu farklı nitelikteki, sınavdan, yarıştan, denenmeden kaçış ve muafiyetleri söz konusu değildir. Bir iki istisnai durum vardır ki bahsi diğerdir; delilik/akılsızlık, baygınlık, uyku ve zorlama halleri gibi… Sözün burasında ‘akılsızlık/delilik’ muafiyetinin gerçek anlamıyla alındığı, aklı başında olup kullanmayan, bunu örten, bile isteye gölgeleyen, emanete devreden, ukalalığı yol edinmiş, us’lu durmayan, aklını ve nefsini ilah edinmişlerin muafiyetleri söz konusu bile edilemeyeceği gibi bu karşılaşacakları ceza-i müeyyidelerin de teminatı gibi olur ancak! Diğer hallerin ise zaman ve mekanla kayıtlı, geçici, arızi durumlar olduğu izahtan varestedir. Durum ortadan kalktığında denenme, sınav aynıyla vâki olacaktır, sürecektir.

Bir de bizim mefkuremizde ‘başarı’; ‘yarış’ vasfı ve kuralları verili, varış noktası önceden belirlenip bildirilmiş, varış noktasındaki tecziye durumu (ödül olarak cennet, kazanılmış ceza olarak cehennem) hatırlatılmış, bu dünya ile sınırlı (doğumdan ölüme, daha farklı ifade ile mükellefiyet çağından emaneti iade ettiğimiz vefat anına kadar), yarışanlar için bir sayı tahdidi olmayan, tümümüzün ister istemez katılmış bulunduğu bir süreç sonunda rıza-ı ilahi’ye kavuşmaktır. Hani dünyevi yarışlarda bir derece sınırlaması vardır ya ilk üçe ödül, birkaç mansiyon gibi… Bu sebeple, bu yarışlarda farklı entrikalar, hileler, kayırmaca/iltimaslar, kurallarda hedefte oynamalar olabilmektedir. Çelme takıp rakibi saf/yarış dışı bırakma vakıaları bile görülebilmektedir. Bizde ise yarışmanın tüm katılımcıları, bir eksiltme olmadan ödülün tamamına ulaşabilirler (doğal olarak tecziyenin de!), öne geçmek, geri kalmak olası olsa da Nisa 95. ayet mucibince Rabbimiz ‘… hepsine iyilikler vaat etmiştir.’ ve her hâl-ü kârda bizim için ‘iki güzellikten biri vardır’ (Tevbe 52). Tefrikaya düşmeden (Âl-i İmran 103) ve kenetlenmiş yapı taşları/bünyanün mersus halinde bir mücadele ve mücahede yürüterek…

‘Dünyada da, ahrette de iyilik isteyip’ (Bakara 201), ‘Allah’ı hakkıyla takdir eden’ (Zümer 67), ‘imanına zulüm bulaştırmayan’ (En’am 82), ‘ahdine sadık kalan’ (Ahzab 23), ‘hakkıyla cihad eden’ (Hac 78), ‘kendilerine verileni/Kitabı hakkıyla tilavet eden’ (Bakara 121), ‘hakkıyla kulluk eden’ (Âl-i İmran 102) mü’min ve müslim kişiler için ‘başarı’; ‘fevzül azim’ (Duhan 57) ve ‘fevzül kebir’ (Burûc 11) terkipleriyle karşılanacak, anlaşılacak şekilde ‘-cennette ikram edilenlerin akabinde ifade edilen- yarışanlar bunun için yarışsın’ (Mutaffifîn 26) ve ‘Rabbinizin mağfireti ve takva sahipleri için hazırlanmış genişliği yerle gök kadar olan cennet için yarışın’ (Âl-i İmran 133) ayetlerinde karşılığını bulduğumuz ve ezcümle vurgulanacak ‘Rabbimizin rızası’ (Beyyine 8), ‘imanın huzuruna ermiş insan; razı olmuş ve razı olunmuş olarak Rabbine dön, kullarımın arasına katıl, cennetime gir’ (Fecr 27-30) ve ‘bağışlanıp ikram edilenlerden olarak cennetime gir’ (Yasin 26-27) lütf-u keremi ve müjdesi ile ötede, ebedi yurtta, ukbada, ahirette karşılanmak, bağışlanıp rıza-i ilahi’ye erdirilerek, cennetle ödüllendirilmek değil de nedir? Başka bir tanım ve tarif yapılabilir mi bu idrak ve bilinç dışında?!

Bizler her işimizin başında ‘besmele’ ile, sonunda/akabinde her hâl-ü kârda ‘hamdele’ ile ve süreçte ise ‘bilgi-bilinç-azim ve kararlılık, sabr-ü sebat, fedakârlık, yardımlaşma ve dayanışma, cehd-cihad şuuruyla ve de kul olduğumuz, imtihana tâbi tutulduğumuz hakikatinin idraki içinde, vüsatimizin sınırları çerçevesinde bir ömürle, geçici dünyadaki mükellefiyetlerimiz, misafirliğimiz dahilinde bir ‘selam yurdu’, ‘ebedi bir ahiret hayatı’ için kendimizi yoracağız… Bizim için yol da budur, yordam da! Başarı da budur, muvaffakiyet de!

Ve; gayret bizden, tevfîk Allah’tandır.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *