Bugün Ercümend Özkan’ı anmak, nostaljik bir hatırlama değildir. Onu anmak; hâlâ geleneğin, cemaatlerin, partilerin ve ideolojilerin gölgesinde Kur’an’ı erteleyenlere bir aynadır. Onu anmak; İslam’ı demokrasiyle, milliyetçilikle, pragmatizmle uzlaştırmaya çalışanlara karşı net bir reddiyedir. Onu anmak; “herkes gibi” Müslüman olmayı reddedip hakikatin tarafını seçme çağrısıdır…
Zafer Çam
Ercümend Özkan, bu topraklarda “İslam” adına söylenen yalanlara, üretilen kutsallara ve konforlu dindarlıklara karşı tek başına bile olsa yürümeyi göze almış bir dava adamıydı.
O, İslam’ı ne geleneğin donuk kalıplarına hapsetti ne de modern ideolojilerin vitrinine koydu.
Kur’an’ı merkeze almayan, Hz. Muhammed’i örnek almayan her anlayışı açıkça reddetti ve bunun bedelini ödemekten geri durmadı.
Türkiye’de Kur’ânî ve Tevhidî bilinçlenme sürecinin öncü isimlerinden biri olan Ercümend Özkan, “atalar dini”ne karşı Kur’an’ı, “alışılmış Müslümanlık”a karşı sahih imanı savundu.
Onun mücadelesi, uzlaşmanın değil ayrışmanın mücadelesiydi.
Çünkü hak ile bâtılın birbirine karıştırıldığı bir zeminde uzlaşma, ancak hakikatin terk edilmesiyle mümkündü.
Tasavvuf ve tarikat yapılarının zamanla İslam’ın yerine ikame edilen ayrı bir din ürettiğini söyledi. Bunu ima ederek değil, açıkça ve net bir dille ifade etti. Kutsallaştırılan şeyhlerin, sorgulanamaz otoritelerin, Kur’an’ın önüne geçirilen geleneklerin karşısında durdu.
Bu yüzden “yalnız” kaldı; ama hakikat hiçbir zaman kalabalıklarla ölçülmezdi.
Ercümend Özkan, modern çağın putlarına da aynı netlikle karşı çıktı. Demokrasinin sadece bir yönetim biçimi olmadığını, seküler yaşam tarzının izdüşümü olduğunu belirterek itiraz etti.
“Demokrasi dini, İslam dini değildir” derken meseleyi kökünden ortaya koyuyordu.
Ona göre İslam, sandıktan değil vahiyden doğardı.
Kur’an merkeze alınmadan ne adalet gelir, ne huzur, ne de adına “İslam devleti” denilen bir düzen kurulabilirdi.
Kur’ansız İslam devleti söylemi, sadece kitleleri oyalayan bir aldatmacaydı.
O, söylediklerini teoride bırakmadı. Hayatını bu sözlerin şahitliğine dönüştürdü.
Mücadeleyi erteleyenlerden, “şartlar uygun değil” diyenlerden, hakikati zamana yayanlardan olmadı.
24 Ocak 1995’te, İslami çalışmalar için gittiği Adana’da kalp krizi geçirerek vefat etti.
Kısacası nasıl yaşadıysa öyle öldü: Allah yolunda koşarken, mücadele hâlindeyken, geri adım atmadan…
Bugün Ercümend Özkan’ı anmak, nostaljik bir hatırlama değildir.
Onu anmak; hâlâ geleneğin, cemaatlerin, partilerin ve ideolojilerin gölgesinde Kur’an’ı erteleyenlere bir aynadır.
Onu anmak; İslam’ı demokrasiyle, milliyetçilikle, pragmatizmle uzlaştırmaya çalışanlara karşı net bir reddiyedir.
Onu anmak; “herkes gibi” Müslüman olmayı reddedip hakikatin tarafını seçme çağrısıdır.
Ercümend Özkan’ı rahmetle anıyoruz.
Rabbimizden onun şahitliğini kabul etmesini diliyoruz.
Onun bıraktığı miras, susanlara karşı konuşanların; uzlaşanlara karşı direnenlerin; Kur’an’ı merkeze Hz. Muhammed’i rol model alıp bedel ödemeyi göze alanların mirasıdır.
Ve bu miras, hâlâ rahatsız ediyorsa, hâlâ diri demektir.













2 Comments
İsmil Tek
24 Ocak 2026, 19:31ALLAH rahmet eylesin.
REPLYYarattığı alemleri saysınca amin İnşallah
Halil yavuzer
24 Ocak 2026, 15:39Tevhid akidesini gereği gibi anlayınız ve ona toz kondurmayınız. Şirk veya küfür niteliği taşıyan şeylerden onu titizlikle koruyunuz. Bunun için Kur’an’dan başka bir şeyi ölçü almayınız. Zira Allah bu konuda kendisine ortak tanımaz. Nitekim Resulullah da bu konuda aynen öyle yapmış, akidesini yalnızca Kur’an’dan almıştır…” bu ifadelerin sahibi yiğit adam Allahın rahmeti üzerine olsun inşallah
REPLY