Özümüz, bizi biz yapan o şey nedir? Adı irade mi, kalp mi, vicdanın sesi mi, bilinç mi, ne dersek diyelim bizi kurtaracak olan O’dur. Ahirette aklımıza gelen düşüncelerden değil, davranışlarımızdan değil (insan gösteriş için de yardım yapabilir), duygularımızdan değil, içimizdeki o temiz niyetlerimizle ve amellerimizle çıkacağız Allah’ın huzuruna.
Gülbahar Ay Satan
7 yaşındaki kızım gece yarısı bana şöyle bir soru sordu: “Anne, çok dua edersem Allah bıkar mı, onu rahatsız eder miyim?” Bu soru beni çaresiz hissettirdi. Çünkü bu sıradan bir çocuk sorusu değildi. Çocuklarımı ahlaklı, empati yapabilen birey olarak yetiştirmek isterken (ki algıları zaten doğuştan çok açık olan çocuklarımın) algılarını fazladan uyardığımı farkettim. Evet, ahlak konusunda yetişkin bir birey kadar bilgi sahibi oldular. Benim amacım bilinçli bir birey olmaları idi. Ama çoğu durumda kaygılı daha doğrusu hassas hale gelmeye başladılar. Artık dua ederken Allah’ı bile rahatsız edeceğim diye uyuyamayan ve sıradan basit şeyler için bile çok fazla kaygı, korku duyan bir çocuk vardı karşımda. Bu durum günlük hayatını hatta beslenmesini bile etkilemeye başlamıştı.
Kızımı asla psikoloğa götürmeyi düşünmedim. Çünkü ciddiye alıp detaylı açıklama yaptıkça soruları ve endişeleri daha da artıyordu. Kızımın profesyonel kişilerden çok basitliğe ve kaygılarını normalleştirmeye ihtiyacı vardı.
Peki şimdi ne yapacaktım. Korkuları yersiz olsa da onun ruhu gerçekten sancı çekiyordu. Kendi çocukluğuma gittim, ben nasıl aşmıştım bu düşünceleri. Babam ben korktuğumda, hasta olduğumda nasıl davranmıştı. Tek tek hatırlamaya çalıştım.
Ben çoğu zaman ölümü ve hayatı kabullenip kendimi güçlü tutmayı başarmışken, daha minicik bir kız çocuğuna hangi cümleleri kuracaktım. O sıkıntılara, korkulara nasıl göğüs ger diyecektim. Anne yüreğiyle hangi kelimeleri seçip kullanacaktım. Biz hasta olduğumuzda babam, ‘çocuk tabii ki hasta olacak’ derdi. Her şeye ‘nasip’ derdi, ‘Allah bilir’ derdi. ‘Burası dünya’ derdi. Bu umursamaz soğuk gibi görünen cümlelerin kıymetini şimdi daha iyi anlıyorum.
Tam da bu günlerde bir kitap ismine rastladım. Kitabın adı “Olabilir”, yazarı İzzet Güllü diye bir psikolog. “Sen hasta değilsin” diye birkaç kitabı daha varmış. Kitaplarını hiç okumadım. Ama bu psikoloğun telkin adını verdiği birkaç videosunu hızlıca izledim. Danışanlarına bu videoları öneriyordu. Psikolog diyorum ama bu adam, meslektaşları olan psikologların, insanlara hastasın diyerek hem zaman hem de paralarını alan birer “düzenbaz” olduklarını söylüyordu. Bu adam diğer popüler psikologlar gibi havalı değil, tam tersi mütevazı bir Anadolu insanıydı. Boş ama iddialı sloganlardan bıktığımız için videoyu ön yargıyla burun kıvırarak izledim ama şaşırtıcı bir şekilde çok etkilendim. Benim yıllarca farkında olmadan yaptığım ama dile getiremediğim şeyleri adam nokta atışıyla sana altın bir tepside hazır sunuyordu. 40 yıllık bir tecrübeyle ulaşılacak olgunlaşmış bilgileri sana sohbet havasında evinden acemice çektiği videolarla anlatıyordu. Söylediklerinin derinliği ile çektiği videoların basitliği çelişiyordu. Diğer psikologlar gibi kendini ağırdan satmıyordu.
Yılandan korkan bir danışanına, ‘elbette korkabilirsin’ diyordu. Kalabalık önünde konuşamayan birine, ‘ben de konuşamıyorum sen de kalabalık karşısında konuşma’ diyordu. Danışanlarına, bir duyguyu yanlış algıdan dolayı biraz fazla yaşıyorsun diye neden hemen psikoloğa gidiyorsun diye kızıyordu. Yanlış algılayarak kendini çok yakışıklı hisseden, kendini çok beğenen de psikoloğa gitsin o zaman diyordu. Şu basit kelimeler aslında her şeyi didikleyen, her duyguya, düşünceye hastalık ismi koyan günümüz insanına birer tokat gibi cevaptı. Önceden birkaç beyaz eşyayla ihtiyacımız görülürken günümüzde piyasada ihtiyacımız olduğuna inandırdıkları yüzlerce ev aleti çıkmıştı. Tabii sağlık piyasası da bundan geri durmadı ve yüzlerce fobi, hastalık üretti maalesef alıcısı da çok oldu. Çünkü bu hastalığı üreten de yaygınlaştıran da dünyadaki bilim insanı idi. Neredeyse birkaç gerçek hastalık dışında psikologlar insanları meşgul ederek oyalamaktadır. Ama benim şahsi düşüncem Türkiye’deki çoğu psikolog bunu bilmeyerek yapmaktadır.
İzzet Güllü, panik atak olan bir danışanıyla şöyle bir diyalog kuruyordu:
-hocam kalbim çok çarpıyor
-olabilir
-ama çok çarpıyor, nefes bile alamadım
-olabilir
-delirmekten korktum, ya tekrar atak geçirirsem
-olabilir
Evet danışanlarına olabilir ve ilgilenmiyorum diyeceksin diyordu. Kısaca ölümden öte köy yok ölebilirsin ama panik ataktan değil, fani olduğun için diyordu. Panik atak öldürmez. Sen işine gücüne bak diyor. ‘Olabilir’ telkiniyle korkular, panikler azalıyor. Evhamların senin peşini bıraktığını iddia ediyordu.
Acaba bu psikoloğun söylediği şeyler sadece beni mi etkilemişti? Hemen araştırmaya başladım. Telkin videolarının altına yüzlerce kişi yorum yazmıştı. Üstelik yıllar önce iyileşen ve sonrasında bunalıma girmeyen insanlar vardı. Panik ataktan vesveseye her türlü sorunda işe yarıyordu bu telkin videoları. 10 yıldır psikoloğa gidip terapi gören, yıllarca antidepresan kullanan insanlar birkaç ay bu psikoloğun videolarını dinleyerek “iyileşiyordu”. Tırnak içinde iyileşiyordu, aslında bu insanlar hasta değildi sadece bazı gerçeklerin farkına yeni varmışlardı. Psikolog onlara videolarını bir telkin gibi her gün dinlemelerini söylüyordu. İdrak etmeye bağlı olarak bazı insanlar bir yılda, bazıları 6 ayda, bazıları 2 haftada bunalımdan çıkıyordu. Ben kısa birkaç videosunu izleyerek bile kızıma yüzde 90 nasıl davranacağımı kavramıştım. Çünkü bana adeta dilimim ucundakilerini söylüyordu. Hemen kızıma uygulamaya başladım. Ve eğer başarılı olursa bunun üzerine yazı yazacağıma dair kendime söz verdim. Allah’a şükür anında çok faydasını gördük ve başkaları da faydalansın diye kendi bilgi ve tecrübelerimi de dahil ederek bu yazıyı yazdım.
Bu psikoloğun acaba katılmadığım fikirleri var mıydı? Onun ismini vererek bir vebal altına girer miydim? ‘İnsan hata yapabilir’ dedim. İsabetli fikirleri o kadar çoktu ki ismini açıkça yazmaktan çekinmedim. Bazı yerlerde o kadar aynı düşünüyorduk ki psikoloğun verdiği örnekler ile benim örneklerim adeta birbirini besledi bu yazıda.
Evet, korkmak, kaygı, endişe sıkıntı bunlar birer duyguydu. Sevinç, heyecan, mutluluk bunlar da duyguydu. Hepsinin bir görevi vardı. Ve bir insanda tüm duygular olmalıydı. Keder de mutluluk da… Bunalımdan çıkmak için birinci basamak buna inanmak, bunu anlamak idi. Eğer, ‘Hayır! Bu dünyada sadece mutluluk ve sağlık var, hüzün, keder ve hastalık yok’ diyorsan zaten bu yazıyı okumaya gerek yok. Çünkü insanın fıtratına ters düşüyorsun demektir. Düğmeleri daha baştan yanlış ilikliyorsun demektir. Aslında bizi koruyan duygular korku, sıkıntı vb… Korku bizi daha tedbirli yapar, sıkıntı bizi daha verimli ve aktif yapar. Üzüntü bizi daha merhametli yapar. Kırılmak bizi daha tecrübeli yapar.
Bazı kişiler, hayır benim derdim, korkum, sıkıntım bambaşka, bu yazı bana şifa olmaz diyebilir. Psikolog İzzet Güllü’nün de dediği gibi korku korkudur. Bunları kategoriye ayırmaya gerek yok. Sadece dozu farklıdır. Korku biraz fazla diye işlevi değişmez. Bazıları kalp krizi geçirmekten korkar, bazıları felç kalmaktan, bazıları hasta olmaktan, bazıları muhtaç olmaktan, bazıları yalnız kalmaktan, bazıları küçük düşmekten, bazıları çıldırmaktan korkar. Bazıları karanlıktan, bazıları kalabalıktan, bazıları yılandan korkar. Ama korku kavramı değişmez, korku korkudur. Psikoloğun dediği gibi korkunun azı normal, çoğu hastalık değildir. Bu kaygı için de hatta tüm sıkıntı veren duygular için de geçerlidir. Bir duygunun dozu artınca hastalık olmaz. Düşünce için de geçerli bu. İyi düşünce de, kötü düşünce de, hatta saçma düşünce de sonuçta bir düşüncedir. İzzet Güllü’nün çok güzel gülümseten bir örneği var: “Güzel düşünce aklına gelecek de, kötü düşünce safra kesene mi gidecek” yani aklımıza her türlü düşünce gelebilir. Davranışa dökmedikçe bu düşünceler normaldir. Korkmak normal ama insanlar korkudan korkuyor. Kaygı normal ama kaygılandım diye kaygılanıyor. Yaşadığı duygulara mercek tutarak onları büyütüyor ve kaçınılmaz olarak baş edemeyip bunalıma giriyor.
Önce ben ikna olmalıydım, anlamalıydım ki kızıma öyle şifa olmalıydım. Beyin organı çok zeki bir varlık, onu ikna etmeye çalıştıkça yeni argümanlar üretiyor. Çünkü bu dünyada her şey olabilirdi ve beyin bunu biliyordu. Ama duygular ve düşünceler karşısında “olabilir” dersen zihin esniyordu. Gücümüzün yetmediği yerde esnek olmak, kul olduğunu hatırlamak, olabilir demek, Allah bilir demek.
Kızıma uyguladığım yöntem ve cümleler. Daha doğrusu diyaloglar şöyleydi:
-Anne yarın okula geç kalacağım diye korkuyorum.
-Olabilir yavrum geç kalabilirsin. Bunun için korkman da normal.
-Ya geç kalınca öğretmen kızarsa?
-Öğretmenler bazen kızabilir. Bu seni sevmediği anlamına gelmez.
-Ya kızınca çok utanırsam, herkesin içinde ağlarsam?
-Olabilir, ağlamak normaldir. Her çocuk ağlar.
Evet, her konuda, her kaygı durumunda buna benzer diyaloglarımız oldu. Ve büyük oranda normale döndü yavrum.
Önceleri ben ona dakikalarca açıklama yapıyordum. Korkma diyordum. Korkma kelimesini duyar duymaz daha çok korkuyor ve panikle yeni argümanlar önüme koyuyordu. Demek ki korkmamam lazım diyordu. Korktuğu için bir sorun olduğunu düşünüyordu.
Kızımla olan başka bir diyalog da şöyleydi:
-Anne bazen aklıma çok tuhaf düşünceler geliyor, mesela Allah yokmuş gibi.
-Olabilir yavrum düşünce akla gelir bağırsaklara gidecek hali yok ya. Takmazsan zaten bir süre sonra gider.
-Takmıyorum anne ama yine de gitmiyor.
-Gitmeyebilir yavrum. Bırak kalsın o düşünce. Bir düşünce akla geldi diye bu onun gerçek olduğu anlamına gelmez ki Allah senin niyetini bilir.
-Çok sıkılıyorum anne.
-Olabilir, burası dünya yavrucuğum. İnsan bazen sıkılabilir. Sıkıntı sana bir şeyler anlatıyor. Demek ki bir şeyler üretmen gerekli. Hadi bir resim yap bakalım.
-İyi ki sıkılmışım anneciğim yoksa boş boş oturacaktım.
Sözün özü, insan nerede yaşadığını, fıtratını, acizliğini, kul olduğunu, imtihanda olduğunu hatırlayarak sıkıntılara, korkulara “olabilir” taktiğiyle yaklaşınca zihin esniyor. Daha dayanıklı hale geliyor.
Ölüm döşeğindeki insanın korkusu herhalde en zirve korkudur. Ona Yasin suresi okunur ve o surede ‘her insan ölecek ve sonra dirilecek’ ayetleri geçer. Gerçekler ve teslimiyet ölmekte olan insanı rahatlatır. Reddediş ya da inkar insanı daha çok korkutur.
Kızıma verdiğim bir diğer örnek: Eğlence merkezindeki bir korku tünelini düşünelim. Bir kişi bu yerin kurallarını biliyor, içinin karanlık olabileceğini, bazen komik şeylerin bazen korkunç şeylerin karşına çıkacağını bilerek içeri giriyor. Tünelde korkuyor, heyecanlanıyor ama bu onu çok fazla etkilemiyor. Ama diğer bir kişi nerede olduğunu bilmiyor ve korkunç manzaralar karşısında kendince senaryolar kuruyor. Korku çukuruna düşüyor. Ne nerede olduğunu idrak ediyor, ne anı yaşayabiliyor. Çünkü nerede olduğunu sorgulamıyor. Bir süre sonra sadece korkuya odaklanıyor.
Evet, çocuklarda işe yarıyordu şimdi canlı canlı yetişkinlerde de denemeliydim. Çok naif ve hassas olan bir arkadaşıma da denedim, gerçekten kısa sürede fayda sağlıyordu. Her bunalım bir şeyleri inkar ve reddediştir. Farkına varmalıydık, çocuk olmadığımız halde biz hangi gerçekle yüzleşmek istemiyorduk? Dengeyi bozunca yani hayatımızda bir şeye çok odaklanınca bunalım kaçınılmaz oluyor. Merceği nereye tutarsak o şeyi gözümüzde büyütüyoruz.
Benim çevremde de panik atak yaşayan birçok insan var. Çünkü eğer doktor kalbinde bir sorun bulamamışsa adını panik atak koyuyor. Panik atak yaşayan kişi de sürekli kalbine odaklanıyor. Kalbi durduk yere hızlı atıyor diye panik oluyor ve kalp daha da hızlı atıyor. Bu kişi o kadar çarpıntı yaşıyor ki çevresinden kopuyor, terliyor, delirecekmiş gibi hissediyor. Öleceğini zannediyor. Bu sefer tekrar atak yaşamaktan korkuyor. Bu geçici dünyada insanlar gerçekten çok zor günler geçiriyor. Kalp hastalığı konusunda bilgisizlik de çoğu zaman panik atağı destekliyor. Bir insanın durduk yere kalbi çarpıyorsa ya ritim bozukluğu vardır (ki çoğunlukla tedavi edilebilen bir şey) ya da panik ataktır demeyeceğim çünkü çarpıntının yüzlerce sebebi vardır. Bu yüzlerce sebebi sadece panik atağa indirgemek panik atağı gözümüzde çok büyütür. Evet, 12 saatten fazla hareketsiz durursan en ufak bir harekette (ayağa kalkınca ya da bir kahve fincanla) kalbin çarpabilir.
Gece uykusunu da katarsak insanlar 24 saat gün boyu hareketsiz kalabiliyor. Börek, simit, kek, poğaça, makarna kısaca beyaz un çarpıntı yapabilir. Aşırı çiğ sebze yemek de (gaz yapacağı için) çarpıntı yapabilir. Uykusuzluk çarpıntı yapabilir, çok uyumak da çarpıntı yapabilir, heyecan çarpıntı yapabilir, yalnızlık çarpıntı yapabilir, açlık susuzluk da çarpıntı yapabilir, çok yağlı yemek de çarpıntı yapabilir. Kahve ve çay tüketimi çarpıntı yapabilir. Magnezyum eksikliği çarpıntı yapabilir, d ve b vitamini eksikliği çarpıntı yapabilir, kansızlık çarpıntı yapabilir. Sigara çarpıntı yapabilir, hazır paketli gıdalar çarpıntı yapabilir. Psikoloji kaynaklı tansiyon, şeker, çarpıntı ilaç yerine günde 20 dakikalık hafif bir egzersizle ya da yürüyüşle dengeye gelebilir.
Çoğu insan çarpıntı ve tansiyon yükselince hareket etmekten korkar, oysa tansiyonu ve çarpıntıyı dengeleyen 10 dakikalık özel egzersizler bile vardır. Kalp, korku sırasında elbette çarpacak, onun görevi bu zaten. Bozuk algılarla olağan dışı korku yaşıyor sonra da kalbi çarptı diye çarpıntı ilaçları içiyor. Kalbimizi rahat bırakalım, biz yanlış algımızı düzeltelim. Her anlamda esneyelim hem zihnen hem bedenen… Bu örneği neden bu kadar uzattım çünkü dünyadaki tüm olaylara bu gözle bakalım, yüzeysel bakmayalım. Allah insanı başı boş bırakmadı.
Son olarak, çarpıntının en büyük sebebi yanlış algıdır. Dünyadaki koskoca profesörler, psikologlar panik atak için bir hastalık demiş. Atakları hastalık olarak algılayan kişinin tabii ki çarpıntısı olacaktır. Bu profesörler, panik atağa hastalık değil de çok zeki ve naif insanların yakalandığı zararsız bir tepki deselerdi. Bu zihnimize böyle kodlansaydı, kalabalıkta kim panik atak geçireceğim diye korkardı ki? Hatta istese bile geçiremezdi. Çünkü atak geçiren kişinin rezil olacağım diye düşünmesini bırakın zeki kişi olarak algılanacaktı. Hindistan’da inekler kutsal diye bir algı oluşturulmuş. Bir Hindu, inek eti yerse kahrından ölebilir. Ama bir Müslüman huşu içinde ibadetini yapmanın huzuru ile kavurmayı büyük iştahla yiyebilir. Aynı inek eti birine huzur verirken diğerine nasıl acı çektiriyor soralım kendimize. Psikolojik sorunlar da işte böyle yanlış kodlanmış zihnimize.
Psikolojiyi 3d oluşturur. Psikologların çalışma alanını da bu 3 d kapsar yani duygu, düşünce ve davranış. Duygulara sözümüz geçmeyebilir. Yani istemesek de korku duygusunu yaşarız. Aklımıza gelen düşüncelerimize de engel olamayız, istemesek de bazı düşünceler aklımıza gelebilir. Ama davranışımıza söz geçirebiliriz. Düşünce ve duygularımıza karşı zıt yönde hareket etmek çok zor olabilir. Örneğin kalabalıktan korkuyoruz ve bu yüzden dışarı çıkmıyoruz. Ama duygu ve düşünceye rağmen dışarı çıkarsak yani davranışı gerçekleştirirsek duygu ve düşünce davranışa göre şekillenebilir. Ve kalabalığa çıktıkça korku duygusu zamanla azalabilir.
Tam tersi de geçerli, alkolden uyuşturucudan nefret eden birisi duyguya rağmen o ortamlara gidip bunları kullanırsa yani davranış gösterirse zamanla duygular da davranışa ayak uydurur, eskisi gibi o ortamlardan rahatsız olmaz. Kur’an bize kötülüklerden uzak durun der. Hoşunuza gitmese bile yani duyguya rağmen zekat, sadaka verirsek bir süre sonra duygu da davranışa benzer.
Özümüz, bizi biz yapan o şey nedir? Adı irade mi, kalp mi, vicdanın sesi mi, bilinç mi, ne dersek diyelim bizi kurtaracak olan O’dur. Ahirette aklımıza gelen düşüncelerden değil, davranışlarımızdan değil (insan gösteriş için de yardım yapabilir), duygularımızdan değil, içimizdeki o temiz niyetlerimizle ve amellerimizle çıkacağız Allah’ın huzuruna. Bunalıma giren insanlar, siz duygularınıza mercek tutup onları büyüttünüz. Kendinizden başka kimseye zararınız olmadı. Mevkisine, makamına, parasına kısaca kendi çıkarına mercek tutanlardan, kendini dev aynasında gören kibirli, bencil insanlardan değilseniz bu yüzden üzülmeyin ve şükredin.
Duymak ve kavramak ayrı şeyler, bunu hayatımda yüzlerce kez tecrübe ettim. Meğer her gün duyduğumuz şu kelimeler de bir mucizeymiş: Allahu ekber (Allah büyük), Allahualem! (En iyisini Allah bilir.) Burası dünya her şey olabilir.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *