İran’da on gündür devam eden protesto gösterilerini değerlendiren İranlı uzman Dr. Muahmmed Bayat “Washington ve Tel Aviv, önceki savaş deneyimlerinden ders alarak şimdi İran’ın ekonomik, etnik ve toplumsal fay hatlarını aktif hale getirmeyi planlıyor.” dedi.
Süregelen ekonomik sorunların ardından, İran’ın iç durumu bugün, geçim odaklı protestoların yapay biçimde yönlendirilmiş bir ayaklanmaya dönüşme riskinin arttığı hassas bir noktaya ulaşmış durumda. Mevcut analizler, ülkede istikrarsızlık yaratma çabalarının arkasında iki uluslararası aktörün — Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in — bulunduğunu gösteriyor. Bunlar, halkın gerçek ekonomik rahatsızlıklarını kullanarak daha geniş güvenlik senaryolarına zemin hazırlamayı hedefliyor.
Dikkat çekici bir nokta, Donald Trump’ın İran’da huzursuzluk çıkarmaya çalışan kişilere verdiği açık destek ve İran hükümetini doğrudan tehdit eden açıklamaları. Trump, kendisini İran halkının “savunucusu” olarak göstermeye çalışıyor; ancak 12 günlük savaşta İsrail’e verdiği destek, 1.000’den fazla İran vatandaşının ölümüne yol açtı.
Uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Muhammed Bayat İran’daki gelişmelerde yabancı aktörlerin rolünü incelemek amacıyla United Word İnternational’ın sorularını yanıtladı.
Röportaj’ın tamamı şöyle:
1- Hangi bulgulara dayanarak ABD ve İsrail unsurlarının İran’daki ekonomik protestoları kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirdiği sonucuna varılabilir? Bu ülkeler neyi hedefliyor?
İsrail ve ABD’nin 12 günlük savaş sırasında ulaşamadığı üç temel hedef — yani İran’ın nükleer programının tamamen yok edilmesi, füze programının ciddi biçimde zayıflatılması ve İran’ın siyasi yapısının değiştirilmesi — sonrasında, İran’ın nükleer ve füze programlarının son yedi ayda hızla yeniden inşa edilmesi Netanyahu’yu ve Beyaz Saray’daki “neocon” çevreleri “İran dosyasındaki fırsat penceresinin hızla kapanmakta olduğu” bir duruma sürükledi.
The Wall Street Journal’da yayımlanan haberlere göre, Likud Partisi lideri Netanyahu’nun Florida’ya yaptığı seyahatin temel amacı Gazze’deki durum ya da Lübnan’ın geleceği değil; İran’ın güç kaynaklarına yeniden saldırmak için “yeşil ışık” almaktı. Bu hedef, Trump’ın Netanyahu’yu resmi törenle karşılaması ve ortak basın açıklamalarında açıkça görüldü.
Buna göre Washington ve Tel Aviv, önceki savaş deneyimlerinden ders alarak şimdi İran’ın ekonomik, etnik ve toplumsal fay hatlarını aktif hale getirmeyi planlıyor. Amaçları, ülkede “iç savaş ortamı” yaratarak İran topraklarına yeniden saldırı düzenlemek ve bu kez kendilerini “kahraman” ve “İran halkının kurtarıcısı” olarak sunmak.
Bu yaklaşım, “İran’ı Libyalaştırma” stratejisi kapsamında ilerliyor. Böylece İsrail, nükleer tesislere, Devrim Muhafızları üslerine ve gönüllü halk güçlerine yönelik saldırılar için “küresel bir mutabakat” oluşturmayı hedefliyor. Bu niyet, eski ABD Dışişleri Bakanı’nın yeni yıl kutlaması mesajında açıkça görülüyor; söz konusu mesajda İran halkına iyi dileklerde bulunurken sokaklarda faaliyet gösteren Mossad ajanlarına da selam gönderiliyor.
2- Batı medyası neden İran’daki ekonomik taleplerle ilgili protestoları “sistemin çöküşüne giden bir süreç” olarak göstermeye çalışıyor? Bu medya tutumunun arkasındaki niyet nedir?
Son bir haftada, İran’daki gelişmeler üzerine bir “anlatı savaşı” yaşanıyor. Gerçekçi bir bakışla konuyu ele alan uzmanlar, İran para biriminin dolar karşısında değer kaybetmesi ve 2026 yılı arifesinde %50’ye ulaşan enflasyon oranının, piyasalarda, üniversitelerde ve şehirlerde ekonomik protestoları tetiklediğini vurguluyor.
Ancak buna karşılık think-tank’ler, yabancı medya organları ve İranlı muhalif gruplar, bu ekonomik protestoları İslam Cumhuriyeti’ne karşı halkın genel bir ayaklanması olarak sunmaya çalışıyor. Bu “kurgusal anlatıda”, İran halkı rejimin tamamen devrilmesini ve sürgündeki eski şahın büyük oğlu Rıza Pehlevi’nin dönüşünü talep eden bir güç olarak gösteriliyor.
Oysa gerçek rakamlar, protestolara katılımın hem 2019’daki hem de 2022’deki gösterilere kıyasla çok daha sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. Bu yapay anlatı, İsrail ve ABD’nin son protestoları bir gerekçe olarak kullanıp İran’a karşı ikinci bir askeri saldırı dalgası başlatma niyetinde olduğunu işaret ediyor.
3- Trump’ın İran’daki protestolara ilişkin müdahaleci mesajının ve saldırı tehdidinin amacı neydi? Bu daha çok psikolojik bir hamle mi? Uluslararası hukuk açısından bu, bağımsız bir ülkenin içişlerine müdahale sayılmaz mı?
İran hükümeti ile protestocuların temsilcileri ekonomik krizi yönetmek için gerçek bir çözüm arayışına girmişken, Donald Trump aniden Truth Social platformunda İran’daki protestolara dair şiddet olaylarını konu alan bir paylaşım yaptı ve ABD’nin protestocuları desteklemeye hazır olduğunu açıkladı.
Bu müdahaleci açıklamalar, aslında ABD’deki MAGA hareketinin, Washington’ın müdahaleci dış politikasını en sert şekilde eleştiren ve bu başarısız yaklaşımın son bulmasını isteyen bir hareket olmasına rağmen geldi. Trump, bu tutumuyla Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 2. maddesini ihlal etmiş ve İran’ın içişlerine açık biçimde karışmıştır.
Bu açıklamanın, ABD ara seçimlerine yedi ay kala yapılması ayrıca siyasi bir mesaj taşıyor: Trump–Vance ekibi, Beyaz Saray’da Cumhuriyetçi seçmen tabanının iradesini temsil etmediklerini ve ABD’nin Ortadoğu politikasını tekrar İsrail lobisine teslim ettiklerini göstermek istemiş gibi görünüyor.
(Mehr News)













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *