Chatham House: Hizbullah zayıfladı, Lübnan artık İsrail’le görüşebilir

Chatham House: Hizbullah zayıfladı, Lübnan artık İsrail’le görüşebilir

Merkezi Londra’da bulunan Chatham House’ta (diğer adıyla Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü) yayımlanan bir analiz, İsrail’in saldırıları ve Hizbullah’ın silahsızlanmayı reddetmesiyle, Lübnan hükümetinin İsrail’le doğrudan müzakerelere girmek zorunda kalacağını savunuyor. Hizbullah’ın zayıfladığı öne sürülen analizde, “Artan baskı, Lübnan hükümeti ile İsrail arasında doğrudan müzakerelerin muhtemel göründüğü anlamına geliyor.” iddiasında bulunulurken, ABD elçisi Barrack’ın, Lübnan’ı İsrail ile ilişki kurmaya çağırırken, “Suriye yol gösteriyor” dediği aktarıldı.

Chatham House’ta, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı Yardımcı Araştırmacısı Dr. Lina Khatib imzası ile yayınlanan analiz, “Hezbollah’s refusal to disarm makes direct negotiations between Lebanon and Israel more likely” başlığını taşıyor. Silahsızlanmayı reddeden Hizbullah’ın zayıflamış durumda olduğu ve elinde bir kozu kalmadığı öne sürülen analizde, bunun Lübnan hükümeti ve İsrail arasında doğrudan müzakerelerin olasılığını artırdığı iddia edildi. Cumhurbaşkanının sözlerinin de bu tartışmanın çıkış noktası olduğu belirtildi. Yazıda şu değerlendirme yapıldı:

***

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun geçen hafta Lübnan’ın ‘müzakere etmekten başka hiçbir seçeneği olmadığını’ belirtti, açıkça İsrail’e gönderme yaparak. Gazetecilere “Müzakere dili, savaş dilinden daha önemlidir” dedi ve “Savaşın bize neler yaptığını gördük” diye ekledi.

Aoun’un açıklaması, Lübnan’daki siyasi partiler arasında İsrail ile doğrudan müzakereler olasılığı konusunda yoğun bir tartışmaya yol açtı. Bu senaryo Lübnan’da uzun zamandır tabu olarak kabul ediliyordu. İki ülke arasında diplomatik ilişki bulunmuyor ve 1948’den beri teknik olarak savaş halindeler; ancak son çatışmalar İsrail ile, Lübnan silahlı grubu Hizbullah arasında yaşanırken, Lübnan Silahlı Kuvvetleri genellikle olayların dışında kaldı.

Aoun’un sözleri açıkça doğrudan müzakerelere (aracılar vasıtasıyla yapılan dolaylı görüşmelerin aksine) atıfta bulunmasa da, Lübnan’ın sonunda bu yolu izlemesi oldukça muhtemeldir. Hizbullah ile İsrail arasında 2023-2024 yılları arasında yaşanan savaşın ardından, Lübnan, daha önce sakıncalı bulduğu tavizleri kabul etmesi için İsrail’in askeri ve ABD’nin diplomatik baskısıyla giderek artan bir baskı altındadır.

Hizbullah, Kasım 2024’te İsrail ile vardığı ateşkes anlaşmasından bu yana sergilediği eylemler nedeniyle bu senaryodan birincil derecede sorumludur. Ateşkes anlaşması, Hizbullah da dahil olmak üzere tüm devlet dışı silahlı grupların silahsızlandırılmasını öngörmesine rağmen, grup bunu reddetti ve kalan cephaneliğini Lübnan’daki farklı yerler arasında taşımaya ve Suriye’den silah kaçırmaya devam ediyor. Hizbullah, silahsızlanma anlaşmasının yalnızca Litani Nehri’nin güneyinde geçerli olduğunu söylüyor ve İsrail’i ateşkesi defalarca ihlal etmekle suçluyor.

İsrail, ateşkesin ardından Lübnan içindeki Hizbullah bağlantılı yerlere ve personele yönelik saldırılarına devam etti. Lübnan devletini Hizbullah’ı silahsızlandırmaya çağırdı ve bu konuda daha agresif davranması için baskı yaptığı bildiriliyor. Son zamanlarda İsrail, hem savaşın yeniden başlaması olasılığına ilişkin söylemini hem de Lübnan içindeki saldırılarının ölçeğini ve sıklığını artırdı.

ABD de buna paralel olarak Lübnan üzerindeki diplomatik baskıyı artırdı. ABD elçisi Tom Barrack’ın yakın tarihli bir açıklamasında ülke ‘başarısız bir devlet’ olarak nitelendirilirken, ABD Ortadoğu elçisi Morgan Ortagus Beyrut’a yaptığı son ziyarette Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silahsızlandırma planını ‘tam olarak uygulaması gerektiğini’ söyledi.

Kara sınırı ve güvenlik anlaşması

Aoun’un bahsettiği müzakereler iki temel konu etrafında dönüyor: Lübnan’ın İsrail ile kara sınırının belirlenmesi ve iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasının sağlanması.

Lübnan-İsrail kara sınırı ihtilaflı olup, resmi olarak hiçbir zaman belirlenmemiştir. Son Hizbullah-İsrail savaşından önce, Lübnan’ın iktidardaki politikacıları arasında kara sınırı ihtilafının, deniz sınırının belirlenmesi sürecine benzer şekilde, dolaylı müzakereler yoluyla çözüleceği yaygın olarak bekleniyordu. 2022’de, yıllarca süren kesintili dolaylı müzakerelerin ardından, Lübnan ve İsrail, deniz sınırları üzerindeki uzun süredir devam eden anlaşmazlığı sona erdirmek için ABD arabuluculuğunda bir anlaşmaya vardılar.

Ancak Hizbullah yanlısı kampın dışındaki partilerden siyasetçiler, daha önce siyasi yelpazenin tamamında tabu olan İsrail ile doğrudan müzakereler çağrısında bulunmaya giderek daha fazla başladılar. Örneğin, geçen ay Hizbullah karşıtı Kataeb Partisi lideri Samy Gemayel, doğrudan müzakerelerin ‘gerekli’ olduğunu ve ‘imkansız olanın mümkün hale geldiğini’ söyledi. Kararın ‘oy birliğiyle alınmasının tercih edilebilir’ olduğunu da ekledi. Başka bir milletvekili de doğrudan müzakere çağrısında bulundu, ancak Lübnan nüfusunun bazı kesimlerinden gelebilecek olası muhalefeti kabul ederek, bunların ‘şartlara bağlı’ olması gerektiğini belirtti.

Hizbullah bu olasılık nedeniyle tehdit altında çünkü bu, İsrail ile gelecekte yapılacak bir barış anlaşmasının yolunu açıyor ve bu da Hizbullah’ın kendi kendine ilan ettiği varoluş nedenini ortadan kaldırıyor. Hizbullah, Cumhurbaşkanı Aoun’un açıklamasına, Lübnan liderliğine hitaben yazdığı açık bir mektupla yanıt verdi ve mektupta silahsızlanmayı ve doğrudan müzakereleri reddetti.

Hizbullah mektupta, daha önce grubun Lübnan’da devlet dışı silahlı bir aktör olarak istisnai statüsünü meşrulaştıran, artık geçerliliğini yitirmiş formülü yeniden canlandırmaya çalıştı. Hükümetin 2008 tarihli bakanlık açıklamasında, ‘direniş’ (genellikle Hizbullah’a atıfta bulunulduğu şeklinde anlaşılıyor) orduyla birlikte ulusal savunmanın bir sütunu olarak resmen sınıflandırılmıştı.

Ancak bu yıl, mevcut Lübnan hükümetinin bakanlar açıklamasında ‘direniş’ten hiç bahsedilmedi ve bunun yerine devletin silahlar üzerindeki tekel ilkesi öne sürüldü. Lübnan Başbakanı Nawaf Salam, Hizbullah’ın açık mektubuna, savaş ve barış kararları üzerindeki devlet tekelini teyit ederek yanıt verdi.

Hizbullah zayıfladı

Hizbullah, silahsızlanma ve angajman tekliflerini reddederken Lübnan egemenliği ve ulusal savunma söylemini kullanıyor. Ağustos ayında lideri, Lübnan devletini kendisine karşı harekete geçmemesi konusunda tehdit etti. Ancak Hizbullah, zayıf bir konumdan protesto ediyor.

Hizbullah, İsrail karşısında aldığı askeri yenilgi ve destekçisi Tahran’ın zayıflaması nedeniyle elinde fazla koz kalmadı. İsrail’in verdiği kayıplar, grubun mali olarak zor durumda kalmasına ve 2006 savaşından sonra yaptığı gibi savaştan etkilenenlere tazminat ödeyememesine yol açtı. Hizbullah, Lübnan’ın bazı bölgelerinde temel bir desteğe sahip olsa da, bazı destekçilerinin özel olarak kendilerini yenilmiş hissettiklerini itiraf ettikleri bildiriliyor. Lübnan ve İsrail arasında doğrudan arabuluculukla sağlanacak bir güvenlik anlaşması, Hizbullah’ın Lübnan’ın İsrail saldırganlığından korunmak için buna ihtiyacı olduğu argümanını zayıflatacaktır.

Hizbullah’ın Suriye’deki müttefiki Beşar Esad’ı kaybetmesi, onu daha da köşeye sıkıştırdı. Esad sonrası Suriye, İsrail ile güvenlik anlaşması konusunda doğrudan “teknik” müzakereler yürütüyor. ABD, bu nedenle Suriye’yi kısmen ödüllendiriyor; örneğin ABD yaptırımlarını askıya alması ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara’ya Washington’da sıcak bir karşılama yapması gibi. ABD elçisi Barrack, Lübnan’ı İsrail ile ilişki kurmaya çağırırken, “Suriye yol gösteriyor” dedi. İsrail ve Suriye’nin komşusu olması ve Hizbullah ile Tahran’ın zayıflamasıyla, Lübnan’ın benzer bir ilişki yolunu izleme baskısına direnmesi zor olacak.

Tarihsel emsal

Doğrudan müzakereler için tarihsel bir emsal de bulunmaktadır. Hizbullah’ın 1985’te resmen kendini ilan etmesinden önce, Lübnan ve İsrail bir zamanlar 17 Mayıs 1983 Barış Anlaşması’na yol açan doğrudan müzakerelerde bulunmuşlardı.

Anlaşma, Lübnan İç Savaşı sırasında İsrail’in güney Lübnan’ı işgalinden sonra iki ülke arasında barışı sağlamayı amaçlıyordu. Anlaşma, Lübnan’da yalnızca Lübnan devletinin silah taşıyabileceğini ve güney Lübnan’da silahsızlandırılmış bir bölge kurulacağını öngörüyordu. Bugün İsrail ve Lübnan arasında yapılacak yeni bir güvenlik anlaşması muhtemelen bu iki şartı da benimseyecektir.

Ancak Lübnan, 17 Mayıs 1983 tarihli anlaşmadan 1984 yılında çekildi. Bu, Suriye birliklerinin Lübnan’dan çekilmesini reddeden Hafız Esad’ın ve ülkedeki Suriye yanlısı grupların muhalefeti nedeniyle oldu. 1983 anlaşması yürürlükte kalsaydı, Lübnan İsrail güçlerinin tüm Lübnan topraklarından çekilmesini sağlayacaktı.

Bu sonuç bugün pek olası görünmüyor. Son Hizbullah-İsrail savaşı ve Esad rejiminin çöküşünün ardından İsrail, Suriye ve Lübnan’ı ayıran Hermon Dağı’nda stratejik öneme sahip birkaç noktayı işgal etti. İsrail’in Suriye ile beklenen güvenlik anlaşmasının, Hermon Dağı’ndaki İsrail varlığını olduğu gibi bırakması bekleniyor. Lübnan ile yapılacak herhangi bir güvenlik anlaşmasının da İsrail’in birliklerini çekmesini içermesi muhtemel değil.

Lübnan içinde tartışmalara yol açabilecek bu uzlaşma olasılığına rağmen, artan baskı, Lübnan hükümeti ile İsrail arasında doğrudan müzakerelerin muhtemel göründüğü anlamına geliyor. Hizbullah, doğrudan müzakereleri Lübnan devletinin kabul edilemez bir tavizi olarak göstermeye çalışıyor. Ancak Lübnan’ı istikrar için daha büyük bir bedel ödemeye mecbur bırakan şey, Hizbullah’ın uzlaşmaz tutumudur.

Dr. Lina Khatib kimdir?

Chatham House’un Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı’nda yardımcı araştırmacı, ExTrac’te Baş Analist ve Harvard Kennedy Okulu’nun Belfer Bilim ve Uluslararası İlişkiler Merkezi’ndeki Orta Doğu Girişimi’nde misafir araştırmacı. Daha önce SOAS Orta Doğu Enstitüsü direktörü ve SOAS Londra Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası Çalışmalar Bölümü’nde Uygulamalı Profesör olarak görev yaptı.

Bundan önce Chatham House’da Orta Doğu ve Kuzey Afrika programının direktörü ve Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda Carnegie Orta Doğu Merkezi’nin direktörü olarak görev yaptı. Aynı zamanda Stanford Üniversitesi Demokrasi, Kalkınma ve Hukukun Üstünlüğü Merkezi’nde Arap Reformu ve Demokrasi Programı’nın kurucu ortaklarından ve yöneticilerinden biriydi ve Arap Reform Girişimi’nde kıdemli ortak olarak görev yaptı. Birçok kitap yayınlamış olan Khatip, Ortadoğu’daki güncel olaylar hakkında sık sık yazı yazıyor, yorumlar yapıyor.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *