Afganistan üzerinde yeniden güç rekabeti başlıyor

Afganistan üzerinde yeniden güç rekabeti başlıyor

Bazı uzmanlara göre, ABD’nin Afganistan’daki Bagram üssünü uhdesine almak istediğine yönelik duyurusu, ABD’nin Çin’i ve İran’ı çevrelemeye dönük mesajlarından biri olarak okunabilir görüşünde. Buna karşılık, Afganistan’ın önemi Çin ve İran’la komşu olmasının ötesinde, batının küresel hakimiyeti açısından Avrasya kıtasının kalbinde bulunmasından ileri geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın dünkü İngiltere ziyaretinde Çin’e karşı Afganistan’da askeri varlık bulundurmanın gereğini vurgulayan açıklamaları, çağlar boyunca büyük güçler arasındaki rekabetin sahnesi olan bu ülkeyi bir kez daha uluslararası kamuoyunun gündemine taşıdı.

ABD Başkanı Trump, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile düzenlediği ortak basın toplantısında, ABD güçlerinin 11 Eylül saldırıları sonrası 2001’de Afganistan’ı işgalinin ardından ülkedeki en büyük askeri Bagram Hava Üssü’nü geri almayı istediklerini söyledi.

ABD’nin 2021 yılında ülkedeki güçlerini çekmesinin ardından terk ettiği üssü geri almak için Taliban yönetimiyle pazarlık ettiği imasında bulunan Trump, üssün Çin’in nükleer tesislerine yakınlığını ve Pekin yönetiminin ülkedeki artan etkisini gerekçe gösterdi. ABD Başkanı, daha önce de “Çin’in üssü işgal ettiğini” ileri sürmüş, Taliban yönetimi ise iddiayı reddetmişti.

Afganistan geçici hükümeti sözcüsü Zabihullah Mücahid, yaptığı açıklamada, üssün Çin’in değil Afganistan’ın kontrolünde olduğunu belirtmişti.

“Büyük Satranç Tahtası” geri mi dönüyor?

Trump’ın Bagram planı, ABD’li siyaset bilimci ve eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski’nin 1997 tarihli “Büyük Satranç Tahtası: Amerika’nın Küresel Üstünlüğü ve Bunun Jeopolitik Gereklilikleri” kitabında küresel hakimiyet için Avrasya kıta kütlesini kontrol etmenin önemini ve bu bağlamda Orta Asya’nın kritik rolünü vurguladığı tezini akıllara getirdi.

Batısında İran, güneyinde Pakistan, kuzeyinde Orta Asya Cumhuriyetleri ile komşu olan, kuzeybatı sınırları dar bir koridorla Çin’de kadar uzanan Afganistan, Avrasya kıta parçasındaki merkezi konumuyla, bir kez daha, büyük güç mücadelesinin sahnesi olmaya aday görünüyor.

Afganistan, tarih boyunca imparatorlukların hakimiyet mücadelesi verdiği, savaşlara, işgallere tanıklık eden bir coğrafya oldu. Yakın geçmişte, 1979-1989 yıllarında Sovyetler Birliğinin müdahalesi ve Afgan-Sovyet Savaşı’nın ardından ülkede iç savaş ve karışıklıklar sürdü. 11 Eylül terör saldırılarının ardından ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon güçlerinin 2001’deki askeri müdahalesinden 2021’deki çekilmeye dek ülke, 20 yıl daha işgal altında kaldı.

ABD’de bu yılın başında yeniden iktidara gelen Başkan Trump, şubat ayında düzenlediği ilk kabine toplantısında selefi Joe Biden döneminde gerçekleştirilen çekilme sürecinde ABD ordusuna ait silahlar ve üsler dahil askeri varlıkları geride bırakmasını eleştirmişti.

Trump, Bagram’ı geri alma planını ilk kez burada kamuoyuna açıklamış ve yine üssü istemelerinin sebebinin Afganistan olmadığı, “Çin’in nükleer füzelerine bir saat uzaklıkta bulunduğu için” almak istediklerini söylemişti.

Avrasya kıta kütlesinde ileri karakol

Afganistan’ın kuzeybatısındaki Parvan vilayetinde yer alan, başkent Kabil’e 47 kilometre uzaklıktaki Bagram Hava Üssü, hem Afganistan’ın kuzeyine hem de çevre ülkelere hakim, kritik konumda bulunuyor.

1950’ler Sovyetler Birliği tarafından inşa edilen üs, ABD’nin işgal döneminde de ABD ordusunun ve koalisyon güçlerinin askeri operasyonlarının merkezi oldu. Bu dönemde üste 10 bini aşkın asker konuşlandı.

Dünyanın en büyük askeri üslerinden Bagram Hava Üssü’nde biri 3,6 kilometre uzunluğunda ve 46 metre genişliğinde, diğeri 3 kilometre uzunluğunda ve 26 metre genişliğinde iki uçak pisti bulunuyor. Daha geniş olan pist, ağır bombardıman ve nakliye uçaklarının iniş kalkışlarına olanak sağlıyor.

Trump, üssü geri almak için Taliban ile görüşmeler yürüttüklerini iddia ederken Batı basınına konuşan güvenlik yetkilileri, bu konuda çalışmaların olduğunu doğruladı. Yetkililer, üssün geri alınmasının çok sayıda ABD askerinin ülkeye dönüşünü gerektireceğine ve bunun ciddi güvenlik ve lojistik sorunlarını beraberinde getireceğine dikkati çekti.

ABD yönetiminin, karalarla çevrili Afganistan’ın uzak coğrafyasında, çevresinden yalıtılmış dev askeri üssün yaratacağı güvenlik ve lojistik sorunlarına rağmen Bagram Havva Üssü’nü geri almak istemesi, küresel rakibi Çin’e karşı Avrasya kıta kütlesi üzerinde ileri karakola sahip olmayı ne kadar önemsediğini gösteriyor.

Çin’in Afganistan’a ilgisi

Denklemin diğer tarafındaki Çin, ABD öncülüğündeki NATO güçlerinin çekilmesinin ardından geçen sürede Afganistan’da kurulan Taliban geçici hükümetini resmi olarak tanımasa da siyasi ve ekonomik ilişkilerini geliştirdi.

“Kuşak ve Yol Girişimi” ile tarihi İpek Yolu güzergahında ulaştırma ve altyapı projeleriyle Doğu-Batı ticaretini canlandırmayı hedefleyen Çin, bu coğrafyada kritik konumda bulunan Afganistan’da istikrarın sağlanmasını çıkarına görüyor.

Pekin yönetimi, Taliban yönetimiyle farklılıklarına karşın, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne dar bir koridorla komşu olan ülkedeki istikrarsızlığın Çin’i etkilemesinden endişe ediyor.

Öte yandan Çin, Afganistan’ın zengin maden kaynaklarının işletilmesine ve ülkenin yeniden inşasına yönelik iletişim, ulaştırma, enerji ve altyapı alanındaki projelere ilgi gösteriyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı, 12 Nisan 2023’te yayımladığı “Çin’in Afganistan sorunundaki pozisyonu” başlıklı 11 maddelik belgede yeniden jeopolitik çatışma ve bölgesel istikrarsızlık kaynağı olmaması için ülkede siyasi uzlaşmanın ve kalkınma çabalarının desteklenmesi çağrısında bulunmuştu.

Vahan Koridoru

Çin ile Afganistan, Afganistan’ın kuzeybatı uzanımında, kuzeyinde Pamir Dağları ve güneyinde Hindikuş Dağları arasında, 92 kilometre uzunluğunda dar bir vadi olan Vahan Koridoru ile birbirine bağlanıyor.

Sınır geçişlerini zorlaştıran bu dar vadi, ulaşım ve ticaret açısından önemli potansiyele sahip bulunmasa da Sincan Uygur Özerk Bölgesi ve Çin’in diğer Batı bölgelerinde açılan geçit olması sebebiyle güvenlik açısından kritik.

Trump’ın, “Çin’in nükleer füzelerine bir saat uzaklıkta” dediği Bagram, bu sınıra 800 kilometre mesafede yer alıyor. ABD Başkanı’nın burada uçuş süresini kastettiği, dolayısıyla üssün, Amerikan ordusunun Çin topraklarındaki askeri hedeflere havadan erişimine olanak sağlayacağını ima ettiği anlaşılıyor.

“404 No’lu Üs”

Çin’in bazı kritik askeri varlıklarının, füze denemeleri yaptığı ve nükleer silahları ürettiği alanlar ve tesislerin ülkenin batısındaki, nüfus yoğunluğunun az, yüz ölçümünün geniş olduğu bölge ve eyaletlerde yer aldığına dair bilgiler açık kaynaklarda bulunabiliyor.

Trump’ın “Çin’in nükleer silahlarını ürettiği yer” ifadesi, akıllara Çin’in askeri ve sivil tüm nükleer programlarını yürüten Çin Ulusal Nükleer Enerji Kurumunun (CNNC) ülkenin kuzeyindeki Gansu eyaletinde “404 No’lu Üs” adı verilen nükleer araştırma tesisini getiriyor.

1958 yılında kurulan 1000 kilometrekarelik tesis, Çin’in ilk ve en büyük nükleer araştırma kuruluşu özelliğini taşıyor. Bu tesiste yürütülen araştırmaların Çin’in 1964’te ilk atom bombasını ve 1967’de ilk hidrojen bombasını imal etmesinde kilit işlev gördüğü düşünülüyor.

Pekin yönetimi, Trump’ın sözlerine henüz karşılık vermiş değil ancak Washington’ın Afganistan’a geri dönüş planı, bu ülkeyi bir kez daha çağlar boyunca trajik kaderi olan büyük güç mücadelesinin sahnesi haline getirme niyetini gösteriyor.

Uzmanlara göre, hedefte Çin var

Uzmanlar, ABD Başkanı Donald Trump’ın, ABD’nin Afganistan’daki Bagram Hava Üssü’nü geri almak istediğine yönelik açıklamasını AA muhabirine değerlendirdi.

Beykoz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, Bagram Hava Üssü’nün stratejik önemine dikkati çekerek “Üssün önemine dair bir şüphe yok. Zaten Amerika Birleşik Devletleri’nin, 11 Eylül sonrasında bölgeye olan müdahalesinin ardından hem Orta Asya’da hem de Afganistan’da elde ettiği güçleri jeopolitik olarak İran ve Çin üzerine güç yansıtma projesinin önemli bir ayağı olacağı açıktı.” ifadelerini kullandı.

Ancak ABD’nin bölgedeki üsleri elinde tutma konusunda başarılı olamadığını vurgulayan Han, “ABD’nin sonraki dış ve güvenlik politikası ve bunun başarı seviyesi bu üsleri elinde tutmasına yetmedi. Önce Orta Asya’dakileri kaybetti. Arkasından da malum Afganistan’da oldukça ciddi bir skandal denilebilecek bir manzara yaratarak çekilmek durumunda kaldı. Bunun ardından da bu bölgedeki üslerin tamamını Bagram da dahil olmak üzere boşalttı. Bölge tekrar Taliban kontrolüne geçti.” değerlendirmesinde bulundu.

ABD’nin Afganistan’daki çekilme sürecinin arkasında Trump yönetiminin etkisi olduğunu belirten Han, “Bagram Hava Üssü eğer kaybedildiyse Amerika adına, onu kaybeden Trump’ın kendisi. Şimdi kendi kaybettiğini kendi bulmaya çalışıyor. Vizyoner kimlik ortaya koymaya çalışırken böyle bir hikaye yazıyor.” dedi.

“Biden yönetiminin stratejik hatalarını telafi etmeye çalışıyor”

Han, Trump’ın Biden yönetiminin stratejik hatalarını telafi etme amacı güden bir lider imajı çizdiğini belirterek “Bence (Trump) Biden yönetiminin stratejik hatalarını telafi etmeye çalışan bir başkan. (Trump) ‘Daha büyük bir vizyona sahip, dünyayı okumakta daha başarılı bir lider’ çerçevesi çizmek istiyor ve o çerçeve içerisinde bir açıklama gibi gözüküyor bu.” değerlendirmesini yaptı.

ABD’nin dış politikasında pragmatizmin ön plana çıktığına işaret eden Han, “(Trump) İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika’nın ama samimi ama değil, Batı İttifakı’nın üzerine kurduğu değerlerin hiçbir tanesini önemsemediğini de bir manada altını çiziyor. Herhalde bu böylelikle de pragmatik, oportünist bir dış politika izlediğinin bir başka teyidini bize veriyor ama sadece tabii bize o teyidi vermekle kalmıyor, aynı zamanda bütün aktörlere de bir sinyal yollamış oluyor. O sinyal nedir? Bir enformasyon sinyali.” diye konuştu.

Han, bu sinyalin ne olduğuna ilişkin, “O sinyal nedir? Yani ‘kim olursanız olun biz sizinle işimize geliyorsa çalışabiliriz’. Buna Taliban da dahil. Zaten Taliban’la işbirliği yapabiliyorsan ya da onlarla görüşüp bir sonuca varacak noktada, o düzeyde bir pragmatizmle dış politikayı yürütüyorsan herkesle görüşebilirsin.” ifadelerini kullandı.

Bagram Üssü’nün yeniden kullanılmasının olası olmadığını ifade eden Han, “Ben öyle kolay kolay Amerikan askerinin Afganistan toprağına dönebileceğini hiç zannetmem. Taliban’ın bu manada Trump’tan daha ilkeli olduğu kanaatindeyim ve Taliban, Trump’ın vasıtasıyla Amerikan askerlerine bir kere daha Afganistan topraklarına bir üst imtiyazıyla falan sokmayacaktır.” diye konuştu.

Prof. Dr. Han, Çin’in bölgede alacağı tutumla ilgili de Çin’in bu konuda özel bir açıklama yapacağını düşünmediğini belirterek “Çinlilerin kamuoyuna açık bir biçimde bir tepki vereceğini hiç zannetmiyorum. Çinliler bunu sessizce çözebilecek imkana sahipler.” dedi.

Çin’in stratejik aklının durumu sessizce yönetebilecek kapasitede olduğuna dikkati çeken Han, Trump’ın açıklamalarının “kendi kendine konuşma” niteliğinde olduğunu dile getirdi.

Trump’ın açıklaması Çin’e mesaj niteliğinde

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ramazan Erdağ da 11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırıların ardından Afganistan’a müdahale eden ABD’nin, aradan geçen 20 yılın ardından ülkede yönetimi yeniden Taliban’a bırakarak Ağustos 2021’de ülkeden tamamen çekildiğini hatırlattı.

Erdağ, “Donald Trump’ın ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinden 4 yıl sonra yaptığı bu açıklama ile Afganistan’da yeniden varlık gösterme isteğinin bölgesel güvenliğe önemli etkiler oluşturacağını göstermekte.” diye konuştu.

Bu talebe Taliban’ın nasıl cevap vereceğinin önemli olduğunun altını çizen Erdağ, şunları kaydetti:

“Bu, Trump’ın Çin’i önemli bir tehdit olarak gören dış ve güvenlik politikasını hayata geçirmeye başlamasının bir adımı olarak görülebilir. Trump 2.0 doktrininde Rusya’nın rakip, Çin’in ise ABD açısından bir tehdit olduğu bilinmekte. Bu bağlamda Trump bölgede Çin’i baskılayacak yeni askeri adımlar atarak bölgesel ve küresel güvenlik mimarisini yeniden kurgulamayı amaçlamaktadır. Yeni oluşturulması hedeflenen bölgesel ve küresel güvenlik mimarisinin amacı ise Çin’in bölgesel ve küresel düzlemde ABD’yi tehdit edecek adımlarının önüne geçmek olacaktır.”

Erdağ, Bagram Hava Üssü’nün ABD’ye verilmesi durumunda ABD’nin bölgedeki keşif ve gözetleme faaliyetlerinin Çin’in nükleer kapasitesinin izlenmesi ve sınırlandırılması işlevi göreceğini belirterek yaşananların uluslararası sistemde güç dengesinin Batıdan Asya Pasifik bölgesine doğru evrildiği tartışmalarını daha da hararetlendireceğini söyledi.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *