Türkiye’nin siyonist rejimle bağları kesme kararını değerlendiren Ortadoğu Enstitüsü’nde uluslararası güvenlik uzmanı olan Furkan Halit Yoğlu, kararın ardında stratejik hesaplar olduğunu belirterek, “Türkiye, İsrail’in artan bölgesel nüfuzunu Ortadoğu’nun istikrarına ve Suriye ile Doğu Akdeniz’deki kendi stratejik çıkarlarına yönelik doğrudan bir tehdit olarak görüyor.” görüşünü dile getiriyor.
Türkiye-İsrail ilişkilerinde çarpıcı bir değişim yaşanırken Ankara, Ağustos ayı sonlarında İsrail ile tüm ticaretin askıya alınacağını, limanlarının İsrail gemilerine kapatılacağını ve hava sahasının İsrail devlet uçuşlarına kapatılacağını duyurdu. Bu hareket resmi olarak İsrail’in Gazze’deki soykırımına karşı bir protesto olarak çerçevelense de analistler bunun ahlaki bir tepkinin çok ötesinde olduğunu savunuyor. Aksine, bu hamle Türkiye’nin liderliğine yönelik artan iç baskıları, karmaşık siyasi hesaplamaları ve Suriye ile İsrail’in oradaki rolüne bağlı güvenlik endişelerini yansıtıyor.
Karar, İsrail’in, siviller toplu yıkıma ve sistematik açlığa maruz kaldığı Gazze’ye yönelik saldırısını görüşmek üzere toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin olağanüstü oturumunun ardından alındı.
Açıklama, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 1915 Ermeni soykırımını tanıdığını açıklamasıyla aynı zamana denk geldi. Ankara, bu hamleyi Türkiye’yi utandırmayı amaçlayan hesaplı bir provokasyon olarak değerlendirdi.
Birçok ülke yaşananları soykırım olarak kabul ederken, Türkiye bu terimi reddediyor; vahşeti kabul ediyor ancak sistematik bir imhayı reddediyor ve savaş zamanı kaosu ile ağır Türk kayıplarını öne sürüyor.
Ortadoğu Enstitüsü’nde uluslararası güvenlik uzmanı olan Furkan Halit Yoğlu, The New Arab’a yaptığı açıklamada, Ankara’nın kararının “insani kaygılar ile siyasi çıkarlar arasında dikkatli bir denge”yi yansıttığını söyledi, “Tarihsel olarak Türkiye, Filistin’de veya Çin’deki Uygur Müslümanlarının durumu gibi coğrafi olarak daha az bağlantılı yerlerde insani yardım davalarını desteklemede güçlü bir duruş sergilemiştir.”
Ancak Ankara’nın kararının daha geniş jeopolitik hedeflerinden ayrı düşünülemeyeceğini savunarak, “Türkiye, İsrail’in artan bölgesel nüfuzunu Ortadoğu’nun istikrarına ve Suriye ile Doğu Akdeniz’deki kendi stratejik çıkarlarına yönelik doğrudan bir tehdit olarak görüyor.” diyor.
Beşşar Esad’ın devrilmesinden bu yana İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına, Lübnan’ı bombalamasına ve işgal altındaki Batı Şeria’yı ilhak etme yönündeki çabalarına dikkat çekti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, olağanüstü toplantıda yaptığı konuşmada, ticaretin askıya alınması ve limanların kapatılmasının, İsrail’in Gazze’deki “soykırım” ve “açlık politikasına” karşı bir protesto olduğunu söyledi.
“İsrail’in soykırımı insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biridir” diyen İsrail Başbakanı, bu suçların “dünyanın gözü önünde, insani değerlere ve uluslararası hukuka açıkça saygısızlık edilerek” işlendiğini kaydetti.
Ekonomik sonuçlar
Türkiye Ticaret Bakanlığı verilerine göre, İsrail ile ikili ticaret, 7 Ekim 2023 ile 2 Mayıs 2024 tarihleri arasında bir önceki yılın aynı dönemine göre %32 azaldı. Türkiye’nin ihracatı %30, İsrail’den ithalatı ise %43,4 azaldı.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Aralık 2023’te ticaret hacminin yarıdan fazla düştüğünü açıklayarak, bu düşüşün ani değil, kademeli olduğunu gösterdi.
Eski kabine danışmanı Cahit Tuz, The New Arab’a yaptığı açıklamada, İsrail’in bu kopuştan en çok zarar göreceğini söyledi.
Yıllık 6-7 milyar dolarlık ticaret, Türkiye’den çok İsrail’e fayda sağladı. İsrail’den yapılan ithalat, askeri ve teknolojik ekipmanlarda yoğunlaştı. Türkiye artık daha yüksek kalitede yurt içinde üretiyor ve İsrail mallarına olan bağımlılığını azaltıyor.
Tuz, İsrail’in Türk ürünlerine daha fazla bağımlı olduğunu, bu durumun özellikle gıda ürünlerinde fiyat artışı endişesi yarattığını söyledi:
“Tam etkisi henüz görülmedi, ancak ilk göstergeler Türkiye’nin üretim kapasitesine ve alternatif pazarlara güvendiğini, İsrail’in ise yerel tedarik zincirlerinde ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Bu durum, kopuşu, ticaret akışlarının çok ötesine geçen ekonomik sonuçları olan stratejik bir karar haline getiriyor.”
İsrail artık Türkiye için bir tehdit mi?
Furkan Halit Yoğlu, Türkiye’nin gerginliği tırmandırmasının “artık yalnızca insani veya ahlaki gerekçelere dayanmadığını, Türkiye’nin ulusal güvenliğiyle bağlantılı daha derin stratejik değişimlere ve özellikle Suriye ve Doğu Akdeniz’de yoğunlaşan bölgesel rekabete dayandığını” söyledi.
Dışişleri Bakanı Fidan da aynı görüşü dile getirerek, İsrail’in “Filistin’de, özellikle Gazze’de pervasız saldırılar düzenlemesine” izin verilmesinin sadece Filistinlilere zarar vermekle kalmayacağı, aynı zamanda “tüm bölgeyi ateşe verme riski taşıdığı” uyarısında bulundu.
Cahit Tuz da The New Arab’a yaptığı açıklamada, Ankara’nın artık İsrail’i yalnızca siyasi bir rakip olarak değil, “bölgesel güvenliğine doğrudan bir tehdit” olarak gördüğünü söyledi.
İsrail’in, Süveyda Dürzileri gibi azınlık gruplarına ulaşma çabaları da dahil olmak üzere Suriye’yi parçalama çabalarına işaret eden Trump, Türkiye’nin ise Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak ve güney sınırını Kürt gruplarına ve demografik değişimlere karşı güvence altına almakta ısrarcı olduğunu söyledi.
Cahit Tuz, “Türkiye, İsrail’in sadece bölgeyi istikrarsızlaştırmakla kalmayıp, Türkiye’nin kendisini de hedef aldığı sonucuna vardı,” dedi, “Bu geçici bir tehdit değil, varoluşsal bir tehdit.”
İsrail’in Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi bölgesel gaz projelerinden dışlamak için yaptığı manevralar ile Suriye’nin kuzeydoğusunda bir Kürt “terör devleti”ne verdiği desteğin, sürtüşmenin siyasetten sert güvenliğe geçtiğini gösterdiğini de sözlerine ekledi.
Türkiye uzun zamandır bölgesel bir enerji merkezi olarak konumlanmaya çalışıyor, Körfez gazını kendi toprakları üzerinden Avrupa’ya taşıyacak boru hattı projelerini teşvik ediyor ve Rusya’ya olan bağımlılığını azaltıyor.
Ancak, sık sık Washington tarafından desteklenen İsrail, Suriye ve Irak’ta Kürt özerkliğini ve federalizmini destekleyerek bu emellere karşı çıktı. Bu hamleler, boru hatları için gereken toprak sürekliliğini baltalıyor ve Türkiye sınırlarındaki Kürt ayrılıkçılığını cesaretlendirme riski taşıyor.
Ankara bunu, komşusuna düşman bir bölge yaratma çabası olarak görüyor.
Eşi benzeri görülmemiş bir tırmanış
Türkiye’nin İsrail ile bağlarını koparması aylardır sürüyor. Ekim 2023’te Gazze Savaşı’nın başlamasının ardından Ankara, ticaretini %30 oranında azalttı. Nisan 2024’te 54 sektörde 1.019 ürünün ihracatını yasakladı. 2 Mayıs itibarıyla transit ve serbest bölge alışverişleri de dahil olmak üzere tüm ticaret durduruldu.
Gerilim, Türk hava sahasını da etkiledi. Kasım 2024’te İsrail başbakanına üst uçuş izni verilmedi ve bu durum, Azerbaycan’daki COP zirvesine katılımını iptal etmek zorunda kalmasına neden oldu. Aynı durum, Mayıs 2025’te, Netanyahu’nun bir başka uçuşunun Bakü’ye ulaşmasının engellenmesiyle de yaşandı.
Adalet ve Kalkınma Partisi üyesi ve analist Yusuf Katipoğlu, The New Arab’a yaptığı açıklamada, son adımın ticari olanlar da dahil olmak üzere İsrail bağlantılı tüm uçak ve gemileri kapsadığını söyledi, “Bu, ekonomik kırılmanın devamı olup, kapsamlı bir siyasi ve ahlaki duruşun yansımasıdır.” dedi. Katipoğlu, bu tırmanışı farklı kılan şeyin sadece şiddeti değil, aynı zamanda siyasi ve popüler bağlamı olduğunu söyledi.
Gazze’deki katliamlar tırmandıkça, Türkiye içinde söylemin ötesinde gerçek eyleme geçilmesi yönünde baskılar arttı ve hükümeti kendi iç kamuoyunda daha sert, daha net tavırlar almaya zorladı.
Bölgesel dinamiklerdeki değişimin de belirleyici bir rol oynadığını savunan yazar, “Suriye’deki artan gerilim ve İsrail’in 7 Ekim’den sonra bölgedeki nüfuzunu genişletme hamleleri, Türkiye’yi rolünü yeniden değerlendirmeye ve İsrail’i artık göz ardı edilemeyecek bir istikrarsızlaştırıcı aktör olarak görmeye zorladı.” dedi.
Furkan Halit Yoğlu için bu an, geçmiş emsallerden tamamen kopuşu simgeliyor, “Farklı bir Suriye manzarası, yeni bölgesel ittifaklar ve daha az tepki veren bir ABD başkanıyla karşı karşıyayız. Netanyahu ise savaşı siyasi olarak hayatta kalmanın tek yolu olarak görüyor. Bu durum, gerilimi azaltma olasılıklarını karmaşıklaştırıyor ve benzeri görülmemiş bir Türk gerginliğini kaçınılmaz kılıyor.” dedi.
Ankara’nın tutumunun tek taraflı kalmaması gerektiğini de sözlerine ekledi:
“Bu, bölgede ateşkesin uygulanması ve dengenin yeniden sağlanması için İslam İşbirliği Teşkilatı, Körfez İşbirliği Konseyi ve BRICS gibi uluslararası ve bölgesel organların kolektif baskısına dönüştürülmelidir.”
Kaynak: The New Arab













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *