ABD’nin özel temsilcisi Tom Barrack, İsrail’in I. Dünya Savaşı Sykes-Picot Anlaşması ile belirlenen Ortadoğu sınırlarına uymakla ilgilenmediğini ve Lübnan ile Suriye’yi ele geçirme “kapasitesine veya arzusuna” sahip olduğunu savundu. Şara’nın İbrahim Anlaşmalarını imzalamayacağını, Sünni köktendincilerin desteğine sahip olduğunu söyledi.
Barrack, bu değerlendirmeyi, Perşembe günü geç saatlerde çevrimiçi ortamda X’te yayınlanan Mario Nawfal adlı çevrimiçi kişilikle şaşırtıcı ve samimi röportajda yaptı. Bu, bölgedeki ABD diplomasisinin merkezinde yer alan Barrack’ın paylaştığı birçok görüşten sadece biriydi.
Ayrıca Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara’nın İsrail ile İbrahim Anlaşmaları’nı imzalamayacağını söyleyen Barrack, Mısır ile İsrail arasındaki derin gerginliklere değinerek, iki ülkenin artık “birbirleriyle konuşmadığını veya işbirliği yapmadığını” söyledi.
Barrack, ABD’nin Türkiye büyükelçisi ama aynı zamanda Trump’ın Doğu Akdeniz ve Suriye’deki temsilcisi.
Milyarder bir gayrimenkul yatırımcısı olan Barrack, Beyaz Saray’daki patronu gibi, geleneksel ABD dış politika kurumlarının -Amerikan medyasıyla sessiz bağları koruma tercihi de dahil olmak üzere- tepkisini çekiyor. Bunun yerine, anlık ve doğaçlama röportajlar veriyor. Perşembe günü verdiği demecinde kendisini “olay odaklı paralı asker” olarak tanımladı.
Barrack, “Gazze’de yaşananlar Arap dünyasının geri kalanını tamamen çıldırtıyor” dedi.
Barrack, “İsrail’in gözünde Sykes-Picot tarafından çizilen bu çizgilerin hiçbir anlamı yok. İstedikleri yere, istedikleri zaman gidecekler ve İsraillileri ve sınırlarını korumak için istediklerini yapacaklar,” dedi.
Sykes-Picot Anlaşması, I. Dünya Savaşı sırasında 1916 yılında İngiltere ve Fransa arasında imzalanan gizli bir anlaşmaydı. Anlaşma, Osmanlı İmparatorluğu’nun Levant’taki topraklarını bölerek, günümüzde Lübnan, Suriye, Ürdün ve daha sonra İsrail’i oluşturmak üzere bölünecek olan geniş toprak parçası olan Filistin Mandası’nı oluşturuyordu.
‘İsrail bu kadar acımasız olamaz’
Barrack, Hizbullah’ın silahsızlandırılması çalışmaları kapsamında bu hafta Beyrut’u ziyaret etti ve Suriye ile İsrail arasındaki görüşmelere arabuluculuk yaptı.
İsrail’in Lübnan’ı mı yoksa Suriye’yi mi “fethedeceği” sorusuna yanıt veren Barrack, İsrail’in komşularını “ele geçirmek” istemediğini, ancak düşmanlarına karşı harekete geçeceğini söyledi.
“İsrail’in Lübnan’ı gerçekten ele geçirme kapasitesi veya arzusu var mı? Kesinlikle. Neden yapmadılar? Suriye’de de aynısını yapma kapasitesine sahipler,” dedi.
“İsrail’in, daha fazla kontrol ve komutaya sahip olabilmek için herkesi dengesiz tutmakla gerçekten ilgilendiği fikri, bence, sadece bir birey olarak, saçmadır” dedi.
Barrack, Hizbullah’ın ağır silahlarını Lübnan Silahlı Kuvvetleri’ne (LAF) teslim etmesini sağlayacak bir anlaşmaya aracılık etmeye çalışıyor. Lübnan, İsrail’in ülkenin güneyinden çekilmesini ve bu anlaşma kapsamında petrol zengini Körfez ülkelerinden yeniden yapılanma fonlarının ülkeye aktarılmasını istiyor.
İsrail, Hamas liderliğindeki güçlerin 7 Ekim 2023’te güney İsrail’e düzenlediği saldırıların ardından Hizbullah’ı ciddi şekilde zayıflattı. Kasım ayında Hizbullah, İsrail ile tek taraflı bir ateşkes imzalamak zorunda kaldı ve bu ateşkesi, Hizbullah’ın misillemesinden etkilenmeden Lübnan’ı istediği gibi bombalamak için kullandı.
İsrail güçleri bu yılın başlarında Güney Lübnan’ın büyük bölümünden çekildi, ancak güneyde beş tepeyi hâlâ işgal ediyor.
Büyükanne ve büyükbabası Lübnan’dan ABD’ye göç eden Barrack, bu hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmede, “Lübnan kanı” taşıyan bir adam olarak kendisine kişisel bir çağrıda bulunduğunu söyledi:
“Senden [Netanyahu], hem sana hem de dünyanın dört bir yanındaki Yahudilere iyi geleceğini bildiğim bir şey yapmanı istiyorum. Lübnan’a bir şans ver… onlara biraz hoşgörü göster. Herkese karşı bu kadar acımasız olamazsın, istediğin zaman istediğin yere git… ters tepecektir.”
Barrack, Netanyahu’nun da aynı fikirde olduğunu, ancak ayrıntı vermediğini savundu. Perşembe günü iki Lübnan askeri, İsrail’e ait bir insansız hava aracı tarafından öldürüldü. İsrail, saldırıyı “teknik bir arıza” olarak nitelendirerek özür diledi.
Hizbullah’ın silahsızlandırılması
İsrail, Lübnan topraklarından çekilip saldırılarına son vermeden önce Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını istediğini söylüyor. Middle East Eye’a konuşan analistler ve bölge diplomatları, Hizbullah’ın İsrail ateşi altında silah bırakmasının pek olası olmadığını söylüyor.
ABD, Hizbullah’a karşı bir denge unsuru olarak mezhep ayrımı gözetmeyen LAF’ı destekliyor. Ancak Barrack, röportajında LAF’ın Hizbullah’ı zorla silahsızlandırabileceği ihtimalini dışladı:
“Onları (Hizbullah’ı) havaya uçurmak için bir LAF askeri hareketi olmayacak” dedi.
Barrack bu hafta Suudi Arabistan ve Katar’ın, Hizbullah’ın geleneksel olarak Lübnan’daki Şii toplumunun desteğine güvendiği güney de dahil olmak üzere, Lübnan’ın yeniden inşasına yatırım yapmaya istekli olduğunu söyledi.
Lübnan, 1975-1990 yılları arasında Hristiyan, Dürzi ve Müslüman milislerin, Filistin Kurtuluş Örgütü de dahil olmak üzere, birbirine karşı savaştığı bir iç savaşla harap oldu.
Hizbullah, İsrail’in 1982-2000 yılları arasında Güney Lübnan’ı işgaline karşı direnişten doğdu. İran’ın silah ve eğitimiyle dünyanın en güçlü devlet dışı aktörlerinden biri haline geldi. İran, Hizbullah’ı silahsızlandırma çabalarına direndi ve birçok bölge diplomatı, grubun Tahran’ın onayı olmadan silahlarını teslim etmesinin pek olası olmadığını söylüyor.
Hizbullah, Emel ile birlikte Lübnan’ın Şii toplumunu temsil eden iki ana partiden biri. Barrack, Hizbullah’ın silahsızlandırılması için çabalarken, aynı zamanda Lübnan Parlamentosu Başkanı olan 89 yaşındaki Emel lideri Nebih Berri’ye yakınlık duyuyor. Barrack, “Ona ihtiyacımız var. O sadece Emel Partisi’nin değil, Şii toplumunun da sesi ve gücüdür.” dedi.
Hizbullah’ı, ABD terör örgütü olarak tanımlanıyor. Ancak Barrack, kamuoyuna yaptığı açıklamalarda gruba bazı yakınlıklar gösterdi. Barrack, “Hizbullah Lübnan dünyasının bir parçası. ‘Hizbullah’ı silahsızlandırmak istiyoruz’ diyemezsiniz. Herkes silahlı… herkes .357 kalibrelik magnum taşıyor. Çoğu insanın evinde AK-47 veya .50 kalibrelik makineli tüfekler var… burası hafif silahları silahsızlandırabileceğiniz bir ortam değil,” dedi.
Suriye İbrahim Anlaşmalarına katılmıyor
İsrail’in Suriye’ye yönelik son saldırılarının -Dürzileri savunmak amacıyla- Hizbullah’ı silah bırakmaya ikna etmeyi daha da zorlaştırdığını belirten Barrack, “Hizbullah, İsrail’e ve belki de Suriye’ye karşı sizin son durağınız olduğumuzu söylüyor” dedi.
“Sweida’dan sonra bu argüman daha da etkili hale geldi çünkü Lübnan toplumu, ‘Vay canına, İsrail sınırı aştı’ diyor… [ve] Şiileri sevmeyen bir cihatçımız var,” dedi.
İsrail, Beşşar Esad hükümetinin 2024 sonlarında devrilmesinden sonra güneybatı Suriye’nin bir bölümünü işgal etti. Bu hafta İsrail, Suriye’deki Hermon Dağı’nı işgal etmeye devam edeceğini açıkladı. Ayrıca Şam yakınlarında hava saldırıları ve kara harekâtı düzenledi.
Barrack, Suriye ile İsrail arasında doğrudan görüşmelere arabuluculuk yapıyor ve Şam bunu geçen ay ilk kez kamuoyuna duyurdu.
Barrack, Suriye Devlet Başkanı Şara’yı “pragmatist” olarak nitelendirdi ve iki ülke arasındaki diyaloğun “çok iyi” olduğunu, ancak daha geniş kapsamlı bir diplomatik anlaşmaya yönelik beklentilerin kısıtlandığını söyledi.
“İbrahim Anlaşmaları’na katılabilir mi? Asla. Sünni köktendincilerin desteğine sahip,” dedi.
Barrack, Türkiye ile ABD ilişkilerine de değinerek şunları söyledi:
“Türkiye harika bir müttefik oldu. Türkiye yanlış anlaşılıyor. Her koşulda bizim kararlı bir dostumuz ve müttefikimiz oldu. Ayrıca ABD’den sonra NATO’ya en büyük katkıyı sağlayan ülke.”
YPG-PKK
Türkiye ile Suriye’nin müttefik haline geldiğini belirten Barrack, Suriye’de aktif çok sayıda silahlı grup olduğunu belirtirken SDG’nin omurgasını oluşturan YPG için “PKK, Türkiye tarafından terör örgütü olarak tanımlanmıştır. ABD de PKK’yi yabancı bir terör örgütü ilan etmiştir. Ancak artık PKK ile ilişkili olmayan başka bir örgüt var: SDG ve YPG. Bunlar IŞİD karşıtı savaşta bizim müttefiklerimiz oldu. Onların kökeni PKK’ya dayanıyordu” dedi.
YPG ve PKK ile Suriye’deki Alevi ve Dürzilere ilişkin soruya Barrack şu yanıtı verdi:
“Her üç harfli kısaltma şu anda benden nefret ediyor, bu yüzden üç harften uzak duruyorum, beni kucaklayacak dört harfli kısaltmalara gitmeye çalışıyorum. O da deniyor ve Başkan Trump ne yaptı? Yaptırımlar büyük bir sorun çünkü. Barışı unutun. Önce refaha ihtiyacınız var. Refahı nasıl elde edersiniz? Bir ekonomiyi açmanız gerekir. Suriye halkı çalışkan, sanayici, cevap arayan harika, misafirperver insanlar. Ve her yerde mültecilerimiz var. Türkiye’de üç buçuk milyon, Ürdün’de bir buçuk milyon, Lübnan’da bir buçuk milyon, hepsi geri dönmek istiyor. Suriye’de Dürziler Dürzi ülkesi, Kürtler Kürt ülkesi, Aleviler Alevi ülkesi istiyor. Ancak Suriye’de birlik ve uzlaşma dışında bir B planı olan var mı? Yok. B planı kaos. Esad rejiminden sonraki dönemde işlerin daha kötüye gitmemesi için Başkan Şara ve ekibini kaynaklarla, hesap verebilirlikle ve kapsayıcılıkla desteklemeliyiz.”
Barrack, Şara ilgili izlenimlerini ve ABD’nin Suriye politikasını şu sözlerle anlattı:
“Ona güveniyorum. Ona inanıyorum. Günümüzdeki hedeflerinin bizim hedeflerimizle uyumlu olduğundan eminim. Bu hedefler nelerdir? Bölgenin kendisinde yeni bir bölgesel anlayış dokusu yaratmak, Suriye’yi yeni bir refah, istikrar ve güvenlik yoluna geri döndürmek. Ama etrafındaki her bileşen bunun gerçekleşmesini engellemeye çalışıyor.”
Daha önce Suriye’nin güçlü bir merkezi devlet olması gerektiğini belirten ancak daha sonra adem-î merkeziyetçi bir yapının ülke gerçeğine daha uygun olduğunu ifade eden Barrack, ülke içinde Dürziler, Kürtler, Bedeviler, Aleviler gibi farklı taleplere sahip birçok grubun bulunduğunu, bunun da “merkezi bir Suriye hükümeti” kurma çabalarını zorlaştırdığını söyledi.
Lübnan’ın İsrail ile daha geniş bir diyaloğa girmesi gerektiğini savunuyor
Barrack, Trump’ın ilk görev döneminde BAE adına kayıt dışı yabancı ajan olarak hareket etmekle suçlanmıştı. Röportajda, Trump’ı Körfez bölgesindeki liderlere “tanıttığını” ve bunun İbrahim Anlaşmaları’na katkıda bulunduğunu ima etti.
Barrack, 1970’lerde Suudi Arabistan’da avukat olarak çalıştı, BAE büyükelçisi Yousef Otaiba ile yakın bağları var ve Katar ile, egemen servet fonu olan Paris Saint-Germain futbol kulübünün satışı da dahil olmak üzere ticari anlaşmalar yaptı.
Barrack, Lübnan’ın İsrail ile daha geniş bir diyaloğa girmesi gerektiğini, aksi takdirde Lübnan kökenli olduğunu belirterek, “Dinozor gibi yok olup gideceğiz” dedi.
Lübnan ve İsrail arasında diplomatik ilişki bulunmamakla birlikte, 1949’da bir Ateşkes Anlaşması imzalanmıştır. İki ülke arasında, Mavi Hat olarak adlandırılan sınır konusunda uzun süredir devam eden bir anlaşmazlık bulunmaktadır.
“Bazen iki kilometreden, bazen dört kilometreden bahsediyorsunuz” dedi, sınır çizgisini kastederek.
“Yani yeşil çizgiyi, mavi çizgiyi ve kırmızı çizgiyi çizen kalemin boyutu önemli. Dürüst olmak gerekirse, bu konuda aklınızı kaybedebilirsiniz ama insanlar bu yüzden hayatlarını kaybediyor, ki bu da benim için yine şaşırtıcı… kimin umurunda?” dedi.
(Middle East Eye)













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *