İslami Yönetim

İslami Yönetim

“İslâm nazarında Allah’ın, Kitabının, Peygamberinin, insanların, hayvanların ve bitkilerin hukuklarının korunmadığı siyasalar meşru değildir. Tevhid ve adaletin hâkim olmadığı siyasi yapılanmaların adından yola çıkarak dünya sisteminin uzantılarına meşruiyet kazandırmaya çalışmak Müslümanca bir tavır değildir.”

Mehmet Sürmeli / Davet Araştırmaları Merkezi

Emaneti ehline vermeyi şiar edinip sünnet koyan Peygamber Efendimiz, herhangi bir gerekçe ile liyakatsiz insanlara görev vermediği gibi yönetimi de saltanata dönüştürecek işler de yapmadı. Resulullah’ın bu hassasiyetini bilen akrabaları da O’ndan böyle bir talepte bulunmadılar. Zira saltanatta zalimler de aynı soydan olmaları münasebetiyle etkin görevler alabilirler. Hâlbuki “ilahi ahd zalimler için geçerli değildir.” Aslında din, saltanat için de bizatihi bir şey söylememektedir. Dinin söylediği; vahiy hukukun kaynağı yapılsın, iş ehline verilsin, din hayata hâkim olsun, zulüm kalkıp adalet yerleşsin, dağıtımda denge ve adalet gözetilsin, işler istişare ile halledilsin, velayet kâfirlere verilmesin, fasıklar idarede öncelenmesin, insanların emekleri zayi edilmesin, emniyetler korunsun, hukuk uygulansın, ahlaki değerler yüceltilsin ve uygulamada halk arasında ayırım yapılmasın, Müslümanların toprakları ve kaynakları kâfirlere peşkeş çekilmesin. Şayet yukarıda saymış olduğumuz hususlar demokratik toplumlarda ihlal ediliyor ve buna bağlı zulüm hâkim oluyorsa, böyle bir sistem, adına binaen meşruiyet kazanmaz. İslâm nazarında Allah’ın, Kitabının, Peygamberinin, insanların, hayvanların ve bitkilerin hukuklarının korunmadığı siyasalar meşru değildir. Tevhid ve adaletin hâkim olmadığı siyasi yapılanmaların adından yola çıkarak dünya sisteminin uzantılarına meşruiyet kazandırmaya çalışmak Müslümanca bir tavır değildir.

İslâm, yönetimde tanrı-insan düşüncesini şiddetle reddeder ve bunu şirk sayar. Tanrı-insan anlayışı demokrasilerde de krallıklarda da vardır. Olmadığı tek yer İslâmî yönetimdir. İslâmî yönetimin özünde tanrı-insan yoktur ve yöneticiler hesap vermek zorundadırlar. Yöneticiler asla kutsal değildirler. Bu anlamda İslâm’da, yöneticilere mutlak itaat olmadığı gibi hukuk önünde de idarecilerin kimseye üstünlükleri yoktur. Her şeyleri denetlenen insanlar olarak idareciler, mali yön başta olmak üzere her zaman hesaba çekilebilirler veya hesap vermekle mükelleftirler. Nebevi yönetim tarzı böyledir. Müslüman idareciler, halktan farklı bir hayat sürerek idareyi firavni bir yönetime benzetemezler. Âdil yönetimde model, Hz. Peygamber’in sade ve ümmetten kopuk olmayan hayat tarzıdır. Bu hayatın dinamikleri evrenseldir. Unutmayalım ki Hz. Peygamberden başka kimsenin hayatı Müslümanlar için sünnet değildir.

Bu söylediklerimiz Kur’an ve sünnetten öğrendiklerimizdir. Kafamızdakini dine söyletmek gibi uçuk bir kanaat değildir. Böyle bir yönetimde Hz. Peygamber örnektir ve sadece onun sünneti normatiftir. Raşid halifeler dahi sünnete tabi oldukları oranda örnek olurlar. Hayata meşruiyet kazandıran Peygamberimizin sünnetine ittibadır. İstikametten ayrıldıktan ve raşit olma özelliğini kaybettikten sonraki uygulamalardan yola çıkarak İslâmî yönetim eleştirisi yapmak kasıtlı ve kötü niyetli bir yaklaşımdır. İslamizasyon politikaları çerçevesinde laik, liberal ve muhafazakâr politikacıların hayat tarzları ile İslâm arasında ilgi kurup dinin siyasal söylemine saldırmak kasıtlı bir ihanettir. Şu da bilinmeli ki islamizasyon politikalarını İslâm olarak göstermek de bir o kadar dinimize ihanettir. Doğması muhtemel mektebi bir İslâmî hareketin önünü kesmektir.

Din, Kur’an ve Sünnetten referans almayan uygulamalara sahip çıkmaz. Tarih içerisindeki saltanattan mülhem yanlış uygulamaları dine yüklemek, sağ politikaların geleneksel istismarcı reflekslerini dindenmiş gibi göstermek dine bir daha hayat hakkı tanımamayı amaçlayan düşmanca bir yaklaşımdır. Böyle bir yaklaşım ne kadar düşmanca ise, modern ulus devletlerdeki liberal muhafazakâr iktidarları “İslâmcı” veya “siyasal İslâm” ilan ederek henüz mektebi anlamda doğmamış ama doğması muhtemel bir İslâmî hareketi yok etmeye çalışmak da o kadar düşmancadır. İslâmcı olmadıkları hâlde oy için İslâmcı gibi gözükmek de daha ayrı bir İslâm düşmanlığı türüdür. Bu anlamda halkı Müslüman ülkelerde özelde de ülkemizde siyaset, İslâm’ın önünü kesmek üzerine inşa edilmektedir. Bu tespitimiz verili siyasetin islamizasyon politikalarına teslim olanları rahatsız etse de durum böyledir. Bu hakikat bilinip zulme karşı Müslümanlarca bir tavır belirlenmezse din hiçbir zaman siyasal referans olamaz.

Kaynak: https://www.facebook.com/story.php?story_fbid=890913096056272&id=100054127701822&mibextid=WC7FNe

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *