Gazzeli Müslümanları yalnız bırakmak!

Gazzeli Müslümanları yalnız bırakmak!

Gazzeli Müslümanları yalnız bırakan, onları Amerika-İsrail ve dünya gâvurlarının insafına terk ederek, “Biz sizin için Amerika-İsrail ile kötü olmak istemiyoruz. Amerika-İsrail’i kaybetmek de istemiyoruz” diyen halkı Müslüman ülkelerin İsrailoğullarının Yahudileşenlerinden ne farkları vardır? Bugün Yahudileşme, Yahudilerin değil, kendilerini Müslüman sananların sorunudur.

Mustafa Çelik / Yeni Akit

Kur’ân-ı Kerim’de İsrailoğullarının Yahudileşme süreci anlatılır. Maksad, bu ümmet İsrailoğulları gibi Yahudileşmesin diyedir. Allah yolunda ilerlerken düşmanı görünce yola yatmak, yoldan çıkmak, yol arkadaşına tekme atmak, peşinde gittiği önderini, liderini yalnız bırakmak, davasını, davasının değerlerini satmak, İsrailoğullarından miras kalan Yahudileşmenin alâmetlerindendir.  Yahudileşen İsrailoğulları an geldi peygamberleriyle alay ettiler, an geldi dinde, imanda peygamberleriyle pazarlık yaptılar, an geldi peygamberlerini öldürdüler, an geldi Peygamberlerini düşmanın karşısında yalnız bırakıp yere çakıldılar. Kendilerini Allah yolundaki cihaddan çaldılar. Rabbimiz haber veriyor:

“(İsrâiloğulları) “Ey Mûsâ! Doğrusu biz, (onlar) orada bulundukları müddetçe, oraya ebedî olarak asla girmeyiz; onun için sen, Rabbinle git, artık (onlarla) ikiniz savaşın, doğrusu biz (onlarla harb etmektense) burada (bu Tih Sahrasında) oturacak olan kimseleriz” dediler.” (Maide Sûresi/ 24)

Tefsiri manayla Ey Mûsa, onlar orada oldukları sürece biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin birlikte gidin savaşın, biz burada oturup bekleyeceğiz dediler. Allah yolunda bir savaşı göze alamadılar. İnandıkları Allah uğrunda savaşı göze almaya değmeyen bir Allah. Hâlbuki Allah ve Rasûlünden bir savaş çağrısı alan Rasûlüllah Efendimizin ashabı, o güzide insanlar kendilerini savaşa çağıran pişdarlarına şöyle demişlerdi: Ey Allah’ın Rasûlü, bizler sana İsrâiloğullarının elçilerine dediğini demeyiz. Biz asla böyle bir tavır sergilemeyiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada bekleyeceğiz demeyiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz de sizinle birlikte gelip savaşacağız deriz. Dilediğine hükmet, dilediğin yere yürü vallahi biz hep senin yanındayız demişlerdi. Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (sav) Bedir Savaşı öncesinde Kureyş müşrikleriyle savaşıp savaşmama konusunda arkadaşlarıyla istişare etmiş, gerek muhacirler gerekse ensar Hz. Peygamber’in emrinde olduklarını bildirmişlerdi. Bu arada ensar’dan Mikdâd b. Amr el-Kindî (ra) şöyle demişti: “Ey Allah’ın elçisi! Biz sana İsrâiloğulları’nın Mûsâ’ya dediği gibi ‘Git, sen ve rabbin beraber savaşın, doğrusu biz burada oturacağız’ demeyiz. Fakat ‘Git, sen ve rabbin beraber savaşın, biz de sizinle birlikte savaşacağız’ deriz.” (Sahih-i Buhârî, “Tefsîr”, 5/4; Müsned, I, 389, 390; İbn Kesîr, es-Sîre, II, 391-393; İbn Âşûr, et-Tahrir ve Tenvir, VI, 166)

Allah yolunda cihad-ı terk edip nemelazımcılığa sarılmak, Yahudileşen İsrailoğulların geleneğidir. Bir Müslümanın bu geleneği devam ettirmesi mümkün değildir. Hz. Muhammed (sav)’e ümmet olanlar, ümmetin direnen evladlarını gâvurların insaflarına terk etmezler. Bugün Filistin’de; Kudüs’te, Gazze’de Siyonist Yahudilere karşı direnen Gazzeli Müslümanları yalnız bırakan, onları Amerika-İsrail ve dünya gâvurlarının insafına terk ederek, “Biz sizin için Amerika-İsrail ile kötü olmak istemiyoruz. Amerika-İsrail’i kaybetmek de istemiyoruz” diyen halkı Müslüman ülkelerin İsrailoğullarının Yahudileşenlerinden ne farkları vardır? Yahudileşen İsrailoğullarının Musa’ya söylediklerinin aynısını günümüzün halkı Müslüman ülkeleri, Gazzeli Müslümanlara söylüyorlar. Evet, Yahudileşme bütün hızıyla devam ediyor. İsrailoğulları Allâh’ın kendilerine bahşettiği nîmetlere nankörlük ediyorlar ve ülü’l-azm peygamberlerin üçüncüsü olan Hazret-i Mûsâ’ya tavır koyuyorlardı. Allahû Teâla, onları kırk sene boyunca sıkıcı ve dar bir yer olan Tih Sahrası’nda kalmaya mahkûm etti. Bu mekândan ne zaman çıkmaya çalışsalar, dönüp dolaşıp yine aynı dâirenin içine giriyorlardı. Tâ ki, yeni bir nesil yetişinceye kadar bu devam etti. Bugün de İslâm ümmetinin Yahudileşme zilletinden kurtulması için Siyonist Yahudi İsrail’den hesap sormayı imanının gereği bilen bir neslin yetişmesi gerekir. 

Müslümanlardaki Yahudileşme temayülü ve tehlikesi, on binlerce çocuk katili Amerika-İsrail’in istilasını kolaylaştırıyor ve onlara cesaret kaynağı oluyor. Aliya İzzet Begoviç der ki: “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.” İslâm düşmanları, kendilerine benzeyen Müslümanlardan korkmazlar. Filistin’de, Kudüs’te, Gazze’de cürüm ve cinayetler işleyen Amerika-İsrail’in nezdinde, kendilerine benzeyen, Yahudileşen halkı Müslüman ülkeler yok hükmündedirler. Şayet Filistin’in, Gazze’nin etrafındaki halkı Müslüman ülkelerde Yahudileşme tehlikesi zuhur etmemiş olsaydı, halkı Müslüman ülkeler direnen Gazze halkıyla birlikte olsalardı biz bugün İsrail denilen şeytan Amerika’nın terör karakolundan bahsetmeyecektik.

Bugün Yahudileşme Yahudilerin değil, kendilerini Müslüman sananların sorunudur. Kur’ân’da “İsrailoğulları” yani “beni İsrail” diye bahsedilen kavim, Hazreti Musa’ya (as) tâbi olan o dönemin Müslümanlarıdır. O dönem Müslümanlarının sorunu olan Yahudileşme şu halde bu dönem Müslümanlarının da sorunu olmaya adaydır. Bir Müslümanın Yahudi gibi inanması, Yahudi gibi yaşaması ve Yahudi gibi tercihte bulunması, kıyamet şiddetinde bir tehlikedir. Akıtılan Müslümanların kanlarını, parçalanan çocukların bedenlerini önemsememek, kendini soykırım gerçekleştirmekle görevli gören Siyonist Yahudi ile aynı yerde durmaktır. Çünkü bu iki eylem de Yahudileşme tavrı ve tercihidir. 

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *