Varoluşsal krizi aşmak için ne yapılmalı?

Varoluşsal krizi aşmak için ne yapılmalı?

“Din ve insan arasında kurulacak diyalojik bir ilişki, ikisinin birlikte içinde bulunulan anlam ve ahlak boşalması olarak ifade ettiğimiz varoluşsal krizin aşılmasını sağlayacaktır.”

Modern dönemde insanların içinde düştüğü ‘anlam’ krizine işaret ediyor Prof.Dr. Bilal Sambur bugün Milat gazetesindeki yazısında. “Din ve insanın varoluşsal krizi” başlığını taşıyan yazısında Sambur, dinin doktriniyle, pratiğiyle ve kavramlarıyla sürekli olarak konuşulması, tartışılması, yaşanması ve yorumlanması gerektiğini vurguluyor. Modern dönemde ise kişilerin, artık kendilerini harekete geçiren ve hayata aktif katılan canlı bireyler olarak değil, kendileri gibi atıl ve ölü dini kavramları tercih etmekte olduklarını belirtiyor.

Şöyle diyor Bilal Sambur:

Din; insana anlam, değer ve amaç sunan en önemli tecrübe, çerçeve ve yapıdır. İnsan, dine hidayet rehberi, yani kendisini doğru yola iletecek yol ve araç olarak yaklaşır. Hidayet rehberi olma gibi önemli bir işlevin yüklendiği dinin anlaşılması, yorumlanması ve tecrübe edilmesi büyük önem arz etmektedir. Dini kavramlar, ilkeler, inançlar ve pratikler, derinliğine anlaşılmadan ve yorumlanmadan yüzeysel ve yapay bir şekilde dine dışarıdan verilen anlamlarla yetinmek ve sığ anlamlar çerçevesinde dinden hidayet rehberi olmasını beklemek, ölümcül bir yanılsamadır.

Din, doktriniyle, pratiğiyle ve kavramlarıyla sürekli olarak konuşulmalı, tartışılmalı, yaşanmalı ve yorumlanmalıdır. İnsanın dini anlama ve anlamlandırma çabasının meyvesi, sahici anlamda bir teolojinin ortaya çıkmasıdır. Dini, kavramlarıyla, ilkeleriyle ve pratikleriyle derinliğine nitelikli bir yorumlama çabasına girmeden, bütün dini kavramları ve değerleri, rutin işlerimizin meşrulaştırılması için bir araç haline getirmek, dini hidayet yolu olmaktan çıkarmak anlamına gelmektedir. Dini anlamak ve anlamlandırmak, emek harcamayı ve ter dökmeyi gerektirmektedir. Bugün kişiler, hiçbir emek harcamadan ve ter dökmeden, kendi keyiflerine göre dini kavramlara anlamlar atfetmektedirler ve onları kendi yararlarına olacak şekilde kullanmaktadırlar. İçinde bulunulan atalet, tembellik ve çürüme, dinin içinin boşaltılmasını sağlamaktadır.

Modern insan, duygusunu, düşüncesini ve duyarlılığını kaybetmektedir. En merkezi dini kavramlar, değerler ve ilkeler, kişilerin duygu, düşünce duyarlılık dünyasında bir mobilizasyona ve motivasyona neden olmamaktadır. Kişiler, artık kendilerini harekete geçiren ve hayata aktif katılan canlı bireyler olarak değil, kendileri gibi atıl ve ölü dini kavramları tercih etmektedirler. Hayat sahibi olanlar için hidayet rehberi ve kalplere şifa olarak indirilen Kur’an-ı Kerim’in ölülere okunan veya pasif bir şekilde hatmedilen bir metin düzeyine indirgenmesi, modern insanın kalbinin ve aklının mühürlendiğini göstermektedir. Dini canlı ve dinamik kılan, akıldır. Kişi, aklıyla dinin iman, ibadet ve ahlak boyutları üzerinde derinliğine tefekkür etmelidir. Kişi, kalbini ve aklını sürekli olarak dinin her tarafında işlevsel kılmalıdır. Din söz konusu olduğunda işbaşında olması gereken akıldır. Aklın ve kalbin işlevsiz kılınması, dinin içinin boşalmasına neden olmuştur. Alemde hiçbir şey boşluk kabul etmediği gibi, din de boşluk kaldırmamaktadır. Ahlaktan, akıldan ve adaletten boşalan yere yalan, şiddet ve fanatizm dolmaktadır.

Dinin içinin boşaltılmaması için, dinin hiçbir şeye alet edilmemesi gerekmektedir. Hiçbir şahıs, grup veya kurum, dini kendi amaçları, doktrinleri, otoriteleri veya çıkarları için araç olarak kullanma ayrıcalığına sahip değildir. Birçok kişi, grup veya yapı, en doğru dini anlayışın kendilerinin takip ettiği yol olduğunu iddia ederek, kendilerine uygun alternatif dinler icat etmektedirler. Dini kavramların içinin boşaltılması, sahih olmayan anlamlarla kuşatılması, dinin anlaşılması değil, dinin icat edilmesi anlamına gelmektedir. Dinin varlık nedeni, insanın Allah’a kulluk görevini yerine getirmesini sağlamaktır. Din, Allah’a kulluk görevinin ifa edilmesinin dışında hiçbir şeye alet edilmemelidir.

Dinin içinin boşaltılmaması ve dini kavramların sığ klişelere dönüşmemesi için, din ve insan arasında canlı ve dinamik bir ilişki kurulmalıdır. Kişi, dinle muhabbet etmeli, dinle konuşmalıdır. Dini kavramlardan, ilkelerden, değerlerden ve pratiklerden ne anladığını dinin kendisiyle paylaşmalıdır. Dinin ve insanın varoluşsal krizi, ikisinin birlikte anlam ve amaç oluşturma yeteneklerini kaybetmelerinden kaynaklanmaktadır. Din ve insan arasında kurulacak diyalojik bir ilişki, ikisinin birlikte içinde bulunulan anlam ve ahlak boşalması olarak ifade ettiğimiz varoluşsal krizin aşılmasını sağlayacaktır. Kişi, aklıyla ve ahlakıyla sürekli dini kavramların anlamlandırılması ve anlaşılması için çaba ve emek sarf etmelidir. Dini kavramların ve değerlerin içinin akılla ve ahlakla doldurulması, açık ve dinamik bir hak ve hakikat arayışını tecrübe etmekle mümkün olacaktır. Her insani tecrübe, kişinin dinini sahih ve sahici anlamasına ve yaşamasına katkı sunan bir kaynak işlevi görmelidir.

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal