“Ailesiz Toplum” Girişimlerine Dikkat

“Ailesiz Toplum” Girişimlerine Dikkat

Sosyal medyada bir araya gelen bir grup müslüman tarafından, “Aile” kurumu üzerine uygulanan bazı politikalardan duyulan endişe dile getirildi. 24 Haziran seçimlerinde aday olanlara hitaben yazılan bildiride 3 talepte bulunuldu.

Sosyal medya üzerinden bir araya gelen bir grup müslüman tarafından yayınlanan bildiride “Aile” kurumu üzerindeki küresel yönlendirmelere ve bunun Türkiye’deki yansımalarına dikkat çekilerek, “Aile”deki bozulmaya neden olan politikalardan vazgeçilmesi istendi. Bildiride şu ifadelere yer verildi:

“Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Adaylarına ve Diğer Yetkililere:

Aşağıda imzası olan bizler diyoruz ki:

Mevcut “aile politikaları” neticesinde dağıtılmakta olan “aile” kurumu ve kurulmakta olan “ailesiz toplum” konusundaki endişelere kulak verilmelidir. Modernitenin tüm diğer düşünce biçimlerini ezdiği tarihin bu devrinde “Aile” kurumuna karşı bütün dünya çapında savaş açıldığı görülmektedir.

Bütün dünya çerçevesinde uygulanan politikalarla İzlanda, Norveç, Danimarka, Finlandiya, Bulgaristan, Şili, Fransa, Estonya gibi ülkelerde ailesiz dünyaya gelen çocuk oranlarının %50’leri aşıp %70’lere dayanması bir faciadır. Türkiye’de bu oran %3’lerde olmasına rağmen son dönem ortaya konulan kanun, yönetmelik ve politikalarla ailesiz toplumun alt yapısının hazırlanmakta olduğuna şahitlik ediyoruz. Aile kurumu neredeyse tamamen çökmüş olan ülkelerin bile imzalamaya cesaret edemediği ancak Türkiye’nin büyük bir cesaretle(!) 2011’de ilk imzalayan ülke olduğu ve bu nedenle “İstanbul Sözleşmesi” diye adlandırılan sözleşmenin ve onun uygulama/kontrol birimi olan GREVİO’nun ellerine bırakılmış bir aile politikası ile Türkiye’de de oran yakın zamanda bu rakamlara çıkacaktır.

İstanbul Sözleşmesi eksenli aile politikaları değiştirilmediği takdirde toplumun temeli ve yapıtaşı olan “aile” kurumu kaybedilecektir. Vicdan sahibi Batılı aydınların bile itiraf ettiği, Batı’nın “ailesiz toplumda sağlıklı çocuk yetiştirme “ hakkında hiç bir çözümünün olmadığının bilinmesine rağmen bu yolda devam etmenin intihar olduğunu düşünüyoruz.

Din, ahlak, aile, baba, namus, şeref, gelenek gibi tüm “değer” tanımlarını yok edip “haz” ilkesini tek değer kabul eden; bütün erkekleri potansiyel “psikopat, manyak, cinsel sapık”, bütün kadınları “sağlıklı ve dengeli” tanımlayan; babanın anneye sert bakışını “şiddet” olarak görüp cezalandıran, annenin ise babayı dilediği an, hiç bir kanıt, delil göstermeden aylarca evden atabildiği; 18 yaş altı insanlara evlenmenin yasaklandığı ancak gayrı meşru ilişkinin (zinanın) “sıfır” yaşa kadar serbest bırakıldığı ve böylece “pedofilinin” kanuni zemininin hazırlandığı; evlenip boşanan erkeklerin ömür boyu nafaka ile cezalandırıldığı, evlenmeden onlarca sevgili(!) ile yaşamanın hoş görüldüğü; transeksüel/gay/lezbiyen/biseksüel ilişkinin “normal” kabul edilip, korumaya alınırken 18 yaş altı kızla evlenen erkeğin “çocuk tecavüzcüsü, sapık” kabul edildiği; “0” yaşına kadar “seks” yapan kızların “kadın”, “18” yaşında evlenen kızların “çocuk” olarak tanımlandığı; “gavur”luğun maharet sayılıp Müslüman düşüncenin ilkellik olarak kabul edildiği bir toplumsal dizayn projesi bu. (Detaylar, notlar bölümünde bulunmaktadır.)

Toplumu “tek tip bir konserve” gibi kurgulayan, komünist dönem kolhoz uygulamasını bir devlet projesi olarak bütün topluma yayan, modern zamanlar faşizminin eldiven giymiş hali ile karşı karşıyayız. Devlet dayatması ile din, ahlak, namus, şeref, gelenek, örf, töre gibi değer üreten tüm kaynakların yok edildiği ve yerine “Tanrısını, dinini, erdemlerini, geleneğini, insaniyet ve ailesini” kaybetmiş “hazdan ve menfaatten” müteşekkil bir toplumun “Tek Tipçiliğinin”, allanıp pullanarak “kadın özgürlüğü, cinsiyet eşitliği” numarası ile topluma yedirildiği bir toplum mühendisliği çalışması bu.

Ne yazık ki bu topraklarda, sayıları bir kaç bini bulmayan LGBT’cilerin, feministlerin ve onların arkalarındaki Batı sömürgeciliğinin etkinliği; 1200 senelik İslam tarihi olan 81 milyonluk Müslüman toplumumuzdan çok daha fazla.

Üstelik, toplumsal araştırmaların, aile kurumunun çözüldüğü ülkelerde özelde kadının, genelde tüm toplumun kendini yapayalnız hissettiğine, psikolojik problemlerin, evsizliğin, uyuşturucunun, alkolizmin, fuhuşun, insan ticareti vs’nin katlanarak arttığına işaret etmekte olduğu bilindiği halde; devleti yönetenlerin bu yola girmelerinin, mantıklı bir açıklaması olabilir mi?

Türkiye, İstanbul Sözleşmesi ve 6284’nolu yasa ile uygulamaya başladığı aile kurumunu çökerten, “cinsiyetçi” ve “sapkın ilişki” modellerine hazırlık yapan, hatta “özendiren” aile ve toplum politikalarını terk etmelidir. Bu politika, İslam’ın “birbirini tamamlayan, zevc” tanımının yerine, Cinsiyet eşitliği adı altında kadını ve erkeği birbirine “rakip” tanımlayarak bir arada bulunabilmelerini imkansız hale getirmektedir. Bu politikalar ile “birey” ihtiyaç duyduğu aile sığınağından/yuvadan mahrum edilmekte, çocuklar haz piyasasının “sıradan” bir enstrümanına dönüştürülmektedir. Ne yazık ki, Bu duruma ilk itiraz, kendini “muhafazakâr-dindar” olarak tanımlayan siyasilerden gelmesi gerekirken, aynı çevreler bu durumu görmemezliğe, bilmemezliğe gelmeyi tercih etmektedirler.

Bu bildiriye imza atanlar olarak sizden;

1. İstanbul Sözleşmesi’nin fesh edilmesini,
2. Toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının yerine, kadının kadın, erkeğin erkek, çocuğun çocuk olduğu, İslam’ın asil, şerefli ve namuslu insanın özendirildiği, adalet temelli politikaların uygulanmasını,
3. 6284 No’lu kanunun iptalini,

Talep ediyoruz.

İmzalayanlar:

Adem Çevik, Ahmet Hakan Çakıcı, Ahmet Neoldum, Akın Tekdal, Alaattin Aslan, Aydın Dingil, Ayşe Ba, Aziz Göktepe, Coşkun Ertaş, Ekrem Altınlı, Erdal Çelik, Erhan Coşgun, Erhan Şahin, Faruk Yeşil, Fatih Bütün, Gülşen Gören, Hasan Hüseyin Dinç, Hüseyin Alan, Hüseyin Baykal, Hüseyin Yüksel, İbrahim Yıldız, Kamuran Budak, Levent Çavuş, Mehmet Altuntaş, Mehmet Ali Dinç, Mehmet Demir, Mehmet Özkan, Mehmet Ragıp Karcı, Mehmet Sancaktar, Mehmet Söylemez, Prof. Dr. Memduh Gezici, Mesut Yaman, Murat Kurtuldu, Mustafa Atav, Mustafa Yıldız, Mustafa Zorlu, Mücahit Gültekin, M.Turan Çalışkan, Ömer Ekinci Micingirt, Sebahattin Akgül, Selim Demir, Sezgin Polat, Tülay Alış, Yasin Emrak, Zafer Gedik, Zafer Gürler, Zühtü Akar, Zülküf Arslan.

Konu Hakkında Notlar:

(Bu kısım BURSA AİLE AKADEMİSİ DERNEĞİ’nin 26 Nisan 2018 tarihli bildirisinden alınmıştır.)

Bu konuda son 15 yılda, konuyla ilgili imzalanan uluslararası sözleşmeler, çıkarılan kanunlar, uygulanan eylem planları ve bazı gelişmelerin özeti kısaca şöyledir:

1. 2004’te yapılan TCK’daki değişiklikle evlilik içi tecavüzkavramı getirildi. Erken evlenen kocalara “tecavüz” suçundan dolayı kamu davaları açıldı. Bu kişiler 10-15 yıl gibi inanılması güç cezalara çarptırıldı. Sadece kadınlar değil, çocuklar da perişan oldu, mağdur edildi.

2. 2005’te ilk LGBT dernek, KAOS GL kuruldu.

3. 2006 yılında “namus cinayetleri”nin önlenmesi iddiasıyla 26218 Sayılı Başbakanlık Genelgesi yayınlandı. Feminist hareketler bu genelgeyi önemli bir başarı olarak selamladı. Örneğin Genelge’nin birinci bölümünün 7. maddesinde, eğitim alt başlığında, şu ifadeler yer aldı: “İlköğretimden başlayarakeğitimin her aşamasında (örgün ve yaygın eğitim de dahil olmak üzere) şiddet ve toplumsal cinsiyet duyarlılığıkonularını içeren ve çocuklara kendi bedenlerini tanımayı öğreten eğitim programlan hazırlanarak uygulamaya konulmalıdır.”

Şiddeti ve “namus cinayetini” önleyeceği iddia edilen Genelge’de hiç bir manevi önleme yer verilmedi. Genelge’de yer alan 53 maddenin 18 tanesi “zihniyet dönüşümüyle” ilgiliydi. Kastedilen şüphesiz, “feminist perspektif” idi.

4. 2009 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yayınladığı araştırma raporunda “Aile kadınlar için güvenli bir ortam değildir.” ifadeleri yer aldı. Aynı ifadeler 2014’te yayınlanan raporda da yer aldı. Buna ek olarak, 2014 raporunda, “evlilik” de şiddet sebebi olarak tanımlandı. Bu raporlarda, aileyi değil, kadını merkeze alan politikalar uygulanması gerektiği belirtildi. İlginç değil mi? Aile Bakanlığı’nın yayınladığı bir raporda bu ifadelerin yer almasına demek ki, Aile Bakanlığı’ndan kimse itiraz etmemiş.

5. 1 Ocak 2002 tarihinde, Türk Medeni Kanunu’nda “aile reisi kocadır.” ifadesi kaldırılmıştı. 2010 yılında yapılan anayasa değişikliğinde aile kurumu için “eşler arasında eşitliğe dayanır.” ifadesi eklenerek, 2002’deki değişiklik anayasal bir madde haline getirildi.

6. 2011’de İstanbul Sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşmede “Kadınlar’ kelimesi 18 yaşın altındaki kız çocuklarını da kapsar.” ifadesi yer aldı. Sözleşmenin 4. maddesi, eşcinselliği legal güvence altına alıyor; 42. maddesi din/gelenek/örf gibi toplumsal kurum ve değerlere aykırı davranışları “şiddet gerekçesiyle” denetlemeyi yasaklıyor, 48. madde ise karı-koca arasındaki “şiddet iddiası taşıyan” geçimsizliklerde arabuluculuk yapmayı yasaklıyordu.

7. Aynı yıl Fatma Şahin eşcinsel hakların anayasal bir hak olması gerektiğini açıkladı.

8. 2012’de İstanbul Sözleşmesi esas alınarak “6284 Sayılı Aileyi Koruma ve Kadına Şiddeti Önleme Kanunu” çıkarıldı. Kanun, halk arasında “Aileyi Çökertme ve Kocaya Zulmetme” kanunu olarak isimlendirildi. Bunun sebebi kanunun gerçekten inanılması güç maddeler içermesiydi. 2013 Ocak ayında bu kanunun uygulanmasına yönelik çıkartılan yönetmelikte şu ifadeler yer aldı: “Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz.Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Kararın verilmesi, Kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilemez.” Bu madde her şeyden önce hukukun evrensel bir ilkesi olan masumiyet karinesini çiğniyordu. Erkeklerin ekonomik açıdan mağdur edilmesi bir yana; şerefi ve haysiyeti de kadının iki dudağının arasına bırakılmıştı. Bugün ülkemizde bu maddenin mağduru olan kişi sayısı -kesin olarak bilinmemekle birlikte- onbinlerle ifade edilmektedir.

9. Gerek İstanbul Sözleşmesi, gerekse 6284 sayılı kanun şiddeti, “doğal davranışı” da kriminalize edecek şekilde tanımladı. Bu belgelerde yer alan tanımlar ölçüt alındığında Türkiye’de şiddete bulaşmamış bir Allah’ın kulu kalmayacaktır. Özetle şiddet kavramı manipüle edildi, kadını-erkeği ve çocuğu birbirinden ayırmak için araçsallaştırıldı.

10. 2014 Ağustos ayında İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girdi.

11. 2008-2013 yıllarını kapsayan Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı hazırlandı. Sonrasında 2012-2015 ve 2016-2020 yıllarını kapsayan şiddetle mücadele ulusal eylem planları hazırlanıp uygulamaya konuldu. Bu planların hiç birinde manevi önlemlere yer verilmedi. Sadece feminist perspektif esas alındı.

12. 15 yıl boyunca, halktan alınan vergilerle, Aile mahkemesi hakimlerine, askerlere, öğretmenlere, din görevlilerine Türkiye halkının değerleriyle çatışan toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimleri verildi.

13. 2016 yılında hükümet erken evlilikten doğan mağduriyetleri gidermek adına yeni bir yasa tasarısı hazırladı. Hükümetin belki de aile ve kadın politikaları adına yaptığı tek olumlu adım olan bu girişim, feminist hareketlerin baskısı sonucu geri çekildi.

Şu iki noktaya dikkat çekilmelidir:

1. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanun iptal edilmelidir. Her iki belge de Anayasa’nın 41. maddesini çiğnemektedir.

2. TCE adı altındaki feminist politikalara son verilmeli, kadına, erkeğe ve çocuğa yönelik politikalar aile merkezli ve toplumsal değerlerle uyumlu olacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

Konuyu daha detaylı araştırmak isteyenler Aile Akademisi’nin aşağıdaki araştırma raporlarını inceleyebilirler:

1. Türkiye’de ve Dünyada Kadına Şiddet
http://aileakademisi.org/sites/default/files/turkiyede_ve_dunyada_kadina_siddet_0.pdf
2. Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Dayalı Politika Uygulayan Ülkelerde Kadın ve Aile: İzlanda, Finlandiya, Norveç, İsveç, Türkiye
http://aileakademisi.org/arastirma/arastirma-toplumsal-cinsiyet-esitligine-dayali-politika-uygulayan-uelkelerde-kadin-ve-aile
3. Aile Politikaları ve İstanbul Sözleşmesi
http://aileakademisi.org/sites/default/files/aile_politikalari_ve_istanbul_sozlesmesi_0.pdf
http://aileakademisi.org/arastirma/aile-politikalari-ve-istanbul-sozlesmesi
4. Konuyla İlgili Aile Akademisinin Önceki Basın Açıklamaları
http://aileakademisi.org/basinaciklamalari

Konuyla İlgili Makaleler

1. Kadına Şiddet Söylemi Neye Hizmet Ediyor?
http://aileakademisi.org/node/176
2. İstismarın Yapısal Kanalları
http://aileakademisi.org/yazi/istismarin-yapisal-kanallari
3. Çocukları Kim, Neden İstismar Ediyor?
http://aileakademisi.org/yazi/cocuklari-kim-neden-istismar-ediyor
4. Erkeklik Rollerinin Değişmesi Üzerine
http://aileakademisi.org/yazi/erkeklik-rollerinin-degismesi-uezerine
5. Kadına Şiddet Söylemi Kadını Kurban Ediyor
http://aileakademisi.org/yazi/kadina-siddet-soylemi-kadini-kurban-ediyor
6. Türkiye’de Aileyi Kamunun Denetimine Açmak: Kadına Şiddet, Cinsel İstismar ve Hukukun Manipülasyonu,
http://islamianaliz.com/yazi/turkiyede-aileyi-kamunun-denetimine-acmak-kadina-siddet-cinsel-istismar-ve-hukukun-manuplasyonu-3594#sthash.eb4HV65R.dpbs
7. Cinsel İstismar ve Hukukun Manipülasyonu: Amerika
http://islamianaliz.com/yazi/cinsel-istismar-ve-hukukun-manipulasyonu-amerika-3581#sthash.B9HDnc9j.dpbs
8. İstanbul Kids Fashion ve Yapısal İstismarın Görünmez Kılınışı.
http://islamianaliz.com/yazi/istanbul-kids-fashion-ve-yapisal-istismarin-gorunmez-kilinisi-3577#sthash.AVjA9SAp.dpbs
9. Kadına Verilen Gerçek Değer
http://aileakademisi.org/yazi/yasin-kurucay-yazdi-kadina-verilen-gercek-deger
10. Ak Parti’nin İntihar Kanunu.
http://www.cocukaile.net/ak-partinin-intihar-kanunu/
11. Erkeklerde İnsan Sayılsın (Dişilere Tapıyorlar),
http://www.cocukaile.net/erkekler-de-insan-sayilsin-disilere-tapiyorlar/
12. Aslında Kadına Şiddet Yok
http://www.cocukaile.net/aslinda-kadina-siddet-yok/
13. Bu Kadınların Çığlıklarını Duyun,
http://www.cocukaile.net/bu-kadinlarin-cigliklarini-duyun/

Paylaş :

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir *

İptal