Uluslararası kuruluşların son raporları, işgalci İsrail ordusunun Güney Lübnan’da 28 askeri nokta konuşlandırdığına işaret ediyor.
Siyonist rejimin 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nde başlattığı, bu bölgenin neredeyse tamamının yıkılmasına ve yüzde 60’ından fazlasının ele geçirilmesine yol açan savaş, Gazze Şeridi ile sınırlı kalmadı; 1 Ekim 2024’ten itibaren bu rejimin ordusunun gündemine Güney Lübnan’a kara harekâtı da girdi. Bu cephedeki askeri çatışma, bir buçuk ay sonra bir ateşkes anlaşmasıyla durduruldu. Arabuluculuğunu Fransa ve ABD’nin üstlendiği bu anlaşmaya göre, İsrail askeri güçlerinin 60 gün içinde kademeli olarak geri çekilmesi ve Lübnan ordusu ile Birleşmiş Milletler UNIFIL güçlerinin güneyde konuşlanması öngörülüyordu. Ancak bu madde bugüne kadar hayata geçirilmedi; hatta son raporlar İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri varlığını güçlendirmeye çalıştığını gösteriyor.
Bu kapsamda UNIFIL’in resmi verileri, İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri varlığının kayda değer biçimde yerleşik hale geldiğine ve genişlediğine işaret ediyor; bu durum, Güney Lübnan’da toplam 28 İsrail askeri noktasının oluşturulmasına yansımış durumda. Bu rapora göre İsrail ordusu halihazırda Lübnan topraklarında yaklaşık 30 askeri nokta (28’i kalıcı ya da geçici olmak üzere) kurarak faaliyet yürütüyor. Bu varlık, süregelen çatışmalar ve sınır hattının ötesine uzanan bir güvenlik şeridi oluşturulması zemininde gerçekleşiyor.
Bu bağlamda UNIFIL Sözcüsü, tüm noktalar arasında Siyonist rejim ordusunun, toprak setler, gözetleme noktaları ve kontrol istasyonlarıyla korunan 8 kalıcı müstahkem üssü bulunduğunu açıkladı. Bunlardan beşi ilk aşamalarda, üç müstahkem üssü ise 2026 yılı içinde inşa edildi.
Müstahkem üslerin ötesinde, UNIFIL güçleri güvenlik şeridinde yaklaşık 20 geçici veya seyyar mevzi tespit etti. Bu mevzilerde İsrailli askerler düzenli olarak değişiyor ve çoğu zaman köylerdeki mevcut binaları ya da terk edilmiş evleri kullanıyor.
Bu rapor, UNIFIL barış gücü misyonunun, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin görev süresinin uzatılmaması kararının ardından 31 Aralık 2026’daki resmi bitiş tarihine yaklaştığı bir dönemde yayımlanıyor. UNIFIL, güvenlik gerekçesiyle 28 mevziden her birinin tam koordinatlarını açıklamasa da, bu rapor güvenlik bölgesinin derinliğinde, İsrail ordusunun faaliyetinin yoğunlaştığı kilit köylerin yanında inşa edilen üç yeni üssün yerini net biçimde ortaya koyuyor:
El-Hiyam kenti: Doğu kesiminde yer alan stratejik bir şehir; yeni güçlendirilmiş üslerden biri burada kuruldu.
Marun er-Ras köyü: Orta kesimde sınır hattına hâkim bir köy; burada yeni bir müstahkem üs kuruldu.
Meys el-Cebel bölgesi: Üçüncü üssün kurulduğu orta-doğu kesiminin lokasyonu.
Kefrşuba bölgesi: Hardu/Şeba Çiftlikleri kesimi; buralarda asker konuşlandırılması nedeniyle eski sınırlar tamamen silinmiş durumda.
Deybel ve Ramiş bölgesi: Yerel halkın hareketini kontrol etmek için kontrol noktaları, tank mevzileri ve denetim istasyonlarının oluşturulduğu bölge.
Rapordaki dikkat çekici nokta, UNIFIL’in İsrail ordusunun “köylerdeki mevcut binaları veya terk edilmiş evleri” kullandığına ilişkin tespiti. Geçtiğimiz günlerde New York Times gazetesi de yayımladığı bir yazıda, ülkede ateşkesin sağlanmasının ardından İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığını doğrulayan uydu görüntülerine yer verdi. Bu rapora göre, incelenen 60 bölge ve köyden en az 48’i geniş çaplı yıkıma maruz kaldı.
Daha önce Lübnan’ın El-Ahbar gazetesi de Bint Cübeyl’deki her 10 evden 8’inin İsrailliler tarafından yıkıldığını duyurmuştu. Kentin yüzde 80’inden fazlası tamamen tahrip edilmiş, en az 5 bin konut birimine tekabül eden 2 binden fazla bina yerle bir edilmişti.
Dolayısıyla tüm kanıtlar, Siyonist rejimin Güney Lübnan’ı terk etme planının bulunmadığını gösteriyor. Bu savı doğrulamak için rejim ordusunun 9 Şubat 2026 tarihli, 27 Kasım 2024 ateşkesinin ardından askeri düzenlenişi çerçevesinde Güney Lübnan’ın stratejik noktalarında “Kalkan Mevzileri” adı verilen beş müstahkem mevzi oluşturduğunu vurgulayan açıklamasına da işaret edilebilir.
İsrail ordusunun açıklamasına göre bu mevziler, sınıra yakın Lübnan köylerine hâkim yüksek noktalara yerleştirilmiş ve gözetleme ile istihbarat toplama donanımlarıyla teçhiz edilmiş durumda. Ayrıca buralarda, tehdit tespiti halinde hızlı müdahale imkânı sağlamak amacıyla muharip güçler konuşlandırılmış. İsrail ordusu bu konuşlanmanın amacını resmi olarak kuzey yerleşimlerinin korunması, erken uyarı sağlanması ve olası sızma güzergâhlarının kapatılması olarak açıkladı. Bu rejimin savaş bakanı İsrail Katz’ın da üzerinde durduğu, müstahkem üslerin oluşturulmasının yanı sıra Ali Tahir yüksekliklerinin ele geçirilmesi de Güney Lübnan’daki ulaşım güzergâhları üzerinde istihbarat hâkimiyeti ve gözetim sağlama amacı taşıyor.
Bu nedenle İsrail medyasındaki haberler, Güney Lübnan’daki varlığın sürdürülmesinin İsrail’in askeri komutanlığı ve kabinesinin ilan edilmiş yaklaşımının bir parçası haline geldiğini gösteriyor. Bu kapsamda İsrail ordusu Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, rejim güçlerinin kuzey yerleşimlerinin güvenliği garanti altına alınmadığı sürece Güney Lübnan’daki güvenlik şeridinde kalabileceğini açıkladı.
Gerçek şu ki, böyle bir gerekçenin arkasına sığınmak, bölgenin işgal edilmesi anlamına geliyor. Bu nedenle İsrail, son üç yıldır Gazze Şeridi’nde ve Suriye’deki hükümet değişiminin ardından Golan Tepeleri’nde yaptığına benzer şekilde, Güney Lübnan’da üsler ve askeri noktalar oluşturmaya başladı.
Güvenlik Şeridinin Kapsamının Çizilmesinde Belirsizlik Politikası: İsrail’in Güney Lübnan’daki Yayılmacılık Stratejisi
Güney Lübnan’a ilişkin raporlardaki önemli konulardan biri, İsrail’in ilan ettiği güvenlik bölgesinin tam kapsamının belirsiz olması. Yayımlanan haberler, bu rejimin askeri mevzilerinin yalnızca güç konuşlandırma noktaları olmadığını, aynı zamanda köylerin çevresinde sürekli varlığın, gözetimin ve erişim güzergâhlarının kontrolünün sürdürülmesine katkı sağlayabileceğini gösteriyor.
“Kuzey yerleşimlerinin korunması” gerekçesi dikkate alındığında şu soru gündeme geliyor: Güvenlik şeridinin kapsamı nasıl belirleniyor ve geçici bir askeri düzenlenişin uzun vadeli bir varlığa dönüşmesini engelleyecek mekanizma nedir?
Gerçek şu ki bu konuda hiçbir mekanizma bulunmuyor; zira Siyonist rejim ordusunun Güney Lübnan’daki varlığı esasen işgal temeline dayanıyor. Bu nedenle Batı’nın tepkisizliğine, uluslararası kuruluş ve mercilerin sessizliğine ve bazı bölge ülkelerinin eylemsizliğine güvenerek işgali sürdürüyorlar; hatta İsrail güçlerinin ülkenin güneyinde Lübnan ordusuyla çatıştığına ilişkin haberler de yayımlandı. Bu kapsamda Lübnanlı güçler Deyr Mimas yakınlarında İsrail ordusu tarafından atılan ses ve infilak bombalarıyla karşı karşıya kaldı.
UNIFIL’in yanı sıra İsrail’in resmi ve medya kaynaklarından derlenen tüm bilgiler, İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri varlığının 2026 yılında daha geniş boyutlara ulaştığını gösteriyor. Siyasi açıdan Tel Aviv’in öncelikli meselesi, askeri varlığını ilan edilen güvenlik koşullarının sağlanmasına bağlamış olması ve güçlerin tamamen çekilmesi için belirli bir zaman çizelgesi öngörmemiş olmasıdır. Buna karşılık Lübnan hükümeti, egemenliğini ve resmi güçlerinin güney bölgeleri üzerindeki kontrolünü koruma sorunuyla karşı karşıya. Ayrıca UNIFIL görev süresinin 2026 sonunda dolması da bölgede uluslararası gözetimin geleceği ve gerginliğin tırmanmasını önleyecek mekanizmalar konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Ancak gerçek şu ki, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması bile İsrail’in işgalinin sürmesi ve genişlemesi üzerinde bir etki yaratamaz. Çünkü Güney Lübnan’daki askeri varlık, bu rejimin stratejisi haline geldi; önemli olan nokta ise bu konunun İran’la savaşa da bağlanmış olması. Bu bağlamda İsrail eski Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Meir Ben-Şabat’ın son açıklamasına işaret edilebilir: “İran’ın mevcut çatışmadan çıkış biçimi, Hizbullah’ın gücünü, konumunu ve gelecekteki politikasını doğrudan şekillendirecektir. Bu nedenle İsrail, Güney Lübnan’da tanımladığı topraklar üzerindeki kontrolünü yoğunlaştırmalı ve sürekli bir saldırı inisiyatifini korumalıdır; zira Hizbullah’ın yeniden güçlenmesine yönelik her türlü çabayı dizginlemeli ve baskıdan bir an bile vazgeçmemelidir.”
(Tesnim)













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *