Her Yer Kerbela, Peki Hüseyin’in Safında Kim Var?

Her Yer Kerbela, Peki Hüseyin’in Safında Kim Var?

Tarih yalnızca geçmişte yaşanmış olaylardan ibaret değildir. Bazen öyle dönemler gelir ki, insan yaşadığı çağa baktığında asırlar önce yaşanan acıları yeniden hisseder.

Zafer Çam

Bugün İslam coğrafyasına bakan milyonlarca insanın zihninde canlanan ilk sahne, Kerbelâ’nın acısıdır.
Çünkü mazlum yine yalnız, zalim Amerika yine güçlü, seyredenler ise her zamanki yerinde durmaktadır.
İran bombalanıyor…
Gazze yanıyor…
Filistin kan ağlıyor…
Lübnan bombaların gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor…
Kudüs hâlâ işgalin ve gerilimin merkezinde bulunuyor.
Bir zamanlar medeniyetin beşiği olan şehirlerde bugün enkazlar yükseliyor.
Çocuklar oyuncak yerine savaş uçaklarının sesini tanıyor.
Anneler evlatlarını toprağa verirken, dünya yeni diplomatik açıklamalar hazırlıyor.
Akan kan, ne yazık ki yine Müslümanların kanıdır.
Bu manzara karşısında İslam dünyasının hâli ise düşündürücüdür.
Yaklaşık iki milyarlık bir ümmetten söz ediyoruz.
Yer altı kaynaklarıyla zengin, genç nüfusuyla güçlü, stratejik coğrafyasıyla dünyanın merkezinde bulunan bir topluluk…
Fakat bütün bu imkânlara rağmen ortak bir cihat ortaya koyamayan, savaşçı bir duruş sergileyemeyen bir tablo ile karşı karşıyayız.
Her zirvede birlik mesajları veriliyor.
Her toplantıda kardeşlik vurgusu yapılıyor.
Her konuşmada Filistin’in yalnız olmadığı söyleniyor.
Ancak Gazze’de bombalar durmuyor.
Çocuklar ölmeye devam ediyor.
Şehirler haritadan siliniyor.
Demek ki söz yetmiyor.
Bugün birçok insan, bazı Müslüman ülkelerin dış politikalarının büyük güçlerin etkisi altında şekillendiğini düşünüyor.
Bu nedenle ümmetin ortak menfaatlerinden çok uluslararası dengelerin gözetildiği yönünde eleştiriler dile getiriliyor.
İslam dünyasının siyasi parçalanmışlığı da bu eleştirileri daha görünür hâle getiriyor.
Bir tarafta Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki politikaları tartışılırken, diğer tarafta İsrail’in Gazze’de yürüttüğü askeri operasyonlar nedeniyle yaşanan büyük insani yıkım dünya kamuoyunun gündeminden düşmüyor. Uluslararası kuruluşların çağrılarına rağmen çatışmaların ve sivil kayıpların sürmesi, adaletin küresel ölçekte nasıl işletildiği sorusunu da beraberinde getiriyor.
Peki, İslam dünyası ne yapıyor?
Kınama…
Endişe…
Temenni…
Ve ardından sessizlik…
Ne ekonomik güç kullanılıyor ne ortak yaptırım uygulanıyor ne de caydırıcı bir siyasi birlik oluşturulabiliyor.
Ümmet ise yıllardır bir kurtarıcı bekliyor.
Oysa tarih bize şunu öğretiyor:
Kurtarıcı bekleyen toplumlar değil, sorumluluk alan toplumlar tarih yazar.
Bugün yöneticilerin en büyük sınavı, yaptıkları konuşmalar değil; ortaya koydukları iradedir.
Çünkü mazlumlar nutuk değil, umut bekliyor.
Kürsülerde konuşanlar Amerikalı katili karşılamaya hazırlanıyor.
Bugün asıl sorgulanması gereken mesele şudur:
Müslümanlar neden bu kadar güçlü oldukları hâlde bu kadar etkisiz görünmektedir?
Neden mazlumlar yalnız bırakılmaktadır?
Neden birlik, sadece kürsülerde kalan bir kelimeye dönüşmüştür?
Kerbelâ bize yalnızca Hz. Hüseyin’in şehadetini anlatmaz.
Kerbelâ, zalimin karşısında susmanın bedelini anlatır.
Kerbelâ, adalet uğruna bedel ödeyenlerin onurunu anlatır.
Ve Kerbelâ, her çağda insanların hangi safta duracağını sorgular.
Bugün tarih yeniden yazılıyor.
Yarın çocuklarımız bize şunu soracak:
“Gazze yanarken siz neredeydiniz?”
İşte o gün verilecek cevap, bugün söylenen sözlerden çok daha önemli olacaktır.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *