Reuters’in Washington muhabiri Hümeyra Pamuk’un aktardığına göre, Trump, İran’a karşı çeşitli saldırı seçeneklerini değerlendiriyor ancak batılı kaynaklar asıl amacının, “rejim değişikliği” için koşullar yaratmak olduğunu söylüyor. İsrailli bir yetkili ise, “Eğer rejimi devirecekseniz, sahaya asker göndermeniz gerekir” diyor. Bir diğer kaynak da, muhtemel bir geçiş sürecinin, Batı ile daha işbirlikçi bir yapıya kapı aralayacağı görüşünde.
Amerikan dostu İsrailli ve Arap yetkililer, hava gücünün tek başına İslam rejiminin yöneticilerini deviremeyeceğini belirtiyor.
Reuters’in aktardığına göre, görüşmelere yakın iki ABD kaynağı, Trump’ın İran’da “rejim değişikliği” için koşullar yaratmak istediğini söyledi. Bunun için, protestoculara hükümet ve güvenlik binalarını ele geçirebilecekleri güvenini vermek amacıyla, Washington’un şiddetten sorumlu tuttuğu komutanları ve kurumları hedef alma seçeneklerini değerlendiriyordu denildi.
ABD kaynaklarından biri, Trump’ın yardımcılarının görüştüğü seçenekler arasında, Ortadoğu’daki ABD müttefiklerine ulaşabilecek balistik füzelere veya nükleer zenginleştirme programlarına yönelik, kalıcı etki yaratmayı amaçlayan çok daha büyük bir saldırının da bulunduğunu söyledi.
Diğer bir ABD kaynağı ise Trump’ın askeri yolu izleyip izlemeyeceği de dahil olmak üzere izlenecek yol konusunda henüz nihai bir karar vermediğini söyledi.
Bu hafta ABD uçak gemisi ve destekleyici savaş gemilerinin Orta Doğu’ya gelmesi, Trump’ın İran’ın baskısı nedeniyle defalarca müdahale tehdidinde bulunmasının ardından, askeri harekât düzenleme potansiyelini genişletti.
Hükümetleri görüşmeler hakkında bilgilendirilen dört Arap yetkili, üç Batılı diplomat ve üst düzey bir Batılı kaynak, bu tür girişimlerin insanları sokaklara dökmek yerine, kanlı protestolardan sonra zaten şokta olan bir hareketi zayıflatabileceğinden endişe duyduklarını söyledi.
Ortadoğu Enstitüsü İran Programı Direktörü Alex Vatanka, büyük ölçekli askeri firarlar olmadan İran’daki protestoların “kahramanca ama silah bakımından yetersiz” kaldığını savundu.
Bu haberdeki kaynaklar, hassas konular hakkında konuşabilmek için anonim kalmayı talep etti.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD Savunma Bakanlığı ve Beyaz Saray yorum taleplerine yanıt vermedi. İsrail Başbakanlığı ise yorum yapmaktan kaçındı.
Trump Çarşamba günü İran’ı masaya oturmaya ve nükleer silahlar konusunda bir anlaşma yapmaya çağırdı ve gelecekteki herhangi bir ABD saldırısının, Haziran ayında üç nükleer tesise yönelik bombalama harekatından daha şiddetli olacağı uyarısında bulundu. Bölgedeki gemileri İran’a doğru seyreden bir “armada” olarak nitelendirdi.
Üst düzey bir İranlı yetkili Reuters’e verdiği demeçte, İran’ın “bir yandan askeri bir çatışmaya hazırlanırken, diğer yandan diplomatik kanalları da kullandığını” söyledi. Ancak yetkili, Washington’ın diplomasiye açık olmadığını belirtti.
İran, nükleer programının sivil amaçlı olduğunu belirtiyor ve Birleşmiş Milletler’deki İran misyonunun Çarşamba günü X platformunda yaptığı açıklamaya göre, “karşılıklı saygı ve çıkarlara dayalı” bir diyaloğa hazır olduğunu, ancak baskı yapılması halinde “daha önce hiç olmadığı kadar” kendini savunacağını belirtti.
Trump, herhangi bir anlaşmada ne aradığını kamuoyuna ayrıntılı olarak açıklamadı.
Yönetiminin önceki müzakere noktaları arasında İran’ın bağımsız olarak uranyum zenginleştirmesinin yasaklanması, uzun menzilli balistik füzelere ve Tahran’ın Orta Doğu’daki silahlı vekil güçler ağına kısıtlamalar getirilmesi yer alıyordu.
HAVA GÜCÜNÜN SINIRLARI
İsrail ve ABD arasındaki planlamaya doğrudan vâkıf üst düzey bir İsrailli yetkili Reuters’e verdiği demeçte, İsrail’in, Washington’un amacı buysa, hava saldırılarının tek başına İslam Cumhuriyeti’ni devirebileceğine inanmadığını söyledi.
“Eğer rejimi devirecekseniz, sahaya asker göndermeniz gerekir” diyen İsrailli yetkili, ABD’nin Yüksek Lider Ayetullah Ali Hamaney’i öldürmesi durumunda bile İran’ın “yerine geçecek yeni bir lideri olacağını” belirtti.
Yetkilinin ifadesine göre, İran’ın siyasi gidişatını değiştirebilecek tek şey dış baskı ve örgütlü iç muhalefetin birleşimidir. İsrailli yetkili, İran liderliğinin karışıklıklar nedeniyle zayıfladığını ancak protestoları tetikleyen derin ekonomik krizin devam etmesine rağmen kontrolü elinde tutmaya devam ettiğini söyledi.
Konuyla ilgili bilgi sahibi iki kişinin aktardığına göre, ABD istihbaratının çeşitli raporları benzer bir sonuca varmış; protestolara yol açan koşulların hâlâ devam ettiği, hükümeti zayıflattığı ancak büyük kırılmaların yaşanmadığı tespit edilmiştir.
Batılı kaynak, Trump’ın amacının “rejimi devirmek”ten ziyade liderlikte bir değişiklik yaratmak gibi göründüğüne inandıklarını söyledi. Bu durum, ABD müdahalesinin hükümette toptan bir değişiklik olmaksızın cumhurbaşkanını değiştirdiği Venezuela’dakine benzer bir sonuç doğurabilir.
Hamaney, protestolar sırasında binlerce kişinin öldüğünü kamuoyu önünde kabul etti. Olayların sorumluluğunu Amerika Birleşik Devletleri’ne, İsrail’e ve “isyancılar” olarak adlandırdığı gruplara yükledi. Hamaney kontrolü elinde tutuyor ancak daha az görünür durumda. Bölgesel yetkililerin belirttiğine göre, 86 yaşındaki Hamaney günlük yönetimden çekildi, kamuoyu önündeki görünüşlerini azalttı ve geçen yıl İsrail’in düzenlediği saldırılarda İran’ın üst düzey askeri liderlerinin çoğunun öldürülmesinin ardından güvenli yerlerde ikamet ettiği düşünülüyor.
Yetkililerin belirttiğine göre, günlük yönetim, kıdemli danışman Ali Laricani de dahil olmak üzere İslam Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağlantılı isimlere devredildi. Güçlü DMO, İran’ın güvenlik ağını ve ekonomisinin büyük bir bölümünü kontrol ediyor.
Ancak Hamaney’in, savaş, görev değişikliği ve nükleer strateji konularında nihai yetkiye sahip olduğu, yani o sahneden çekilene kadar siyasi değişimin çok zor olduğu belirtildi. İran Dışişleri Bakanlığı Hamaney hakkındaki sorulara yanıt vermedi.
Batılı diplomatlardan ikisinin belirttiğine göre, Washington ve Kudüs’teki bazı yetkililer, İran’daki bir geçiş sürecinin nükleer çıkmazı kırabileceğini ve nihayetinde Batı ile daha işbirlikçi ilişkilerin kapısını açabileceğini savundu. Ancak, Hamaney’in yerine geçecek net bir isim olmadığı konusunda uyarıda bulundular.
Arap yetkililer ve diplomatlar, bu boşlukta Devrim Muhafızları’nın iktidarı ele geçirebileceğine, sertlik yanlısı yönetimi pekiştirebileceğine, nükleer çıkmazı ve bölgesel gerilimleri derinleştirebileceğine inanıyorlar.
Yetkili, dış baskı altında ortaya çıktığı düşünülen herhangi bir halefin reddedileceğini ve bunun Devrim Muhafızları’nı zayıflatmak yerine güçlendirebileceğini söyledi.
Bölge genelinde, Körfez’den Türkiye’ye kadar yetkililer, Tahran’a sempati duydukları için değil, mezhepsel ve etnik fay hatlarıyla bölünmüş 90 milyonluk bir ulusun içindeki karışıklığın İran sınırlarının çok ötesinde istikrarsızlığa yol açabileceği korkusuyla, çöküştense kontrol altında tutmayı tercih ettiklerini söylüyorlar.
Batılı diplomatlardan ikisi, parçalanmış bir İran’ın, 2003’teki ABD’nin Irak işgalinden sonra olduğu gibi iç savaşa sürüklenebileceği, bunun da mülteci akınına, İslamcı militanlığın artmasına ve küresel bir enerji geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’ndan petrol akışının aksamasına yol açabileceği konusunda uyardı.
Analist Vatanka’nın uyardığı en büyük risk, rakip birliklerin ve illerin toprak ve kaynaklar için savaştığı “erken aşama Suriye”ye dönüşme durumudur.
BÖLGESEL TEPKİ
Uzun süredir ABD müttefiki olan ve önemli Amerikan üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkeleri, İran’ın misillemesi sonucu ilk hedef olmaktan korkuyorlar; bu misilleme İran füzeleri veya Yemen’deki Tahran yanlısı Husi milislerinin insansız hava aracı saldırılarını içerebilir.
Suudi Arabistan, Katar, Umman ve Mısır, Washington’a İran’a yönelik bir saldırıya karşı lobi faaliyeti yürüttü.
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a Riyad’ın hava sahasının veya topraklarının Tahran’a karşı askeri eylemler için kullanılmasına izin vermeyeceğini söyledi.
Arap kaynaklarından biri, “Amerika Birleşik Devletleri tetiği çekebilir,” dedi, “ama sonuçlarına katlanmayacak. Biz katlanacağız.”
Carnegie Orta Doğu Merkezi’nden Mohannad Hajj-Ali, ABD’nin konuşlandırmalarının, Washington ve Kudüs’te İran’ın füze yeteneklerini yeniden inşa edebileceğine ve sonunda zenginleştirilmiş uranyumunu silah haline getirebileceğine dair bir inançtan kaynaklanan, tek seferlik bir saldırıdan daha uzun süreli bir plana doğru planlamanın kaydığını gösterdiğini söyledi.
Analist Vatanka, en olası sonucun “elitlerin ayrılması, ekonomik felç, tartışmalı halefiyet gibi, sistemi yıpratıp kırılmasına yol açacak bir aşınma” olduğunu savunuyor.
KALİBAF: TEHDİT GÖLGESİNDE MÜZAKERE OLMAZ
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD merkezli CNN’e konuştu, İran-ABD arasındaki gerilime ilişkin açıklamalarda bulundu.
Kalibaf, “Diplomasi, karşılıklı saygı ve güven temelinde yürütülmelidir. Tehdit ve askeri güç gölgesindeki müzakere sorunları çözmez, aksine istikrarsızlığı artırır.” ifadelerini kullandı.
Tahran yönetiminin diyalog ve diplomasiyi ilkesel olarak reddetmediğini ancak diplomasinin samimiyet, karşılıklı saygı ve güvence içermesi gerektiğini dile getiren Kalibaf, şunları kaydetti:
“İran halkının ekonomik kazanımı güvence altına alınmadıkça müzakere söz konusu değildir. Biz dayatmayı müzakere olarak görmüyoruz. Diyalog, uluslararası teamüller, kurallar ve düzenlemeler çerçevesinde yürütülecek gerçek bir diyalogsa, buna olumlu bakarız. Ancak geçmiş tecrübelere bakmalı ve mevcut koşulları da dikkate almalıyız. Bugüne kadar ABD Başkanı’ndan gördüklerimiz, onun dayatma peşinde olduğunu gösteriyor. Siyasi dayatma ve kendi görüşünü kabul ettirme çabası içinde. (Donald Trump) Bu görüş kabul edilmezse, savaşı dayatmaya yöneliyor.”













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *