DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, terör örgütü PKK’nın Türkiye’den tamamen çekilme kararının ardından dün bir basın toplantısı düzenleyerek “Buradan açık bir şekilde ifade etmek istiyoruz: Eski düzenin koruyucuları, statükonun sahipleri, çatışmadan beslenen yerel ve uluslararası güçler bu süreci baltalamak isteyebilir.” açıklaması yaptılar.
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, PKK’nın açıklaması sonrası Ankara’da basın toplantısına katıldılar. Konuşmaların tam metinleri şöyle:
***
Tülay Hatimoğulları: Şimdi hepimizin görevi demokratik bir Türkiye’yi birlikte inşa etmektir
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Öncelikle bu tarihi günde aramızda olduğunuz için, barışa verdiğiniz emek için DEM Parti olarak şükranlarımızı iletiyorum. Türkiye’nin siyasi tarihinde nadir anlardan birinden geçiyoruz. Bu an, tesadüflerin değil onlarca yıldır süren sarsılmaz bir iradenin ve emeğin eseridir. Barış için atılan her adım milyonlarca yüreğin özlemidir. 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın tarihi çağrısıyla başlayan, 11 Temmuz’da silahların yakılmasıyla devam eden bu süreçte bugün yeni bir eşikten geçiyoruz.
Dün, yani 26 Ekim 2025’te yapılan açıklamayla Barış ve Demokratik Toplum Süreci yepyeni bir aşamaya girmiştir. Bu aşamanın 86 milyon için barışın, demokrasinin, hukukun ve özgürlüklerin yaşanacağı bir geleceğe açılan kapı olmasını diliyoruz. Barış iradesindeki kararlılığı bir kez daha gösteren bu adımın demokratikleşmeye, hukukun üstünlüğüne ve özgürlüklerin gelişmesine vesile olmasını diliyoruz. Şimdi hepimizin görevi bu zemini özenle işleyerek demokratik bir Türkiye’yi hep beraber inşa edebilmektir.
Bu son adımla birlikte toplumsal barışı ve demokratik siyaseti güçlendirmek için yeni sorumluluklar doğuyor
DEM Parti olarak siyasetimizin merkezinde hep barış ve demokrasi mücadelesi oldu, öyle olmaya devam edecek. Barış ve Demokratik Toplum Süreci başladığından bu yana yüz binlerce yurttaşımıza ulaştık. Akdeniz’den Karadeniz’e, Edirne’den Van’a, Hakkâri’den İzmir’e Türkiye’nin dört bir yanında sayısız buluşma ve toplantılar gerçekleştirdik. İlk günden bu yana hedefimiz her daim barış sürecinin, barış umudunun büyümesi oldu.
Bu son adımla toplumsal barışı derinleştirmek ve demokratik siyaseti güçlendirmek için yepyeni sorumluluklar doğuyor. Kalıcı barışı inşa etmek için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Biliyoruz ki, Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Türkiye ve Ortadoğu’nun demokratik geleceği için son derece değerli bir gelişmedir. Bu sürecin başarısı yalnızca Kürtlerin ve Türklerin değil, Ortadoğu’da yaşayan tüm kimliklerin, farklı halkların ve inançların ortak kazanımı olacaktır.
Yüz yıldır barışı dört gözle bekleyen kıymetli yurttaşlarımız; Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde atılan her adım, barıştan yana alınan her tavır umutların daha da büyümesine vesile olacaktır. Bu sürecin farklı toplumsal kesimlerce sahiplenilmesi, ortak ve eşit geleceğin kazanılması için son derece önemlidir ve herkes için tarihi bir sorumluluktur.
Son bir yılda atılan tarihi adımlar ikinci yüzyılda cumhuriyeti demokratikleştirmek için en büyük fırsatları sunuyor
Bakın 2 gün sonra cumhuriyetin 102. yılı. 29 Ekim’in arifesindeyiz. Cumhuriyetin kurulması elbette çok önemli ve değerli, ancak cumhuriyet ne yazık ki demokratikleşemedi. Bu nedenle de Türkiye’nin demokratikleşme sorunları çözülemedi ve yüz yıldır büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Artık bu ülkenin bir yüzyıl daha acı çekmeye, geçmiş döngülere, hukuksuzluklara ayıracak ne zamanı ne de sabrı kalmadı. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında adaleti ve hukuku geliştirmek, eşitsizlikleri ortadan kaldırmak ve cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak görevi önümüzde durmaktadır. Doğru okursak, son bir yılda atılan tarihi adımlar, bize ikinci yüzyılda cumhuriyeti demokratikleştirmek için çok büyük bir şans tanımaktadır. Yargının bağımsız olduğu, yerel demokrasinin hayata geçtiği, kimlik ve inançların devlet tarafından tanımlanmadığı, sağlıktan eğitime her alanın demokratik bir sistem içinde hayat bulduğu cumhuriyet, herkesin cumhuriyeti olacaktır.
Dünkü tarihi açıklama yeni bir döneme işaret ediyor
Yüz yıllık zorlu geçmiş her toplumsal kesime derin bir olgunluk kazandırmıştır. Şimdi de bu olgunluğu demokratik akılla buluşturarak demokratik bir cumhuriyeti ikinci yüzyılda inşa etmenin çok önemli bir zamanından geçiyoruz ve tarihi bir dönemeçteyiz. Dünkü tarihi açıklama yeni bir döneme işaret ediyor. Bu dönemin anahtar kavramlarından biri demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon anlayışıyla barışı inşa etmek, demokratik cumhuriyete açılan kapının aralanmasını sağlayacak çok önemli bir gelişmedir. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde silahların sustuğu, çatışmaların bittiği bir aşamaya geçtik. Bu aşamayı el ele vererek tamamladığımızda Türkiye onurlu barışa ve demokratik dönüşüme daha da yaklaşacaktır.
Kimse kendisini bu sürecin dışında görmemeli, barışı inşa etme görev ve sorumluluğu hepimizindir
Sürecin bu aşamasında tüm siyasi aktörler ve taraflar arasında tam ve açık diyalog kanallarının işletilmesi gerektiğine inanıyoruz. Toplumun dahil olduğu süreçlerle toplumsal barış perspektifinin hayata geçirilmesini hedefliyoruz. Bu süreç yalnızca siyasi değil, kültürel ve toplumsal bir dönüşüm sürecidir. Bilinç ve toplumsal dönüşümle barışın ve demokratikleşmenin inşasını hep birlikte güçlendirebiliriz, güçlendirebilmeliyiz.
Bu nedenle bütün toplumsal kesimlere çağrımızdır: Kimse kendisini bu sürecin dışında görmemeli, bekleyen konumda olmamalı. Düşüncelerimiz ve değerlendirmelerimiz farklı olabilir. Eleştirilerimiz elbette olabilir. Bunlar bizi güçlendirir. Ama barış konusunda ortak olabilmek, bu tarihi fırsatı hep birlikte değerlendirebilmek hayati öneme sahiptir.
Türkiye’deki aydınlara, akademisyenlere, yazarlara çağrımızdır: Türkiye toplumuna karşı sorumluluğumuz gereği, kaygılara ve kuşkulara rağmen barışı sahiplenmek gerçekten çok değerli.
Kadınlara ve analara çağrımızdır: Çatışmanın en derin yaralarını kadınlar olarak bizler taşıyoruz. Dolayısıyla barışın baş mimarı biz kadınlar olmalıyız. Beyaz tülbentlerini barışın simgesine dönüştüren analar, gencecik evlatlarını toprağa veren kimliği farklı ama acıları aynı olan analar; sizlerin barış haykırışını ortaklaştırması barışın en güçlü harcını oluşturacaktır.
Gençlere çağrımızdır: En çok bedel ödeyenler olarak barışa sizlerin dört elle sarılacağına inanıyoruz. Barışı kurma sorumluluğu en çok da sizlerin omuzlarınızdadır. Dinamik ruhunuz, enerjiniz, demokratik bilinciniz barış ve demokratik toplumun inşasının sürükleyici gücü olacaktır.
Siyasi partilere, sivil toplum örgütlerine, sendikalara, emek ve meslek örgütlerine, demokrasi güçlerine, tüm inanç topluluklarına çağrımızdır: Barış süreci hiçbir siyasi kesimin dar manada çıkarlarına, hesaplarına kurban edilemez. Bu süreç herkesindir, bu süreç hepimizindir. Barışı inşa etme görev ve sorumluluğu hepimizindir. Sokaktan Meclis’e tüm toplumsal kesimler bu sürece daha fazla katılır ve daha güçlü sahiplenirse ve bu sahiplenmeyi hep beraber başarabilirsek bu sürecin onurlu bir barışla taçlanmasına hep birlikte katkı vermiş olacağız .Çünkü barış ve demokrasi bizlere bahşedilen bir şey değil. Ancak el ele, omuz omuza ortak bir mücadeleyle bu ülkede barışı inşa edebilir, demokrasiyi inşa edebiliriz.
Tarih, barışı birlikte kurma cesaretimizi ve kararlılığımızı yazsın
Muhalefet partilerine, liderlerine, toplumsal hareketlere, ittifak güçlerimize ortak mücadele çağrımızı yineliyoruz.
Bir çağrımız da iktidara ve devletedir. Bu sürecin yeni aşamasında siyasi ve hukuki adımların hızla atılması, sürecin ilerlemesi için son derece önemli olacaktır. Altını tekrar çizerek belirtmeliyim ki toplum yürütme erkinden ve yasa yapma iradesi olan Meclis’ten çok büyük bir beklenti içindedir. Artık toplumun sesi, barışın sesi, demokrasi talebi duyulmalıdır.
Tüm yurttaşlarımıza çağrımızdır: Barış herkesin yaşam tarzının, düşüncesinin ve tercihinin özgürce var olduğu; hiç kimsenin kimliğine ve inancına müdahale edilmediği bir Türkiye’nin teminatıdır. Özgürlük alanını birlikte geliştirme ve demokrasiyi inşa etme mücadelesi hepimizin ortak sorumluluğudur. Başarabiliriz, başarmalıyız. Barış bu inancın en yüce ifadesi, ortak insanlık değerlerinde buluşmanın en derin yansımasıdır.
Ve şunu biliyoruz ki değerli Türkiye yurttaşları, barışın kaybedeni olmaz. Gelin, hep birlikte mücadele ederek bütün Türkiye halklarının hep birlikte kazanmasını sağlayalım. Tarih bizi, kurma fırsatı varken kuramadığımız barışla yargılamasın. Tarih, barışı birlikte kurma cesaretini ve kararlılığını gösteren bir toplum ve demokrasi güçleri olarak hepimizi yazsın. Bu duygu ve düşüncelerle sürece katkı sunan bütün aktörlere siyasi partilere, demokratik kitle örgütlerine, sivil toplum örgütlerine, Alevilere ve bütün farklı halklar ve inançlara sesimizi bütün dünya kamuoyuna duyuran siz değerli basın emekçilerine şükranlarımızı sunuyoruz. Mutlaka başaracağız. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.
27 Ekim 2025
***
Tuncer Bakırhan: Uzun bir yürüyüşün kritik dönemecine büyük umutlarla geldik
Değerli Türkiye kamuoyu ve kıymetli basın emekçileri, hepinizi saygıyla selamlıyoruz. Bugün Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları ile birlikte, içinden geçtiğimiz sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunacağız. Bugün, Türkiye tarihinin akışını değiştirebilecek bir andayız. Bu an, demokrasiden ve yaşamdan yana olan herkesin emeğiyle doğdu. Uzun bir yürüyüşün kritik dönemecine büyük umutlarla gelmiş bulunuyoruz. Türkiye’nin her bir karış toprağı büyük bedeller ödedi, büyük acılar yaşadı. Yarım asırlık çatışmada toprağa düşen bütün canların acısını yüreğimizde hissediyoruz. Her birinin acısını yüreğimizin en müstesna köşesinde taşıyoruz. Yakın dönemde yitirdiğimiz Sırrı Süreyya Önder şahsında, barış uğruna yitirdiğimiz bütün yol arkadaşlarımızı sevgiyle yad ediyorum. Bu yolda ter döken, sürgünde yaşayan, cezaevlerinde olan tüm arkadaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
PKK’nin açıklaması çözüme ve barışa imkân sunan bir adımdır
Değerli basın emekçileri, dün tarihi bir gelişme yaşandı. Elbette bu önemli eşiğe bir anda gelmedik. Geride bıraktığımız aylara, hatta günlere bir bakalım. 1 Ekim 2024’te Sayın Bahçeli, Meclisimizin çatısı altında ezber bozan bir el uzattı. Ardından 27 Şubat geldi. İmralı’dan yükselen ses, 40 yıldan fazla süren çatışmanın seyrini değiştirdi. Sayın Abdullah Öcalan’ın PKK’ye yaptığı silah bırakma ve kendini feshetme çağrısı, sadece bir çağrı değildi; tarihin hafızasına kazınan bir dönüm noktasıydı. 5-7 Mayıs’ta PKK kongresini toplayarak fesih kararını ilan etti. 11 Temmuz’da silahlar yakıldı; ateş ve demirin ruhu toprağa karıştı. Alevler göğe yükselirken “artık siyaset konuşsun” denildi. 1 Ekim 2025’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partimizin sıralarına gelerek el sıkışması, barış iradesine olan güveni tazeledi. Son olarak da 26 Ekim’de, yani dün ülke olarak çok kritik ve anlamlı adımlardan birine tanıklık ettik. Fesih kararı alan PKK, tüm güçlerini Türkiye sahasından çektiğini açıklayarak çözüm ve barışta ısrarcı olduğunu dünya kamuoyuna deklare etti. Bu karar yeni bir aşamanın kapısını ardına kadar açan, çözüme ve barışa imkân sunan bir adımdır.
Artık geçmişin acılarını tekrarlama değil, geleceğin umutlarını inşa etme zamanıdır
Bu geri çekilme kararı, barış yolundaki kararlılığın en somut ifadesi, demokratik ve siyasi çözüme olan inancın sarsılmaz bir adımıdır. Yeni bir döneme, yeni bir ruha en güçlü çağrıdır. Dünkü karar bu iradenin çok güçlü, derin, somut bir kanıtıdır. Bu, sadece geri çekilme değil, geleceğe doğru büyük bir atılımdır. Bu adım aynı zamanda gelecek yüzyılı kazanma adımıdır. Yirminci yüzyıl bu topraklarda çatışmaların, acıların, kayıpların, gözyaşlarının yüzyılı oldu. Yirmi birinci yüzyıl ise barışın, kardeşliğin, eşitliğin, ortak geleceğin ve demokratik cumhuriyetin yüzyılı olmalıdır. Tarih bize bu şansı veriyor. Bu fırsatı heba etmemeliyiz. Eğer bu süreci doğru yönetirsek Türkiye, sorunları diyalogla çözen, insanlığa umut veren, geleceğe ışık tutan bir örneği dünyaya armağan edecektir. Çünkü biz şuna inanıyoruz: Artık geçmişin acılarını tekrarlamak değil geleceğin umutlarını inşa etme zamanıdır. Artık kucaklaşma, birleşme ve kardeşlik zamanıdır.
Çekilmenin tamamlanmasıyla yeni bir sayfa açıldı; artık hukuki ve siyasi adımlarla toplumsal barışa geçiş zamanıdır
Gelinen noktada sürecin birinci aşaması kapanmıştır. Kongre kararları ve silahların yakılmasının ardından, çekilmenin de tamamlanmasıyla yeni bir sayfa açılmıştır. Şimdi, çözümü başka bir yerden beklemeden kendi hikayemizi yazma zamanıdır. Çok daha kritik ve hayati olan ikinci aşamaya, yani hukuki ve siyasi adımlarla toplumsal barışa geçiş zamanıdır. Bu aşama zorlu olduğu kadar anlamlıdır da. Bu sadece bir kesimin değil, tüm Türkiye’nin barışıdır. Artık yapılacak en önemli görev, bu süreci 86 milyonun ortak ve eşit geleceğine ilerletmektir. Süreç yasalarla, haklarla, özgürlüklerle gelişmelidir. Siyaset ve demokrasi dili güçlendirilmelidir. Hukuk barışın, adalet ise geleceğin temeli olmalıdır. Hem dünkü kararın alınmasında hem de diğer adımların önünün açılmasında Sayın Öcalan büyük bir kararlılık ve barış vizyonu ortaya koymuştur. En çetin şartlarda dahi hep siyasi çözümden yana tavır geliştirmiştir. Bugün geldiğimiz noktada Öcalan’ın çabası, öngörüsü, ısrarı ve barışın inşasındaki rolü belirleyicidir. Bu bakımdan, kendisinin daha fazla inisiyatif alabilmesi, süreçte daha etkin rol oynayabilmesi için yollar açılmalı, imkânlar sağlanmalıdır. Diyalog, müzakere ve fikir alışverişi olmalıdır. Özgür çalışma, iletişim ve yaşam koşulları oluşturulmalıdır.
Meclis bu tarihi süreçte sorumluluğuna uygun davranmalıdır
Kürtler ve Türkler, bu toprakların kadim halklarıdır. Tarihsel ilişkilerimiz bağlayıcıdır; aynı ekmeği ve suyu bölüştük, aynı acıları paylaştık. Şimdi tarihi bir eşikteyiz. Kürtler ve Türkler, Aleviler ve Sünniler, özcesi bu topraklardaki tüm halklar ve inançlar barış etrafında bir araya gelme şansına sahiptir. Şimdi bir kapı açıldı. Bu kapıdan hep beraber geçmeliyiz. Kimseyi geride bırakmadan, kimseyi dışarıda tutmadan. Tarih, kardeşliği ve güveni barışla yeniden inşa etme fırsatı veriyor. Bunu gerçekleştirmek her bir yurttaşın, kurumun, siyasi partinin, aydının ve vicdan sahibi insanın sorumluluğudur. Zamanın ruhu ve hakikati ile Türkiye Büyük Millet Meclisine de sesleniyorum. Meclis, bu tarihi süreçte sorumluluğuna uygun davranmalıdır. Meclisimiz sadece yasaların yapıldığı bir yer değil; tarihin yazıldığı, geleceğin şekillendirildiği bir yerdir de aynı zamanda. Bugün Meclis çatısı altında alınacak kararlar ve çıkarılacak yasalar tarih kitaplarında gelecek nesiller tarafından okunacaktır. O nedenle Meclis bu süreci kolaylaştırmalı ve geliştirmelidir. Geçiş dönemi için hukuki düzenlemeler yapılmalıdır. Bunlar sadece teknik düzenlemeler değil, barışın da yapı taşları olacaktır. Bunlar Türkiye’nin demokratikleşmesi için gereklidir.
Medya barışa köprü olmalı, barışçıl bir yayıncılık anlayışını tercih etmelidir
Kürt meselesinin çözümü Türkiye’nin demokratikleşmesi anlamına gelir. Türkiye demokratikleşirse herkes kazanır. Bu bakımdan bu süreçte sadece bir taraf değil; devlet ve iktidar, güvenlik bürokrasisi, yargı sistemi ve diğer tüm kurumsal yapılar da sorumludur. Herkes artık elini taşın altına koymalıdır. Herkes barış iradesine uygun hareket etmelidir. Geçmişin olumsuz refleksleri ve söylemleri bırakılmalı, geleceğin demokratik aklı ve dili benimsenmelidir. Düşman algısı değil yurttaş algısı, tehdit tanımı değil hak tanımı yapılmalıdır. Güvenlikçi dil değil özgürlükçü dil, korku politikası değil umut politikası üretilmelidir. Altını önemle çizmek isteriz ki, dün gerçekleşen ve 86 milyona umut olan gelişmelerin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi için medyaya da büyük ve tarihi sorumluluklar düşmektedir. Medya barışa köprü olmalıdır. Kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı, düşmanlaştırıcı yayınlar yerine kapsayıcı ve barışçıl bir yayıncılık anlayışını tercih etmelidir.
Bu, kaybedeni olmayan bir süreçtir
Bu süreç kaybedeni olmayan bir süreçtir. Mağlup olan tek şey savaşın ve çatışmanın kendisidir. Galip gelen ise barış, insanlık ve ortak gelecektir. Herkes kazanacak. Bu sürecin kazananı tüm Türkiye’dir. Çünkü barış herkes içindir. Çünkü demokratik yasalar herkes içindir. Çünkü adalet herkese aittir. Çünkü ortak gelecek hepimizindir. Tarih şimdi bizi sınıyor. Gelecekte “Barış fırsatı doğduğunda ne yapıyordunuz?” diye sorduklarında, gururla “Barışı savunduk, çözümden yana olduk ve tarihin doğru tarafında durduk” diyebilmeliyiz. Türkiye’ye ve bölgede yaşayan tüm Kürtlere yönelik gelen tehlike dalgasını ancak demokratik bir müzakereyle aşabiliriz. Bunun yolu da geçiş hukuku ve demokratik entegrasyon yasalarının hayata geçirilmesinden geçer.
Şimdi herkesin sorumluluk üstlenme zamanıdır
Buradan açık bir şekilde ifade etmek istiyoruz: Eski düzenin koruyucuları, statükonun sahipleri, çatışmadan beslenen yerel ve uluslararası güçler bu süreci baltalamak isteyebilir. Provokasyonlar tezgâhlanabilir, korku senaryoları üretilebilir, karalama kampanyaları olabilir. Ama biz kararlı duracağız, barış yoluna devam edeceğiz. Biz barıştan vazgeçmeyeceğiz. Bunu herkes çok iyi bilmelidir. Şimdi iktidar, muhalefet, devlet, sivil toplum, medya, akademi ve herkesin sorumluluk üstlenme zamanıdır. Bu hepimizin süreci, hepimizin barışı ve hepimizin geleceğidir. Barış için, gelecek için, 86 milyon için umutluyuz. Dün alınan kararın herkese hayırlı olmasını, kalıcı bir barışa yol açmasını diliyoruz. Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın onurlu bir barış!
27 Ekim 2025













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *