“Üniversitelerimiz, kendi ülkesinin problemlerini değil başka toplumların problemlerini önceliyor”

“Üniversitelerimiz, kendi ülkesinin problemlerini değil başka toplumların problemlerini önceliyor”

Prof. Dr. Ömer Türker, Türkiye’de üniversite sisteminin, bilim ve teknolojiyi yeniden üreterek toplumun özgün değerleriyle bütünleşmesini sağlayacak şekilde köklü bir reform ve zihinsel dönüşümden geçmesi gerektiğini söyledi.

Marmara Üniversitesi İslam Düşüncesi Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Türker, akademide yaşadığımız en büyük problemlerden birisinin geçmişle sağlıklı bir ilişki kuramamak olduğunu belirterek, “Üniversitelerimiz, kendi ülkesinin problemlerini değil, başka toplumların problemlerini önceleyen yapılar haline geldi. Bu yüzden çok acil bir üniversite reformuna ihtiyacımız var. Eğitim sistemimiz toplumun özgün değerlerini merkeze almalı. Amacı sadece transfer değil, yeniden üretim olmalı.” dedi.

Batıdan bilim ve teknoloji alma konusunun Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden Cumhuriyet’e uzanan süreçte yoğun şekilde tartışıldığını hatırlatan Türker, sadece toplumumuzda değil, dünyanın geri kalanında da devlet aklıyla modernleşmek gerektiğine karar verildiğini ifade etti.

Türker, çağın bilimi, teknolojisi ve kültürel atmosferiyle bütünleşilmediği takdirde yenilginin kaçınılmaz olduğuna işaret ederek, “Bu yüzden bütün ülkeler Batılılaşmaya yöneldi. Batı bilimi ve teknolojisi, içine kültürü de alacak şekilde sizi dönüştürmeden bırakmaz. Bu nedenle bilimi ve teknolojiyi transfer etmek gerekiyor. Ancak bu transfer basit bir kopyalama değil. Yeniden üretim gerekir.” ifadelerini kullandı.

Sadece eğitim reformu değil, zihinsel dönüşüm de gerekli

Küresel sistemin kendine özgü bir dünya tasavvuruyla bize geldiğini ve bu sistemin ayak uydurmasını beklediği belirli bir insan tipi olduğunu vurgulayan Türker, küresel sistemin temel ayaklarını kapitalizm, liberal demokrasi, modern bilim ve teknolojinin oluşturduğunu ifade etti.

Türker, dönüşen dünya ile kadim mirasımız arasındaki ilişkiyi kuracak düşünürlere, kurumlara ve toplumsal yapılara ihtiyacımız olduğundan bahsederek, bu sürecin uzun vadeli ve stratejik kararlılıkla yürütülmesi gereken bir süreç olduğuna dikkat çekti.

Batı’dan bilim ve teknoloji transfer eden toplumun özünü, kendiliğini koruyabilmesinin hayati olduğunu kaydeden Türker, 200 yılı aşkın süredir bilimsel bilgi ve kurumları yeniden inşa ettiğimizi anımsatarak, geçmişle sağlıklı bir ilişki kurmanın sadece eğitimle ilgili olmadığını, zihinsel dönüşüme de ihtiyacımız olduğunu söyledi.

“Müslümanlar kudretli ve organize olmadığı sürece katliamlar devam eder”

Türker, kapitalizmin geldiği toplumlarda, kârı maksimize eden bir azınlık başarılı olurken, geri kalan büyük kesim için ciddi adaletsizlikler ortaya çıktığından bahsederek, şunları söyledi:

“Bu liberal özgürlük anlayışı klasik dünyadan intikal eden ahlaki değerlerin anlamını aşındırıyor. İlişki biçimlerimizi değiştiriyor. Toplumdaki farklı ekonomik sınıflar, artık erdem ve erdemsizlik kriterleriyle değerlendirilemez hale geliyor. Bu da kültüre sirayet eden bir ahlaki yozlaşmaya sebebiyet veriyor. Örneğin, bireyin erdemli olması ne demek? Bu bile muğlaklaşıyor. Eski dönemde olduğu gibi bireyin kemale ermesi üzerine bir kavrayış yok artık. Mevcut düzenin öngördüğü istikamette hareket eden, düzeni sağlayacak bilgilerle donanmış bireyler yetiştiriyoruz. Bu kötü değil elbette. Bu sistem, temel ihtiyaçların karşılanmasını ve belirli başarıların elde edilmesini mümkün kılıyor. Ancak bu başarı, kelimenin hakiki anlamıyla ahlaki bir başarı değil. Ahlaki başarı, bireyin toplumdaki imkânları kullanarak yetkinliğe ulaşmasını hedefler. Yani bireyi ileri taşımayı amaçlar.”

Dünya düzeninin ahlaki ve adaletle ilgili farklı olumsuz sonuçlarının olduğuna işaret eden Türker, dünyada adaletsizliğin çok ciddi boyutlara ulaşmasını ve dünya nüfusunun büyük bir kesiminin açlık sınırının altında yaşamasını olumsuz sonuçlara örnek gösterdi.

Türker, Gazze’de İsrail’in canlı yayında bir katliam yapmaya devam ettiğine dikkati çekerek, sözlerini şu şekilde tamamladı:

“Gazze eğer Müslümanlar olarak iyi organize olmazsak, canlı yayında katliam yapılabilir bunu gösterdi. Bazı arkadaşlar Gazze üzerinden Batı’nın ikiyüzlülüğü, küresel sistemin ahlaki zaafları gibi tespitlerde bulunuyor. Unutmayalım, 2. Dünya Savaşı’nda 40-45 milyon insan öldü. Bosna katliamı oldu, Afganistan, Irak işgali oldu. Suriye’den 11 milyon insan göç etti. Bunların hepsi Gazze’den önce yaşandı. Dolayısıyla Gazze’yi bu şekilde tanımlamak geçmişi unutmak olur. İsabetli değil.

Gazze şunu gösterdi: Ahlaki bir kriter olmadan, dönemin meşruiyet araçları, örneğin ‘terörle mücadele’, kullanılarak insanlar katledilebilir. Buna karşı durmak için güçlü bir şekilde organize olmak gerekir. Siyasi olarak güçlü paktlar kurmak lazım. Müslüman ülkelerin kabiliyetlerinin yeniden keşfedilerek daha ciddi bir şekilde organize olmaları gerekiyor.

Olay kudretle, yani siyasi, iktisadi ve askeri güçle ilgilidir. Ciddiye alınmadığı sürece bu katliamlar devam eder.”

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *