Pakistan, destek arayışını yoğunlaştırdı

Pakistan, destek arayışını yoğunlaştırdı

Pakistan Başbakanı, Hindistan’la başlayan gerilim sonrası, Çin ve Katar’dan destek alırken, Washington büyükelçisi de Trump’ın arabulucu olmasını istedi. ABD Dışişleri Bakanı her iki ülkeye, bölgede “işbirliği” çağrısı yaparken, uzmanlar da her iki ülkenin nükleer silaha sahip olduğu uyarısı yaptı.

Pakistan Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamaya göre, Başbakan Şerif ofisinde, Çin’in İslamabad Büyükelçisi Jiang Zaidong ile bir araya gelerek bölgedeki gelişmeleri değerlendirdi.

Görüşmede Şerif’in, Güney Asya’daki mevcut durumda Pakistan’a verdiği güçlü ve kararlı destek dolayısıyla Çin’e teşekkür ettiği bildirildi.

Pakistan basınına göre, Dışişleri Bakanı İshak Dar da Güney Kore, Slovenya ve Somali dışişleri bakanlarıyla ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirerek, bölgedeki son durum hakkında bilgi verdi.

Öte yandan Başbakan Şerif, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani ile yaptığı telefon görüşmesinde, Pahalgam bölgesindeki terör saldırısına ilişkin, güvenilir, şeffaf ve tarafsız uluslararası bir soruşturma önerisini yineleyerek, terörizmin her türünü kınadığını belirtmişti.

Katar Emiri Al Sani ise Güney Asya’da barış çabaları konusundaki tutumundan ötürü Pakistan’ı takdir ederek, kriz ortamının yatıştırılması için İslamabad ile işbirliği yapmak istediklerini söylemişti.

Pakistan’ın Washington Büyükelçisi Rıdvan Said Şeyh ise ABD Başkanı Donald Trump’tan Pahalgam’daki “korkunç terör saldırısının” ardından Hindistan ile tırmanan gerilimin düşürülmesinde arabulucu rol üstlenmesini istemişti.

Pakistan’ın Washington Büyükelçisi Rıdvan Said Şeyh, Newsweek dergisine verdiği röportajda, Keşmir sorununu “nükleer anlamda dünyanın en büyük gerilim noktası” olarak tanımlayarak, Pakistan’ın Hindistan’la barışçıl komşuluk ilişkileri kurmak istediğini söyledi. Şeyh, Başkan Trump’a arabuluculuk çağrısında bulundu. İki ülkenin küresel güvenlik açısından büyük önem taşıdığı gerekçesiyle gerilimin düşürülmesinde Trump’ı arabuluculuk rolü üstlenmeye davet eden Şeyh, “Eğer elimizde dünya barışını amaç edinmiş bir başkan varsa ve bu başkan (Trump) savaşları sonlandırmayı, çatışmaları çözmeyi kendisine miras olarak görmek istiyorsa, Keşmir bundan daha flaş bir mesele olamaz.” ifadelerini kullandı.

ABD’den iki tarafa işbirliği çağrısı

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre, Rubio, Pakistan Başbakanı Şerif ve Hindistanlı mevkidaşı Jaishankar ile yaptığı telefon görüşmelerinde, tarafları işbirliği yapmaya davet etti.

Bakan Rubio, Şerif ile görüşmesinde, 22 Nisan’da Pahalgam’da düzenlenen terör saldırısının “kınanması gerektiğini” belirtti.

Rubio, Pakistanlı yetkililere “bu vicdansız saldırıyı” soruşturmada işbirliği yapmaları çağrısında bulunurken, her iki lider de “teröristleri çirkin şiddet eylemlerinden sorumlu tutmaya” yönelik süregelen kararlılığını teyit etti.

Hindistan ile teröre karşı işbirliği teyit edildi

Hindistanlı mevkidaşı Jaishankar ile yaptığı telefon görüşmesinde Rubio, Pahalgam’daki “korkunç terör saldırısında hayatını kaybedenler için üzüntüsünü” dile getirdi.

Rubio, ABD tarafının, Hindistan ile “teröre karşı işbirliğine olan bağlılığını” yeniden teyit etti.

Açıklamada ayrıca, ABD’nin, Güney Asya’da gerginliği azaltmak, barış ve güvenliği sağlamak ve iki ülke arasındaki doğrudan iletişimi yeniden kurmak için hem Pakistan’ı hem de Hindistan’ı teşvik ettiği kaydedildi.

Her ikisinde de nükleer silah var

Uzmanlar, AA muhabirine, Hindistan-Pakistan geriliminin bölgesel ve küresel etkileri ile olası senaryoları hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vakur Sümer, Hindistan ve Pakistan arasındaki gerilimin ciddiyetine işaret ederek, “Bu, Ukrayna-Rusya savaşından bile daha ciddi bir nükleer savaş tehdidi. 1945’ten bu yana riski beliren en yüksek nükleer savaş tehdidiyle karşı karşıyayız.” dedi.

Sümer, bölgede Çin’in Pakistan’a olan yakın desteğine dikkati çekerek, taraflar arasındaki olası bir savaş durumunda Pekin’in ekonomik ve ticari yollarla Hindistan’a karşı adım atabileceğini kaydetti.

Savaşın sadece iki ülke ile sınırlı kalmayacağını ifade eden Sümer, ABD’nin tutumunun belirleyici olabileceğine dikkati çekti.

Sümer, “ABD ya bu mücadeleye açık şekilde dahil olacak ya da çok taraflı olarak bir barış sürecinin lideri gibi hareket edecek.” görüşünü paylaştı.

Küresel ölçekte bir çatışma senaryosunun yalnızca askeri değil ekonomik sonuçlarının da yıkıcı olacağını vurgulayan Sümer, “Hiçbir şey olmasa bile bu, ekonomik anlamda bir kabus senaryosu olur.” değerlendirmesini yaptı.

Nükleer silah kullanımının olası sonuçlarına değinen Sümer, “Eğer, bu en istenmeyen senaryo gerçekleşirse, dünyanın dengesi çok ciddi anlamda bozulur ve ilerde de nükleer silahların kullanılması yaygınlık kazanabilir.” öngörüsünde bulundu.

“Ciddi bir nükleer çatışma potansiyeline sahip gerginlikle karşı karşıyayız”

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Seyfi Kılıç da olası bir Hindistan-Pakistan savaşının küresel güvenlik açısından ciddi riskler barındırdığına dikkati çekti.

İki nükleer güç arasındaki olası bir savaşın bölgesel ittifaklar nedeniyle gerilimi küresel rekabet düzlemine taşıyabileceğini belirten Kılıç, “Soğuk Savaş’ta dahi görmediğimiz kadar ciddi bir nükleer çatışma potansiyeline sahip bir gerginlikle karşı karşıyayız.” görüşüne yer verdi.

Kılıç, her iki ülkenin de yaklaşık 150-200 arasında nükleer başlığa sahip olduğunun tahmin edildiğini vurgulayarak, “Bu nükleer bombaları hem balistik füzelerle hem uçaklarla kullanma kapasitesine sahipler.” dedi.

Nükleer bir çatışmanın, insanlık için ağır sonuçlar doğuracağını vurgulayan Kılıç, radyoaktif bulutlar ve atmosferdeki toz dengesi gibi etkilerin küresel çevre felaketlerine yol açabileceğini söyledi.

Konvansiyonel bir çatışmanın ise uzun süreli olmayacağını ifade eden Kılıç, “Her iki ülkenin de doğrudan sonuç alabileceği bir durum söz konusu değil. Uluslararası aktörler çatışmayı sınırlamaya çalışacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

Bölgesel düzeyde büyük bir güvenlik değişimi beklemediğini aktaran Kılıç, ABD, Çin ve Rusya gibi büyük güçlerin doğrudan askeri müdahale ihtimalini düşük gördüğünü belirtti.

“Kamuoyu baskısı olayların kontrolden çıkma ihtimalini artırıyor”

Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Yücel Bulut ise Hindistan ve Pakistan arasındaki gerilimin öncekilere benzemediğini dile getirerek “Bu kez, önceki krizlerden farklı olarak hem kamuoyunun baskısı hem de söylemlerin sertliği, olayların kontrolden çıkma ihtimalini artırıyor.” ifadesini kullandı.

Bulut, iki ülkenin de geçmişte birçok kez benzer krizler yaşadığını hatırlatarak, “Ancak bu kez taraflar birbirlerini sadece geçici değil, kalıcı ve yapısal terör desteğiyle suçluyor. Bu durum ilişkileri geri döndürülemez bir noktaya taşıma riski taşıyor.” yorumunu yaptı.

Özellikle Hindistan’da iktidardaki hükümetin Müslüman azınlığa yönelik politikalarının, iç politikada tepki toplarken dış politikada da Pakistan’la tansiyonu yükselttiğini belirten Bulut, “Bu politikalar Hindistan’daki Hindu milliyetçilerini memnun etmeye yönelik olabilir ancak bölgedeki kırılgan dengeleri tehdit ediyor.” görüşünü paylaştı.

Bulut, bölgedeki en dikkati çekici gelişmelerden birinin Hindistan’ın 1960 tarihli İndus Suları Anlaşması’ndan çekilebileceği yönündeki açıklamaları olduğunu vurgulayarak, “Pakistan, bu nehirlerden gelen suya hayati derecede bağımlı ve bu konuda yapılan herhangi bir müdahale, Pakistan tarafından açıkça bir savaş sebebi olarak ilan edildi. İlk defa bu kadar net bir çizgi çekildi.” şeklinde konuştu.

İki ülkenin de nükleer silahlara sahip olması ciddi endişe kaynağı

İki ülkenin de nükleer silahlara sahip olması nedeniyle uluslararası kamuoyunda ciddi bir endişe oluştuğunu belirten Bulut, “Ancak geçmiş örneklerde olduğu gibi, nükleer çatışma ihtimali son derece düşük. 1999 Kargil Savaşı’nda da nükleer silahlar ellerindeydi ama kullanılmadı. Yine de sınırlı askeri operasyonların özellikle Kontrol Hattı çevresinde yaşanması olası.” dedi.

Bulut, ekonomik koşulların da tarafların geniş çaplı bir savaşa girmesini zorlaştırdığını hatırlatarak, şunları kaydetti:

“Pakistan’ın döviz rezervleri 10 milyar dolar civarında ve uzun soluklu bir savaşı sürdürebilecek durumda değil. Hindistan ise Çin’den çekilecek yabancı yatırımları ülkede tutmak istiyor. Savaş ortamı bu yatırımlar için büyük bir tehdit oluşturur. Taraflar savaşı arzu etmiyor, ancak özellikle Hindistan hükümeti kamuoyundaki baskıyı azaltmak için sınırlı bir askeri operasyon düzenleyebilir. Pakistan’ın vereceği cevap ise olayların hangi boyuta taşınacağını belirleyecek. Gerginliğin geleceği bu stratejik dengeye bağlı.”

⁠Pahalgam’daki terör saldırısı

Hindistan’ın idaresindeki Cammu Keşmir’in Pahalgam bölgesinde silahlı kişilerin 22 Nisan’da turistlere ateş açması sonucu 26 kişi hayatını kaybetmiş, çok sayıda kişi yaralanmıştı.

Saldırıyı düzenleyenlerin “Pakistan’dan geldiği” suçlamasında bulunan Hindistan, “İndus Suları Anlaşması”nı askıya almış, Yeni Delhi’de görevli Pakistanlı müsteşarların bir hafta içinde ülkeyi terk etmelerini istemiş ve Pakistan vatandaşlarına yönelik vize hizmetlerinin askıya alındığını, daha önce verilen tüm vizelerin iptal edildiğini duyurmuştu.

Pakistan, suçlamaları reddederek Hindistan’ın İslamabad’daki diplomatik personel sayısına sınırlama getirmiş, “İndus Suları Anlaşması”nın dışına çıkılarak nehirlere yapılacak müdahaleleri “savaş nedeni” sayacağını ilan etmiş, Hindistan ile her türlü ticareti askıya almış ve hava sahasını kapatmıştı.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *