Suriye’nin başkenti Şam’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınlarına İsrail savaş uçakları tarafından saldırı düzenlendiği bildirildi. Siyonist katil Netanyahu, Şam’ın güneyine hiçbir gücün konuşlandırılmasına izin verilmeyeceğini duyurdu. Suriye yönetimi dün, Suriye iç işlerine yabancı müdahaleyi kesin bir dille reddettiğini açıklamıştı.
Siyonist devlet televizyonu KAN’ın haberine göre, Başbakan Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz, Suriye’ye düzenlenen saldırıya ilişkin ortak açıklama yaptı.
Açıklamada, Dürzi grupların Suriye hükümetine bağlı güvenlik güçlerine karşı saldırılarıyla başlayan çatışmalara işaret edilerek, “Şam’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınlarında bir hedefe saldırı düzenledik. Dürzilere yönelik hiçbir tehdide izin vermeyiz.” ifadeleri kullanıldı.
Başkent Şam’ın güneyine hiçbir gücün konuşlandırılmasına izin verilmeyeceği vurgulanan açıklamada, “Bu, Suriye rejimine açık bir mesajdır. Dürzi toplumuna yönelik herhangi bir tehdide de izin vermeyeceğiz.” ifadelerine yer verildi.
İsrail Savunma Bakanı Katz, dün, Dürzi grupların Suriye hükümetine bağlı güvenlik güçlerine karşı saldırılarıyla başlayan çatışmalara işaret ederek Şam yönetimine saldırı tehdidinde bulunmuştu.
Katz açıklamasında, “(Suriye’de) Dürzilere yönelik saldırılar devam ederse sert karşılık vereceğiz.” ifadesini kullanmıştı.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da dün bir resepsiyonda yaptığı konuşmada, uluslararası toplumu Suriye’ye müdahale etmeye çağırmıştı.
Dürzi toplumunu Şam yönetimine karşı kışkırtan İsrail, 30 Nisan’da Dürzileri koruma bahanesiyle Suriye’ye saldırılar düzenlemişti.
Suriye’nin başkenti Şam’ın güneyinde silahlı Dürzi grupların Suriye hükümetine bağlı güvenlik güçlerine karşı saldırılarıyla başlayan çatışmalarda yaralanan toplam 5 Dürzi’nin, tedavi için İsrail’e getirildiği bildirilmişti.
Suriye yönetimi, Şam’ın güneyinde yer alan Ceramane Mahallesi’nde bazı Dürzi silahlı grupların başlattığı ve Sahnaya semtine yayılan çatışma sonrası bölgede dün kontrolü sağladığını bildirmişti.
Suriye yönetiminden yabancı müdahale açıklaması
Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, içişlerine her türlü yabancı müdahalenin kategorik olarak reddedildiğini yineledi. Suriye topraklarında şiddet olaylarına karışan yasadışı grupların son dönemde yaptıkları sözde “uluslararası koruma” çağrıları gayrimeşrudur ve tamamen kabul edilemezdir.
Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:
”Bu çağrılar, Suriye hukuku çerçevesi dışında faaliyet gösteren taraflardan geliyor ve açıkça Suriye devlet kurumları içinde ele alınması gereken bir durumu uluslararasılaştırma çabası içindeler. Bu eylemler ülkenin birliğine doğrudan bir tehdit oluşturuyor ve ülke genelinde güvenliği ve istikrarı yeniden sağlamaya yönelik ulusal çabaları baltalıyor.”
Dışişleri Bakanlığı ayrıca, Suriye halkının tüm unsurlarını, özellikle de Suriye ulusal dokusunun her zaman ayrılmaz bir parçası olan ve olmaya devam eden şerefli Dürzi toplumunu koruma konusundaki sarsılmaz kararlılığını vurguladı.
Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Suriye hükümetinin, ihtilaf ateşini söndürme ve iç barışı koruma konusunda çok sayıda Dürzi şeyhi ve liderinin oynadığı akıllıca ve sorumlu rolden dolayı derin takdirlerini ifade ettiği de belirtildi.
Bakanlık açıklamasını şu ifadelerle tamamladı: ”Suriye Arap Cumhuriyeti, tüm ulusal sorunların yalnızca ulusal mekanizmalar aracılığıyla ele alınması gerektiği konusundaki vurgusunu yineler ve Suriye’nin egemenliğinin tartışmaya veya müzakereye konu olmadığını belirterek, her türlü dış dikteyi veya müdahaleyi kesin bir dille reddeder.”
Türk Dışişleri Bakanlığı kaynakları: Ortak bir angajman için yoğun çaba sarfediyoruz
Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Suriye’nin Beşşar Esed rejiminin devrilmesiyle yeni bir döneme girdiğini belirterek, Suriye halkının bir yandan 14 yıllık ihtilafın yaralarını sarmaya çalışırken, diğer yandan da kendi öncülüğü ve sahipliğinde geleceğini belirlemek üzere siyasi geçiş sürecini yürüttüğünü ifade etti.
Suriye yönetiminin bölgesel ve uluslararası topluma entegre olmak amacıyla atmakta olduğu adımların ve kendi ülkesini güven, istikrar ve refaha kavuşturma çabasının desteklenmesinin önem taşıdığını vurgulayan kaynaklar, Suriye’yi ve bölgeyi istikrarsızlık riskinden arındırmanın yolunun, ülkenin karşı karşıya olduğu yaptırımların kaldırılması dahil daha fazla destek ve daha yoğun angajmandan geçtiğini aktardı.
Kaynaklar, Türkiye’nin, rejimin devrilmesini takip eden dönemde öncelikle bölge ülkeleri ile Suriye yönetimi arasında bir angajman ve ortak anlayışın gelişmesi için yoğun çaba sarf ettiğinin altını çizerek, şunları kaydetti:
“Bu gayretler, ABD dahil diğer önemli paydaşları da kapsayan temaslar ve toplantılarla devam etmiş, uluslararası toplum ile Suriye yönetimi arasındaki angajmanın ilerletilmesi desteklenmiştir. Türkiye’nin Suriye politikasının belkemiğini, ülkenin toprak bütünlüğü ve birliğinin korunması suretiyle ulusal uzlaşının sağlanması, terör unsurları temizlenerek ülkede güvenlik ve istikrarının tesis edilmesi ve yaptırımların kaldırılması suretiyle Suriye’nin yeniden inşasının temin edilmesi oluşturmaktadır.”
Dışişleri kaynakları, Türkiye’nin, bu amaçlara ulaşılması konusunda tarihi bir fırsat yakalayan Suriye yönetimini ve halkını koşulsuz şekilde destekleme yönünde tutum benimsediğine işaret etti.
“Konsolidasyon sürecinin yakından takibi sürdürülüyor”
Suriye sahasındaki duruma bakıldığında, ülkenin güneyindeki askeri hareketliliğin kısmen durulduğunun görüldüğünü belirten kaynaklar, ülkenin güneyindeki silahlı grupların yeni orduya entegrasyonu yönündeki çalışmalara başlandığının açıkladığını aktardı.
Kaynaklar, bununla birlikte, tabiatıyla, zaman zaman baş gösteren kışkırtma ve provokasyonların etkisiyle münferit çatışmalar yaşandığını hatırlatarak, şunları ifade etti:
“Sahadaki önemli gelişmelerden birini ABD’nin askeri mevcudiyetini azaltmak suretiyle konsolidasyona gideceğini açıklaması teşkil etmiştir. ABD, konsolidasyona yönelik belirli bir takvim açıklamamış olup, süreci sahadaki durumun değerlendirilmesi temelinde aşamalı bir şekilde ilerletmeyi öngörmektedir. Bu esnada da Suriye ile Irak arasında hem sınır güvenliğinin sağlanması hem terörle mücadele bağlamında işbirliği tesis edilmesini teşvik etmektedir. Bu konsolidasyon sürecinin yakından takibi sürdürülmektedir.”
Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve birliğinin korunması
“Şam’daki yönetim ile ‘SDG’ arasında imzalanan mutabakat kapsamındaki temas trafiği devam etmektedir. Öte yandan, PYD ile KDP çizgisindeki partiler tarafından oluşturulan Suriye Kürt Ulusal Konseyinin de katılımıyla Kamışlı’da 26 Nisan 2025 tarihinde ‘Kürt Birlik ve Tutumu’ adlı bir konferans düzenlenmiştir.” ifadelerini kullanan kaynaklar, Suriye yönetiminin, bu konferansta verilen mesajların varılan mutabakata uygun olmadığı yönünde açıklama yaptığını anımsattı.
Kaynaklar, Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve birliğinin korunmasının, Türkiye’nin olduğu gibi Suriye yönetiminin de temel önceliğini teşkil ettiğini belirtti.
Kaynaklar, anayasa bildirgesinde de açıklandığı üzere, bu hedefin merkezi bir idare etrafında ve Suriye’nin tüm unsurlarına eşit vatandaşlık hakkı verilmesi suretiyle sağlanmasının önem taşıdığına dikkati çekti.
Türkiye’nin, hazırlanacak Suriye Anayasası’nın ve Suriye yönetiminin ülkedeki bütün etnik gruplara ve inanç gruplarına eşit imkanları sağladığı bir ortam görmek istediğini vurgulayan kaynaklar, şunları ifade etti:
“Türkiye, Suriye’deki vatandaşların anayasal garanti temelinde eşit hak ve özgürlüklerden istifade edebildikleri, kendi kimliklerini ve inançlarını çekinmeden, güvence içinde ortaya koydukları bir sistemi engelleyecek hiçbir girişimi kabul etmemektedir. Suriye’de terör unsurları ve ayrılıkçı hareketlerle mücadele Suriye yönetiminin asli sorumluluğunu oluşturmaktadır. Bu sorunların Suriye yönetiminin tercih ettiği yöntem temelinde aşılmasına imkan tanınması için Türkiye olarak gerekli alan sağlanmıştır. Türkiye’nin temennisi, terör örgütüyle iltisaklı oluşumların siyasi ve askeri düzlemde etkin olmalarının önünün kesilmesi suretiyle Suriye yönetimi ile ‘SDG’ arasında varılan mutabakatın uygulanmasıdır. Aynı zamanda, PKK’nın örgüt olarak yapılan çağrıya bir an evvel olumlu cevap vermesi, silahlarını bırakması ve bölgede normale dönüşün önünde engel oluşturmaktan çıkması beklentisi mevcuttur.”
Kaynaklar, Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğünü hedef alan, egemenliğini zedeleyecek, Suriye’de merkezi otorite dışında silah taşıma imkanı verecek ve terör örgütlerinin devamını sağlayacak hiçbir girişimi kabul etmediğini hatırlattı.
Suriye’de terör örgütü PKK ve uzantılarının kendilerini lağvetmemesi halinde, terör örgütünün sistem dışına çıkarılmasının başka yollarla sağlanması için gerekli irade ve imkanın bulunduğuna işaret eden kaynaklar, terörle mücadele bağlamında, 9 Mart’ta Amman’da Suriye ve dört komşu ülkenin Dışişleri ve Savunma Bakanları ile İstihbarat Başkanlarının bir araya geldiği toplantı gerçekleştiği ve toplantıya Türkiye’yi temsilen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın’ın iştirak ettiği bilgisini paylaştı.
Kaynaklar, söz konusu toplantıda bölgesel sahiplenme ilkesi temelinde ve mevcut uluslararası çabaları da destekleyecek şekilde, terörizmle mücadele amacıyla müşterek bir operasyon merkezi kurulması üzerinde mutabık kalındığını aktararak bu hususta muhataplarla temaslar ve teknik çalışmaların ilgili kurumlarla eş güdüm içerisinde yürütüldüğünü ve toplantının gelecek dönemde yapılmasının planlandığını kaydetti.
Ayrıca, Suriye’nin, güvenliğiyle ilgili sorun görürse herhangi bir ülkeyle bir anlaşma yapmayı tercih edebileceğine işaret eden kaynaklar, Türkiye’nin de Suriye’nin ihtiyaç duyduğu birçok alanda karşılıklı anlaşmalar çerçevesinde Suriye’ye destek verebileceğinin altını çizdi.
Kaynaklar, bu çerçevede Ankara’nın bölgede kendi güvenlik ve tehdit değerlendirmelerine göre Suriye’yle ikili işbirliğine hizmet edecek her türlü konuyu ele almaya açık olduğunu belirtti.
Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırması çalışmalarına devam ediliyor
Suriye’deki siyasi gelişmeler açısından, 29 Mart’ta teknokrat ağırlıklı geçiş kabinesinin oluşturulmasının ardından Bakanlıkların üst düzey yönetimine atamaların sürdüğü görüldüğünü aktaran kaynaklar, “Halk Meclisi üyelerinin belirlenmesine yönelik çalışmaların başlatıldığı da anlaşılmaktadır. Anayasa Bildirgesi’nde yer bulduğu üzere, Halk Meclisi üyelerinin üçte birinin Cumhurbaşkanı tarafından, geri kalan üyelerinin de Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek, iller bazında kurulacak Komiteler eliyle belirlenmesi öngörülmektedir.” ifadelerine yer verdi.
Kaynaklar, uluslararası düzlemdeki gelişmelere bakıldığında ise ABD’nin, Şam yönetimine mesafeli yaklaşan tutumunu muhafaza ettiğini ancak Şam’la belirli düzeyde angajmana da girdiğinin dikkati çektiğini vurgulayarak ABD’nin, angajmanını ilerletmek ve yaptırımları kaldırmak için Suriye yönetiminden güven artırıcı birtakım adımların atılmasını beklediğinin anlaşıldığı değerlendirmesini yaptı.
Türkiye’nin de müteaddit girişimleri neticesinde ABD, Avrupa Birliği (AB) ve İngiltere’nin uyguladığı yaptırımların esnetilmesi ve yaptırım muafiyetlerinin sağlanması bağlamında önemli gelişmeler yaşandığını paylaşan kaynaklar, rejim dönemini hedef alan bu yaptırımların tamamen kaldırılması yönündeki çok yönlü çalışmaların sürdüğünü kaydetti.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *