Cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlü suça sürüklenen (12-18 yaş arası) 607 çocuk üzerinde yapılan “Çocuk Hükümlü/Tutuklu Profili Araştırması-2026” çalışmasının sonuçları açıklandı. Raporda dikkat çeken, bozuk aile ve arkadaş çevresinin ana etken olarak dile getirilmesi oldu.
TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu mecliste toplandı. Toplantıda açıklama yapan Başkan Müşerref Pervin Tuba Durgut, önce komisyon çalışmalarının metodolojisini, bilimsel, sistematik ve kanıta dayalı bir anlayış doğrultusunda şekillendirdiklerini anlattı, sonuçlarını paylaştıkları çalışmanın bu yaklaşımın en somut çıktılarından birini oluşturduğunu söyledi.
Araştırmanın son derece titiz ve bilimsel bir yöntemle hazırlandığını ve çok boyutlu bir analiz ortaya konulduğunu savunan Müşerref Pervin Tuba Durgut, “Bu yönüyle çalışma, suça sürüklenme meselesini tek bir nedene indirgemeyen, aksine çok katmanlı ve bütüncül bir perspektifle ele alan son derece kıymetli bir veri seti sunmaktadır.” diye konuştu.
Müşerref Pervin Tuba Durgut’un konuşmasının ardından Prof. Dr. Toker Ergüder çalışmaya ilişkin sunum yaptı. Çalışmada görev alan anketörlerin Adalet Bakanlığının sosyal çalışmacıları ve psikologları olduğunu söyleyen Ergüder, çalışmanın sonuçlarına ilişkin, “Suça sürüklenen çocukların yüzde 51’i okulu bırakmış çocuklardır. Çocukların yüzde 47,9’u okula gitmeyenler çocuklardır.” ifadelerini kullandı.
Toker Ergüder, suça sürüklenen çocuklarda sigara kullanım oranının yüzde 83,4 olarak tespit edildiğini aktararak, “Sigara-akciğer kanseri oranı yüzde 90’dır. Suça sürüklenen çocuklar-sigara kullanımı oranı yüzde 83 çıktı. Bağımlılık yapıcı madde kullanımında alkol kullanımı yüzde 47,3 çıktı.” dedi.
Araştırma grubundaki çocukların anne ve babalarının hayatta olma, onların eğitim ve ekonomik durumlarına da bakıldığının bilgisini veren Toker Ergüder, bu konuda Komisyon raporuna yansıyacak çok sayıda veri bulunduğunu anlattı.
Prof. Dr. Ergüder, anket yapılan bu çocukların suça sürüklenmesinde aile ve çevre etkisinin de çalışıldığını belirterek, “Örneğin ailede suç işleyen kişi varlığı varsa bu çocuklar yüzde 43 oranında suça bulaşmışlar. Eğer çevrede birileri varsa bu oran yüzde 60,6’ya çıkmış. Bu çocukların yüzde 87,1’i daha önce çalışan çocuklar.” şeklinde konuştu.
Araştırmanın suça sürüklenen çocukların cezaevine girmeden önceki duygusal durum analizine dair çıktılarını paylaşan Toker Ergüder, yüzde 50’ye yakınının kendisini öfkeli ve üzgün hissettiğini, mutlu ve gururlu olanların oranının ise yüzde 16-17 civarında olduğunu bildirdi.
Çalışmanın çıktılarına göre durumlar arasında anlamlı ilişkileri içeren tablolar yaptıklarını da kaydeden Toker Ergüder, “Mesela burada ebeveynsiz çocuklarla evden kaçma arasında anlamlı bir ilişki bulduk. Yine suç türü ile ailede suçlu olan birinin varlığı, ailede şiddet ile kendine zarar verme arasında anlamlı bir ilişki bulduk. Yine ailede ve sosyal çevrede madde kullanımıyla çocuğun madde kullanımı arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki bulduk.” diye konuştu.
Ne olursa olsun ben bu suçu işlerdim diyen sadece yüzde 1,6
AÜ Sosyal Pediatri Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Betül Ulukol, çalışma kapsamında çocuklara çeşitli sorular sorulduğunu anlattı.
Bu sorulardan birinin de “hayatında ne olsaydı suç işlemezdin?” olduğunu aktaran Betül Ulukol, “Beni etkileyen asıl şey şu oldu: çocukların bir kısmı ‘babam ölmeseydi’, ‘annem başka biriyle evlenmeseydi’, ‘evlendiği adam beni dövmeseydi suça karışmazdım’ diyor. Bir başkası ‘okula gitseydim’ ya da ‘okulda başarılı olsaydım bu suçları işlemezdim’ diyor. Bir başkası ‘arkadaş çevrem daha sağlıklı olsaydı bu suçu işlemezdim’ diyor.” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Ulukol, bunlardan yüzde 1,6’sının ise ‘ne olursa olsun ben bu suçu işlerdim’ dediğini söyleyerek, bunun düşük bir oran olduğuna işaret etti.
Araştırma yapılan çocukların yüzde 27,8’inin sorunu tamamen içselleştirdiğine dikkati çeken ne olursa olsun ben bu suçu işlerdim, şöyle devam etti:
“Diyor ki ‘Ben o çocuklarla arkadaş olmasaydım burada olmazdım’, ‘ben annemin, babamın sözünü dinleseydim burada olmazdım’. Hatta biri diyor ki ‘bundan sonra gidip annemin ellerini öpeceğim ve bir daha annemin sözünün dışına çıkmayacağım’. Buradan çıkardığım sonuç, daha önceden başka sebeplerle ‘psikolojik danışım yapalım’ dediğimiz çocuklarda gördüğümüz şey şuydu: eğer çocuk sorumluluğun kendinde olduğunu biliyorsa ve bunu ‘ben hallederim’ diyorsa o çocuk onu gerçekten hallediyor. Yani bu yüzde 27,8, burada eğer uygun bir rehabilitasyon görürse bir daha çıktığında çok büyük olasılıkla cezaevine dönmeyecek.”
Öğretim Üyesi Erdoğan Asar da çalışmanın yöntemi hakkında dinleyicilere bilgi verdi.
Suça sürüklenen çocuk sayısı
Türkiye’de suça sürüklenen çocuk sayısı 2022’de 176 bin 128’e, 2023’te 177 bin 174’e ulaştı. Son 10 yılın istatistikleri arasında en yüksek suça sürüklenen çocuk sayısı 188 bin 926 olarak 2024’te kayıtlara geçerken, bu sayı 2025’te 186 bin 256 oldu.
Son 10 yıldaki veriler değerlendirildiğinde suça sürüklenen çocuk sayısı yüzde 17,47 artış gösterdi. 2025’te suça sürüklenen çocukların ağırlıklı olarak karıştıkları suç tipleri kasten yaralama, hırsızlık, hakaret, tehdit, mala zarar verme olarak sıralandı.
Adalet Bakanlığı verileri Türkiye’de son yıllarda suça sürüklenen çocuklar konusunda dikkat çekici bir artış olduğunu gözler önüne seriyor. Verilere göre, 2015’te suça sürüklenen çocuk sayısı 158 bin 560, 2016’da 146 bin 737, 2017’de 145 bin 210, 2018’de 157 bin 96, 2019’da ise 161 bin 378 olarak kayıtlara geçti.
İstanbul Emniyet Müdürlüğünün saha çalışmaları sonucu elde ettiği tespitlere göre, özellikle 15-18 yaş grubundaki çocuklar sınırlı cezai sorumlulukları nedeniyle suç örgütleri tarafından “yaralama”, “hırsızlık” ve “uyuşturucu” gibi eylemlerde “araç unsur” olarak kullanılıyor.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *