“İran, Epstein imparatorluğuna ‘ağır bir darbe’ indirdi”

“İran, Epstein imparatorluğuna ‘ağır bir darbe’ indirdi”

ABD-İsrail’in İran’a saldırısının 29. gününde, Press Tv’ye konuşan Filistin asıllı Amerikalı akademisyen ve yazar Susan Abulhawa, İran İslam Cumhuriyeti’nin kendisini “dikkat çekici bir başarıyla” savunduğunu, bu direnişin savaş alanının ötesinde daha geniş bir öneme sahip olduğunu söyledi.

Susan Abulhawa, Press TV internet sitesine verdiği röportajda savaşa ilişkin sert bir değerlendirme yaparak İran’ın kararlılığını övdü ve Batı’nın kibrini ve Müslüman uluslara ihanetini kınadı.

Tahran ve Washington arasında dolaylı nükleer görüşmeler sürerken “sürpriz ve sebepsiz bir saldırı” sonucu tetiklenen ve hızla büyüyen savaş hakkında konuşan Abulhawa, İran’ın mevcut koşullar altında müzakerelere geri dönmesi gerektiği yönündeki her türlü öneriyi reddetti.

‘Cenin’de Sabahlar’ romanının yazarı ve ‘Filistin için Oyun Alanları’ çocuk örgütünün kurucusu Abdulhawa, “En gelişmiş ölüm ve gözetleme teknolojisine sahip iki nükleer güçle karşı karşıya olmasına, on yıllarca süren ağır yaptırımlar altında kalmasına ve birçok Müslüman ülkenin affedilemez ihanetine rağmen İran, olağanüstü bir başarıyla kendini savundu” dedi.

Abdulhawa, “Epstein imparatorluğuna ağır bir darbe indirdiler; Vietnam’dan beri hiçbir ülke bunu başaramadı.” tespitinde bulundu.

Savaş, 28 Şubat’ta İran’ın güneyindeki Minab kentinde lider Ali Hamaney de dahil olmak üzere İran’ın en üst düzey siyasi ve askeri liderlerinin yanı sıra 170’ten fazla öğrencinin katledilmesiyle başladı. Ölü sayısı 1900’e yükseldi, bunların çoğu sivildi ve hastaneler, okullar ve spor tesisleri de dahil olmak üzere sivil altyapı saldırıdan en çok etkilenen yer oldu.

Abulhawa, İran’ın direnişini “efsaneler diyarı” olarak nitelendirerek, bunun savaş alanının ötesinde daha geniş bir öneme sahip olduğunu vurguladı, “İran’ın gösterdiği vakar, metanet, onur, strateji ve meydan okuma efsanevi niteliktedir” dedi.

“Bundan sonra ne olursa olsun, dünya asla eskisi gibi olmayacak. Diz çökmeden veya egemenliğinden ödün vermeden yaşamanın mümkün olduğunu dünyaya gösterdiler. İran hepimize ilham veriyor, umut aşılıyor ve adalet için mücadele azmimizi tazeliyor.”

“İster müzakere etmeyi, ister savaşmayı, ister ikisinin bir kombinasyonunu, isterse başka bir yolu seçsinler, bu tamamen İran’ın kararıdır ve hangi yolu seçerlerse seçsinler haklı olacaklardır.” dedi.

Daha da önemlisi, İran’ın geçen yıl Umman arabuluculuğuyla ABD ile dolaylı müzakerelere katıldığı her iki seferde de İsrail ve ABD sebepsiz ve yasadışı saldırılar gerçekleştirdi. Son saldırgan savaş geçen yıl Haziran ayında yaşandı, 12 gün sürdü ve çoğu sivil olmak üzere 1000’den fazla insanın ölümüne neden oldu.

Abulhawa, ABD ve İsrail’in yıllarca süren provokasyonlarını -sivil bir yolcu uçağının düşürülmesi, üst düzey nükleer bilim insanlarının suikastı, İran’ın en üst düzey terörle mücadele komutanı Kasım Süleymani’nin suikastı ve Hamas lideri İsmail Haniye’nin İran topraklarında öldürülmesi de dahil olmak üzere- İran’ın “olağanüstü itidalinin” açık bir kanıtı olarak gösterdi.

“İran, itidal gösterdi ve itidal, diplomasi, iyi niyet veya onurdan anlamayan zorbalarla iyi niyetle müzakere etti.” dedi Press TV internet sitesine.

Abulhawa, kendisinin ve diğerlerinin İran’ın güçlü bir karşılık verme kapasitesini beklediğini, ancak Batı’da ve bölgede birçok kişinin bunu kibir ve önyargı nedeniyle hafife aldığını belirtti.

Abulhawa, “İran’ın İsrail’i ağır bir şekilde ezdiği 12 günlük savaştan sonra, sanırım hepimiz onların yetenekleri hakkında bir fikir edindik” dedi geçen yıl Haziran ayındaki savaşa atıfta bulunarak.

Abulhawa, “Hatta bize eski teknolojiyi kullandıklarını, eski füze envanterinden kurtulduklarını söylediler. Profesör Marandi, İran’ın çok daha büyük bir kapasiteye sahip olduğunu açıkça belirtti. Elbette ona inandım ve bence çoğu aklı başında insan da inandı.” dedi.

Ancak, Batı’da ve bölgede birçok kişinin “İran’ın ABD ve İsrail’e karşı durabileceği fikrini aklından bile geçiremeyecek kadar kibirli ve ırkçı” olduğunu da sözlerine ekledi.

İran, savaş öncesi uyarılarını yerine getirerek son haftalarda bölgedeki neredeyse tüm ABD askeri üslerine saldırdı. Bunun üzerine birçok ev sahibi ülke şikayetlerini dile getirdi. Abulhawa, bu protestoların meşruiyetini sorgulayarak, Gerçek Vaat 4 Operasyonu kapsamında İran’ın gerçekleştirdiği 80’den fazla misilleme saldırısına atıfta bulundu, “Uluslararası hukuk veya askeri çatışma normları konusunda uzman değilim, ancak bana öyle geliyor ki İran’ın, kendilerine saldırıldığı veya gözetlendiği ABD üslerine saldırma hakkı vardı” dedi.

Bölgesel yönetimleri, mevcut ittifaklarını yeniden gözden geçirmeye ve yabancı müdahaleden uzak, işbirliği yolunu izlemeye çağıran Abdulhawa, “Bu ülkelerin aklını başına toplayıp İran’a dostluk ve iyi komşuluk elini uzatmasını içtenlikle umuyorum” dedi. “Bölge ülkeleri böyle bir bölgesel birliğe doğru yol alabilirlerse, güvenlik, bilimsel ilerleme, ahlaki ve manevi gelişim ve kültürel Rönesans için olasılıklar çok büyüktür.” diye ilave etti.

Abulhawa ayrıca Batı’nın siyasi ve ekonomik modellerini eleştirerek, miras alınan değerlere dayalı “yeni bir yaşam biçimi” çağrısında bulundu. “Batı modelinin, sınırsız kapitalizm ve tüketim anlayışının sürdürülemez olduğu açıktır”, “Bu modelin ahlaki ve çevresel açıdan tam bir başarısızlık, bir zehir olduğu kanıtlanmıştır. Bölgemiz, dünyadaki kadim uygarlık varlığımızdan miras aldığımız değerlere ve kendi ahlaki hayal gücümüze dayalı yeni bir yaşam biçimi tasavvur etmelidir.” dedi.

Devam eden savaşın ardından ABD ve İsrail’in dünyanın en büyük askeri gücü unvanını haklı olarak iddia edip edemeyeceği sorulduğunda, Abulhawa bu düşünceyi boş bir iddia olarak reddetti. “Bu yalnızca manevi olarak zayıf olanların arzuladığı bir unvan” dedi. “Askeri güç gelir ve gider. İnsanlara geçici bir güç hissi verir, ancak soykırım, hırsızlık ve kitlesel sömürü üzerine kurulmuş İsrail ve ABD gibi ülkeler nihayetinde istikrarsızdır. Askeri teçhizat eninde sonunda paslanacak ve kanlı metal hurda yığınına dönüşecektir.”

İsrail ve Amerika’nın gücünün geçici doğasını, İran’ın derin medeniyet kökleriyle karşılaştırdı. Abulhawa, “Bu gerçekleştiğinde, İsrail’den geriye hiçbir şey kalmayacak; kökleri, kültürü, tarihi, medeniyet varlığı kalmayacak, ne bugünde ne de tarihte” dedi.

“Onların, diğer ülkelerin desteğini sürdürmek için küçük kız çocuklarına tecavüz ve işkence eden gösterişli ordularından başka hiçbir dayanağı yok.” diye sözlerini sürdüren Filistin asıllı Amerikalı akademisyen, İsrail-Amerikan koalisyonunun “eninde sonunda küle dönüşeceğini, İran’ın ise dimdik ayakta kalacağını” söyledi.

Abdulhawa, “Onlar eninde sonunda küle dönüşecekler, oysa İran, ne kadar yıpranmış olursa olsun, yeryüzünün ve tarihin derinliklerine, bilimin, şiirin, güzelliğin, mimarinin, yemeğin, dansın, şarkının, öykünün, efsanenin, folklorun, bilimin, geleneğin, mirasın, manevi ufukların, onurun ve insana ve gerçek olan her şeye uzanan kökleri üzerinde dimdik ayakta duracak.” ifadelerini kullandı.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *