“ABD-İsrail saldırganlığı ister ortak plan, isterse doğrudan siyonist bir planın harekete geçmesi olsun fark etmez. Tüm bunların devamında bölgeyi yeniden dizayn etmek ve bu düzeni ABD-İsrail eliyle korumaktan söz ediliyor.”
Habertürk yazarlarından Nasuhi Güngör, 24. gününe giren ABD-İsrail saldırıları ve İran’ın direnişi ile devam eden savaşa ilişkin görüşlerini, “Kimin planı işliyor?” sorusu çerçevesinde Habertürk’teki köşesinde şöyle aktardı:
***
Savaş başladığı sırada ABD ve İran arasında devam eden müzakere başlıklarını tekrar hatırlayalım. Masada nükleer silahlar ve uranyum zenginleştirme programı ilk sırada yer alırken, diğer iki başlık İran’ın bölgede oluşturduğu vekil güçlerden desteğini çekmesi ve balistik füze kapasitesini durdurup tehdit olmaktan çıkarmasıydı. Tahran, sadece nükleer üzerinden bir müzakereyi kabul edeceğini ifade etmiş, süreç devam ederken ABD-İsrail saldırıları başlamıştı.
ABD ve İsrail, rejimin en tepedeki isimlerini öldürmeyi hedefleyerek ve böylece ortaya çıkan boşlukta kendilerine daha yakın bir yönetim oluşturmayı hedefliyordu. Diğer yandan şimdilik rejim değişikliği gibi bir hedeflerinin olmadığını söylerken, az önce ifade ettiğimiz boşlukta İran halkının ayaklanmasına dair beklentiler içindeydi.
GERÇEKTEN PLANLAR BÖYLEYSE
Yine de bir kuşku notu düşerek devam edelim. Bunlar gerçekten planlanan hedeflerse hiçbiri gerçekleşmedi. Üstelik kısa sürede savaşı Körfez ülkelerine ve tüm bölgeye yayan İran; bir sonraki hamlesinde Hürmüz’ü kapatarak sert karşılıklar vermeye başladı.
ABD istihbaratının ve devletin önemli kurumlarının özellikle Hürmüz hamlesini öngöremedikleri, hatta buna ihtimal vermedikleri sıkça gündeme geliyor. Bu da ayakları yere basan bir iddia gibi durmuyor. Şöylesi daha güçlü bir ihtimal. Bu konudaki rapor ve tavsiyeleri Trump‘a yakın ekibi yeterince dikkate almamış olabilir. Elbette saldırının kışkırtıcı ve sürükleyici aktörü olan İsrail’in bu hataları ve zaafları büyüten yaklaşımlar sergilediğini de unutmamak gerekiyor.
TRUMP VE AMERİKAN DEVLET AKLI
Her durumda savaşın geleceğini öngörebilmek için karşımızda iki temel soru var. Birincisi Trump ve ekibinin Amerikan devlet aklıyla uyumunun veya kopuşunun ne düzeyde olduğu. İkincisi İsrail’in savaşta Trump ve ekibini koçbaşı olarak kullanıp zaman içinde bir kenara atma stratejisi olup olmadığı. Çünkü siyonist rejimin ABD’den çok daha net hareket ettiği ve stratejisinin temelinde yıkım ve kaos olduğu çok açık.
Söz Amerikan stratejisine ve planlarına gelmişken hatırlamakta yarar var. Yönetim 2025 yılının sonlarında yayınladığı strateji belgesinde Ortadoğu‘ya dair “yük paylaşımı” ve “birlikte kazanmak”tan söz ederken, iki ay geçmeden bölgeyi kanlı bir savaşa sürükledi.
İRAN’IN YENİ HAMLELERİ
Savaşın gidişatına dönersek, özellikle İran’ın stratejisinde yeni hamleler ortaya çıkmaya başladı. 4 bin kilometre menzilli füzelerle İsrail’in nükleer kapasitesinin hedef alınması, savaşta bambaşka bir evreye geçtiğimizi gösteriyor. İran şu ana kadar uğradığı saldırılarda muazzam bir hasar gördü ve ağır kayıpları var. Ancak muhataplarını da büyük zararlara uğratmaya ve kendi ifadeleriyle acı çektirmeye devam ediyor.
Bütün bunların arasına bir soru sıkıştırmak mümkün. ABD-İsrail saldırganlığı ister ortak plan, isterse doğrudan siyonist bir planın harekete geçmesi olsun fark etmez. Tüm bunların devamında bölgeyi yeniden dizayn etmek ve bu düzeni ABD-İsrail eliyle korumaktan söz ediliyor. Peki ya hedeflenen bir düzen değil, tam aksine kaos ve yıkımsa? Bu durumda bizi bekleyen gelecek üzerinde farklı bakış açılarına ihtiyacımız olabilir.
KÖRFEZ SAVAŞA GİRER Mİ?
İran’ın körfez ülkelerine yönelik hamlesi ve pek çok hedefi vurması, beraberinde şu senaryoyu konuşulur hale getirdi. Acaba bu ülkeler İran’a karşı bir savaşın içinde yer alabilir mi? Şu ana kadar Birleşik Arap Emirlikleri dışında hamle yapan olmadı. Ayrıca bu ülkenin İran saldırılarında birinci hedef olduğu da unutulmamalı.
Körfezin savaşa girme meselesine gelince.
Birincisi, bu ülkelerin savaşla ilgili teknik anlamda bir eksikliği olmadığının altı çiziliyor. Mesela sahip olunan mühimmat, uçak ya da benzeri unsurlar üzerinden ele alınıyorsa bir eksikten söz etmek mümkün değil. Körfezin büyük zenginleri, konfor ve iktidarlarını korumak için akıllara ziyan harcamalar yaptılar.
İkincisi, mesele bu silahlara sahip olmakla bitmiyor. Bu mühimmat ve teçhizatın nasıl kullanılacağı yönündeki eksiklik ölçülebilir durumda değil. Bu ciddi bir zaaf.
Üçüncüsü, ABD’ye emanet edilmiş bir güvenliğin günün sonunda ülkelerini ne hale getirdiğini gören bu rejimlerin, böyle bir safta savaşa girmek için ne kadar istekli olacağı da kuşkulu.
Dördüncüsü, İsrail’le aynı safta olmanın getireceği görüntü, kendi ülkelerindeki iç dengeleri hızla bozabilir ve ciddi istikrarsızlıkların kapısını açabilir.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *