Pakistan merkezli Dawn gazetesi başyazısında, “Arap şeyhlikleri, İran, Türkiye vb. dahil olmak üzere bölgesel devletlerin, dış aktörlere bağlı olmayan yeni, uzun vadeli bir güvenlik mimarisi üzerinde kendi aralarında görüşmeleri gerekecektir. Bu, kalıcı barışa giden yol olabilir, çünkü dışarıdan “güvenlik” sağlamaya güvenmek güvensizliğin reçetesidir.” tespiti yapıldı.
ABD ve İsrail’in sınır tanımayan barbarlığı ve saldırıları İslam dünyasında ‘birlik olma’ çağrılarını güçlendiriyor. Bugün Pakistan’ın önemli gazetelerinden Dawn’da yayınlanan başyazıda da bu yönde net bir çağrı yapıldı. ABD ve İsrail ile yakın ilişkiler kurmuş devletlerin artık bunlardan uzaklaşarak birbirlerine yakınlaşmaları gerektiği ifade edildi:
***
Kolektif güvenlik
Daha önce belirlenmiş ‘kırmızı çizgileri’ silen acımasız ABD-İsrail İran savaşı, bölgesel devletleri birçok rahatsız edici gerçekle yüzleştirdi. Bunlardan biri de, Amerikan savunma kalkanının onları güvensizlikten koruyamadığı; aksine, onları çatışmanın merkezine sürüklediği gerçeğidir.
Benzer şekilde, İsrail ile ilişkilerin kurulması Orta Doğu’daki durumu normalleştirmedi; aksine, İsrail’in Arap ve Müslüman müttefiklerinden yalnızca cılız tepkiler alacağını bilerek Filistin devleti fikrini terk etme cesaretini bulmasıyla daha da istikrarsızlık yarattı. Dolayısıyla, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan’ın Çarşamba günü belirttiği gibi, tüm bölgenin “alevler içinde” kalmasını önlemek için acil ihtiyaç bir ateşkes olsa da, Arap şeyhlikleri, İran, Türkiye vb. dahil olmak üzere bölgesel devletlerin, dış aktörlere bağlı olmayan yeni, uzun vadeli bir güvenlik mimarisi üzerinde kendi aralarında görüşmeleri gerekecektir. Bu, kalıcı barışa giden yol olabilir, çünkü dışarıdan “güvenlik” sağlamaya güvenmek güvensizliğin reçetesidir.
Bölge devletlerinin çoğu, Amerikan üslerine ev sahipliği yapmanın güvenlik garantisi olacağını düşünmüştü; ABD, Körfez boyunca binlerce askere ev sahipliği yapan bir imparatorluk askeri tesis çemberi kurmuştu. Ancak bu düzenleme, İran’ın haklı ya da haksız olarak Körfez ülkelerindeki Amerikan varlıklarına saldırmasıyla büyük bir yükümlülük haline geldi. Trump yönetimi giderek daha kaotik hale gelen bir savaştan kurtulmaya çalışırken, ABD Arap müttefiklerinin yardımına koşmadı.
Benzer şekilde, bir dizi Müslüman devletin imzaladığı ve böylece İsrail’i resmen tanıdığı 2020 İbrahim Anlaşmaları da bu devletler için bir yük haline geldi; zira İran, bölgedeki İsrail varlıkları olduğunu söylediği yerlere saldırırken aynı zamanda Siyonist devleti de doğrudan hedef aldı. Açıkça görülüyor ki, yaşayabilir bir Filistin devleti için garantiler olmadan İsrail’i tanımak, İbrahim Anlaşmalarının Müslüman destekçilerine somut faydalar sağlamada başarısız oldu.
Bu acı gerçekleri göz önünde bulundurarak, ABD-İsrail ittifakı saldırganlığını durdurduktan sonra, bölgesel devletlerin oturup görüşmesi gerekiyor. İran, Arap ülkeleri, Türkiye ve diğerleri, örneğin toprak anlaşmazlıkları, ideolojik farklılıklar vb. gibi tüm çözülmemiş sorunları ele almalı ve birbirlerinin egemenliğine saygı temelinde dostane bir çözüm bulmaya çalışmalıdır. Ayrıca, ortak güvenliğe yönelik taahhütte bulunmalı ve çalışmalıdırlar.
Bölgesel devletler, bölgede kökleri olmayan ve tek çıkarları petrol dolarlarıyla beslenen silah endüstrilerini ayakta tutmak olan dış aktörlere devretmek yerine, kendi güvenliklerinin sorumluluğunu üstlenmelidir. Belki de Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki karşılıklı savunma anlaşması örnek alınarak, bölgesel güvenliği garanti altına almak için diğer devletleri de kapsayacak şekilde genişletilebilir.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *