Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) Orta Doğu uzmanı Hugh Lovatt, AB içerisinde Orta Doğu’daki gelişmelere ve Ukrayna konusuna farklı perspektiflerden bakıldığını söyledi.
Orta Doğu’da kriz derinleşirken, Brüksel’den son günlerde yapılan açıklamalar uluslararası hukuk ve çok taraflılığa dayalı geleneksel yaklaşım ile daha pragmatik ve çıkar odaklı jeopolitik strateji arasında nasıl bir denge kurulacağı tartışmalarına neden oldu.
Ukrayna savaşının ardından Orta Doğu’da İran merkezli gerilimin tırmanması, AB’nin uluslararası sistemde nasıl bir rol oynaması gerektiğine dair farklı yaklaşımları daha görünür hale getirdi.
Brüksel’deki son açıklamalar, Birliğin dış politika vizyonunda “değer temelli yaklaşım” ile “çıkar odaklı jeopolitik strateji” arasında giderek belirginleşen bir tartışmaya işaret ediyor.
ECFR Orta Doğu uzmanı Hugh Lovatt, konuyu AB’nin iki başkanı arasındaki farktan sonra üye ülkeler arasındaki ayrışma üzerinden açıklayarak, birçok Avrupa ülkesinin yeni bir Orta Doğu savaşına doğrudan dahil olma konusunda isteksiz olduğunu belirtti.
Lovatt, “Bununla birlikte özellikle İngiltere gibi bazı ülkeler gelişmeleri büyük ölçüde transatlantik ilişkiler perspektifinden değerlendiriyor ve Washington ile yakın ilişkilerini korumaya önem veriyor. Avrupa hükümetleri, çatışmanın genişlemesinin enerji fiyatları ve yaşam maliyeti üzerindeki etkilerinin farkında olsa da ABD ile ilişkileri zedeleyecek adımlardan kaçınmaya çalışıyor.” değerlendirmesini yaptı.
Körfez ve Akdeniz’de bulunan Avrupa askeri varlıklarının hedef alınma ihtimalinin bazı Avrupa başkentlerinin hesaplarını daha da karmaşık hale getirdiğine dikkati çeken Lovatt, “Paris ve Londra gibi başkentler bu tür riskler karşısında en azından bölgedeki varlıklarını korumaya yönelik adımlar attıklarını göstermek isteyebilir.” ifadesini kullandı.
Lovatt, Avrupa siyasetinde İran yönetimine yönelik güçlü eleştirilerin de dikkati çektiğini belirterek, “İran’daki protestoların bastırılması ve kadın hakları konusundaki ihlaller, Avrupa’daki siyasi çevrelerde Tahran yönetimine yönelik sert bir tutum oluşmasına katkı sağladı. AP’de İran’daki muhalif figürlere yönelik destek mesajları da bu yaklaşımın bir yansıması olarak görülüyor.” dedi.
Buna karşın Avrupa kamuoyunun yeni bir askeri müdahaleye destek verme konusunda oldukça temkinli olduğuna işaret eden Lovatt, özellikle Ukrayna savaşının ekonomik ve siyasi etkileri devam ederken Avrupa toplumlarında yeni bir askeri angajmana yönelik desteğin sınırlı olduğunu vurguladı.
Almanya ve İspanya’nın ayrışması
ABD ve İsrail’in saldırılarına AB üye ülkelerinden verilen tepkiler farklılık göstermişti. Saldırıların uluslararası hukuk açısından meşruiyeti Avrupa içindeki başlıca görüş ayrılıklarından biri haline gelirken, başkentler arasındaki ton farkı özellikle Almanya ile İspanya arasında belirginleşmişti. Almanya, Washington’ı doğrudan eleştirmekten kaçınan daha temkinli bir çizgi izlerken İspanya, ABD ve İsrail’in saldırılarını “tek taraflı askeri eylem” olarak nitelendirerek açık şekilde eleştirmişti.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *