Siyonist başbakan Netanyahu, bölgeyi ‘radikal Sünni’ ve ‘radikal Şii’ eksenlerine ayırarak Türkiye, İran ve Çin’i hedef alan ‘Altıgen İttifakı’nı duyurdu. Hindistan, Yunanistan ve GKRY’nin yer aldığı, ismi açıklanmayan Arap ve Afrika ülkelerini de kapsayan Netanyahu ittifak planının, Netanyahu sonrası devam edip etmeyeceği ise meçhul.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Orta Doğu’da yeni bir jeopolitik denklem oluşturmayı hedefleyen “Altıgen İttifakı” projesini duyurdu.
Netanyahu’ya göre bu ittifak, bölgeyi “radikal Sünni” ve “radikal Şii” eksenleri olarak ikiye ayıran bir yaklaşımla, İsrail’in düşman olarak gördüğü taraflara karşı ortak bir cephe oluşturacak.
Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin 25 Şubat’ta İsrail’e gerçekleştireceği ziyaret öncesinde gündeme gelen bu plan, Doğu Akdeniz’den Hint Okyanusu’na uzanan geniş bir coğrafyada yeni bir ittifaklar ağı öngörüyor.
‘Altıgen İttifakı’ nedir?
Netanyahu, projeyi duyururken ittifakın İsrail, Hindistan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) yanı sıra ismi açıklanmayan bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayacağını belirtti . İsrail Başbakanı, bu oluşumu şu sözlerle tanımladı:
“Amaç, gerçekler, zorluklar ve hedefler konusunda aynı görüşte olan ülkelerden oluşan bir eksen oluşturmaktır. Bu eksen, hem çok sert bir şekilde vurduğumuz radikal Şii ekseni hem de ortaya çıkan radikal Sünni ekseni ile karşı karşıyadır. Bu ülkelerin hepsi farklı bir algıya sahiptir ve işbirliğimiz büyük sonuçlar verebilir.”
Netanyahu’nun “radikal Şii ekseni” olarak tanımladığı yapı, İran destekli grupları ve direniş eksenini işaret ederken, “radikal Sünni ekseni” ifadesiyle ise dolaylı olarak Türkiye ve bazı Sünni aktörleri hedef aldığı yorumları yapılıyor.
‘Eksen söylemi’: Bölgeyi ateşe atma riski
İsrail Başbakanı’nın Türkiye ve İran’ı hedef alan yeni ittifak projesi, uzmanlara göre gerçeklikten uzak bir ‘jeopolitik fantezi’. Arap ülkelerinin mesafeli durduğu, Hindistan’ın ise pragmatik çıkarlarını öncelediği ittifakın, bölgede tansiyonu yükseltmekten başka bir işe yaramayacağı belirtiliyor.
İsrail, Hindistan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) kapsayan, ismi açıklanmayan bazı Arap ve Afrika ülkelerini de içereceği iddia edilen bu yapı, Netanyahu’nun ifadesiyle “radikal eksenlere” karşı ortak bir cephe oluşturmayı hedefliyor. Ancak proje, daha ilan edildiği andan itibaren gerçekçilikten uzak, bölgesel kutuplaşmayı körükleyen ve İsrail’in artan yalnızlığını perdelemeye yönelik bir girişim olarak eleştiriliyor.
Netanyahu’nun Orta Doğu’yu “Şii ekseni” ve “Sünni ekseni” şeklinde kategorize eden yaklaşımı, bölge ülkeleri arasındaki hassas dengeleri görmezden gelen indirgemeci bir bakış açısı olarak değerlendiriliyor. “Radikal Sünni ekseni” tanımlamasıyla dolaylı olarak Türkiye’yi hedef alan Netanyahu’nun bu söylemi, bölgedeki Sünni aktörlerle İsrail arasında var olabilecek potansiyel diyalog kanallarını da baştan tıkıyor.
Uzmanlar, bu tür bir kutuplaştırıcı dilin, Orta Doğu’nun zaten kırılgan olan yapısında yeni çatlaklar yaratacağı görüşünde. King’s College London’dan Dr. Andreas Krieg, Netanyahu’nun projesini şu sözlerle eleştiriyor: “Bu bir ittifak değil, Netanyahu’nun abartılı bir jeopolitik fantezisi. Bölgesel kutuplaşmayı sertleştirme, İsrail’in rakiplerine karşı kolay bir kuşatma söylemi sunma ve potansiyel ortakları İsrail’e çok yakın görünme konusunda tedirgin etme riski taşıyor.”
Arap dünyasının sessizliği: Normalleşmenin sınırları
Netanyahu’nun ittifaka dahil etmeyi planladığı “isimsiz Arap ülkeleri”nin kamuoyu önünde bu projeye destek vermemesi, Arap dünyasının İsrail’le ilişkilerdeki hassasiyetini gözler önüne seriyor.
İbrahim Anlaşmaları ile İsrail’le ilişkilerini normalleştiren Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn gibi ülkeler bile, Filistin meselesi nedeniyle kendi kamuoylarında oluşacak tepkilerden çekiniyor.
İsrailli siyasi yorumcu Ori Goldberg, bu durumu çarpıcı bir şekilde özetliyor: “Gerçek şu ki, İsrail’in sahip olabileceği her türlü taktiksel ortaklık ve teknik işbirliğine rağmen, kimse İsrail’e 3 metrelik bir sopayla bile dokunmak istemiyor. Netanyahu’nun ‘altıgen’ hayali, İsrail’in bölgedeki stratejik yalnızlığını gizleyemez.”
Hindistan’ın pragmatizmi: İsrail’in hırslarına alet olmak istemiyor
Uzmanlara göre, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin İsrail ziyareti öncesinde Netanyahu’ya verdiği diplomatik destek, Yeni Delhi’nin bu ittifaka tam anlamıyla angaje olacağı şeklinde yorumlanmamalı.
Hindistan, uzun yıllar Bağlantısızlar Hareketi’nin liderliğini yapmış, İran ve Körfez ülkeleriyle dengeli ilişkiler geliştirmiş bir ülke olarak, Orta Doğu’nun mezhepsel çatışmalarına taraf olmaktan özenle kaçınıyor.
Dr. Andreas Krieg, Hindistan’ın pozisyonunu şöyle değerlendiriyor: “Hindistan’ın ana çıkarları, İsrail’in bölgesel hırslarına katılmaktan ziyade savunma, teknoloji ve ticaret alanlarında yatıyor. Modi hükümeti, genellikle ideolojik değil pragmatik bir şekilde hareket eder. Netanyahu’nun retoriği, Hindistan’ı Orta Doğu’nun fay hatlarına çekme riski taşıyor ki bu da Yeni Delhi’nin istemeyeceği bir durum.”
Yunanistan ve GKRY: Türkiye karşıtlığında İsrail faktörü
İttifakın en somut askeri adımları Yunanistan ve GKRY ile atılmış durumda. Yunanistan’ın İsrail’den satın aldığı PULS roket sistemleri ve görüşmeleri süren 3,5 milyar dolarlık savunma paketi ile GKRY’nin hava savunma sistemleri alımları, iki ülkenin Türkiye’ye karşı İsrail’i bir denge unsuru olarak kullanma çabasını yansıtıyor.
Ancak bu işbirliği, Doğu Akdeniz’deki enerji denkleminde tansiyonu yükseltmekten başka bir işe yaramıyor. Yunanistan ve GKRY’nin İsrail’le kurduğu bu yakın ilişki, bölgede Türkiye’yi çevreleme amaçlı dar bir ittifak olmaktan öteye geçemiyor ve geniş tabanlı bir “altıgen”in yalnızca bir ayağını oluşturuyor.
Hedefteki ülkeler: Türkiye, İran ve Çin
Netanyahu’nun ittifakının açık hedefleri arasında Türkiye, İran ve dolaylı olarak Çin yer alıyor.
Türkiye: Yunanistan ve GKRY üzerinden kurgulanan askeri işbirliği, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin haklarını ve deniz yetki alanlarını hedef alıyor.
İran: Netanyahu’nun “radikal Şii ekseni” olarak tanımladığı İran, ittifakın birincil düşmanı konumunda.
Çin: Hindistan’ı içeren yapı, ABD’nin Hint-Pasifik stratejisinin bir uzantısı olarak Çin’in bölgedeki artan etkisine karşı bir hamle olarak değerlendiriliyor.
Ancak bu kadar geniş ve çeşitli hedefleri olan bir ittifakın, üyelerinin çıkarlarındaki farklılıklar nedeniyle sürdürülebilir olması oldukça güç görünüyor.
Sanal bir ittifak, gerçek bir kutuplaşma
Netanyahu’nun “Altıgen İttifakı”, İsrail’in bölgesel izolasyonunu kırma ve yeni ortaklıklar kurma arayışının bir ürünü olarak ortaya çıksa da, şu ana kadar somut bir karşılık bulabilmiş değil.
Proje, daha çok Netanyahu’nun iç siyasete yönelik bir söylem aracı ve İsrail’in düşmanlarını çevreleme fantezisi olarak değerlendiriliyor.
Arap ülkelerinin mesafeli duruşu, Hindistan’ın pragmatik beklentileri ve uzmanların “gerçekçi değil” yorumları, bu ittifakın kağıt üzerinde kalma ihtimalini güçlendiriyor.
Ancak Netanyahu’nun kutuplaştırıcı dili ve “eksenler arası çatışma” söylemi, bölgede var olan gerilimleri daha da körükleme potansiyeli taşıyor. Sonuç olarak, “Altıgen İttifakı” şimdilik, bölgesel istikrarı tehdit eden ancak hayata geçmesi zor bir siyasi hamle olarak tarihteki yerini alıyor.
(CGTN Türk)













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *