Bahçeli: MEB’in ramazan genelgesini destekliyorum

Bahçeli: MEB’in ramazan genelgesini destekliyorum

12 Şubat’ta Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayınladığı Ramazan genelgesi sonrası tepkiler gelmiş, 168 kişi tarafından imzalanan laiklik çağrısı, ardından gelen suç duyuruları ve basın açıklamaları ile devam etmişti. Bugün mecliste konuşan Bahçeli, genelgeyi desteklediğini belirterek, “Hepsini toplasanız bir insan etmeyecek 168 kişi” ifadesini kullandı, “Allah’a iman etmek gerekicilikse biz de bal gibi, buz gibi gericiyiz” dedi.

Bakanlığın Ramazan genelgesi

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 12 Şubat’ta 81 ile gönderdiği ve ramazan ayı boyunca “Maarifin Kalbinde Ramazan” temalı etkinlikler düzenlenmesini öngören genelge bazı kesimler tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Bakanlığın genelgesinde, etkinliklerin Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında öğrencilerin paylaşma, yardımlaşma ve dayanışma duygularını güçlendirmeyi amaçladığı belirtildi.

Genelgeye laiklik tepkisi

Eğitim Sen, DİSK, KESK, TMMOB, TTB, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri, EĞİT-DER, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Laiklik Meclisi, Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Tüm Emekliler Sendikası, Öğrenci Veli Derneği ve Yurttaş Birlikteliği tarafından yapılan “Laik ve Bilimsel Eğitime Sahip Çıkıyoruz!” başlıklı ortak basın açıklamasında, laikliğin, farklı inanç ve mezhepler arasında eşitliği güvence altına aldığı ve toplumsal barışın temel dayanağı olduğu öne sürüldü, hiçbir genelgenin anayasadan üstün olamayacağı belirtildi.

Eğitim-İş Sendikası tarafından üyelerine gönderilen yazıda, “Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 12.02.2026 tarihli ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri’ konulu yazı ile okullarda uygulanması istenilen etkinlik programının; mevzuatta herhangi bir dayanağının bulunmaması, Anayasa hükümleri ile 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nda yer alan temel ilke ve amaçlara aykırılık teşkil etmesi nedeniyle, söz konusu işlemin iptali istemiyle dava açılmasına ve üyelerimizin bu kapsamda resen verilen görevleri yerine getirmemelerine karar verilmiştir.” ifadeleri yer aldı.

CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, genelgenin Anayasaya aykırı olduğunu savunarak, uygulamanın özel hayata müdahale olduğunu öne sürdü, “Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına dayalı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Laiklik, Cumhuriyet’in temel ilkesidir” dedi.

168 yazar, sanatçı, akademisyen, gazeteci ve meslek odası temsilcisinin imzasıyla “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlığı ile yayımlanan bildiride, “Türkiye gerici-şeriatçı bir kuşatma altında! Ülkemiz ABD ve İsrail planları doğrultusunda bölgemizdeki gelişmelerle birlikte “Talibanlaştırma” baskısı altına girmiş durumda. ABD güdümlü bu gerici saldırı ülkemizin önündeki en yakıcı tehdite dönüşmüştür. Siyasal İslamcı rejim, ABD ve Trump ipine sarılarak Türkiye’yi adım adım Orta Doğu’nun gerici bataklığına sürüklemektedir. Laik eğitimi, laik hukuk düzenini ve laik kamusal hayatı adım adım ortadan kaldırmaya yönelik hamleler ivme kazanmıştır. Bu hamleler toplumdan yükselen laiklik çağrılarına karşı gerici azınlığın provokasyon ve saldırılarını göz ardı etmeye; laik cumhuriyeti savunanların Anayasayı hiçe sayarak “suçlu” gibi cezalandırılmasına kadar gelmiştir. Laikliği savunmak suç değildir. Laikliği birlikte savunuyoruz, şeriatçı dayatmaları reddediyoruz! Karanlığa teslim olmayacağız!” ifadeleri kullanıldı.

İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi açıklamasında, anayasanın ilgili maddesinde ‘kimsenin ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya zorlanamayacağının’ belirtildiğine dikkat çekerek, “Anayasanın 2. maddesinde yer alan laiklik ilkesi, devletin tüm inançlar karşısında tarafsız olmasını ve eğitim politikalarının bilimsel esaslara dayanmasını zorunlu kılmaktadır. Anayasa’nın 10. maddesi eşitlik ilkesini güvence altına almakta; 24. maddesi ise kimsenin ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya zorlanamayacağını açıkça düzenlemektedir. 42. madde uyarınca eğitim ve öğretim faaliyetleri çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre yürütülmek zorundadır.” denildi.

İzmir’de bir grup, ellerinde pankartlar taşıyarak ‘laiklik’ yürüyüşü yaptı, “Laiklik tüm yurttaşların eşit varlığının bir teminatıdır. Bu karanlığa teslim olmayacağız” sloganı atıldı.

Eğitim-İş Bursa Şubesi, genelgenin okul öncesinden liseye kadar tüm kademelerde Ramazan ayı boyunca dini etkinlikler düzenlenmesini öngördüğünü belirterek bunun laiklik ilkesini zedelediğini iddia etti.

Alevi Dernekleri Bursa Şube Başkanı Hüseyin Kalkan, genelgenin özellikle Alevi çocuklar başta olmak üzere farklı inanç gruplarını yok saydığını öne sürdü.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür DerneğiAlevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve çok sayıda Alevi kurumu genelgeye tepki gösterdi. Yapılan açıklamalarda, “Bu uygulama, başta Alevi çocukları olmak üzere; farklı inanç gruplarını, inançsızları ve tüm çoğul toplumsal yapıyı yok sayan, tekçi ve Sünni-İslam merkezli bir anlayışın devlet eliyle dayatılmasıdır. Bu bir eğitim politikası değil; açık bir asimilasyon ve kimlik silme girişimidir. Okullar; bilim yuvası, sanat ve kültür yuvası olmaktan hızla uzaklaşmakta, cemaat ve tarikatların kontrolüne terk edilmekte.” denildi.

Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER), uygulamanın anayasaya aykırı olduğunu öne süren bir açıklama ile, çocuklarının bu etkinliklere katılmasını istemeyen ebeveynler için bir dilekçe örneği yayınladı.

Öğrenci Veli Derneği Antalya Şubesi, MEB’in “Ramazan etkinlikleri” genelgesinin okullarda laik ve kamusal eğitim ilkesini zedelediğini belirterek uygulamaya karşı hukuki mücadele başlatacaklarını duyurdu.

Pîr Sultan Abdal Kültür Derneği Semsûr Şube Başkanı Ali Sekman, ‘Okullar dini referanslarla yeniden düzenleniyor’ iddiasında bulundu.

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Bakan Tekin hakkında “anayasayı ihlal” ve “görevi kötüye kullanma” iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Dernekten yapılan açıklamada, “Dini siyasete alet etmek anlamına gelen ve anayasamızın girişi, 2. ve 42. maddeleri ile Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı olan bu genelge, aynı zamanda aile mahremiyetini, özel hayatın gizliliğini, din ve vicdan özgürlüğünü ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü ‘demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti’ düzenini zedeleyecek unsurlar içermektedir” denildi.

Laiklik Meclisi de Tekin hakkında suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusu dilekçesinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” ifadesi kullanıldı. “Genelgede manevi ve toplumsal değerler sayılırken Atatürk, laiklik ilkesi hiç geçmemekte, sözde ‘milli manevi değerler’ Atatürkçülüğün dışında yalnızca tek bir dinsel mezhebin ritüel ve ibadetleriyle tarif edilmektedir. Yusuf Tekin eylemli biçimde anayasanın değiştirilemez maddelerini yok etmiştir. Bu genelgenin uygulanması halinde inanan/inanmayan, oruç tutan/tutmayan, camiye giden/gitmeyen ayrımı milli eğitimi ve eğitimin birliği ilkesini parçalayacaktır” denildi.

Bakan Tekin’den savunma

Ramazan etkinlikleri dolayısıyla önceki gün ziyaret ettiği Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Milli Eğitim Bakanı Tekin, “Maarif’in Kalbinde Ramazan” teması kapsamında çalışmalar yapılması doğrultusunda 81 ile gönderilen genelgeye getirilen eleştirilere yönelik açıklamada bulundu, “Türkiye bir hukuk devleti. Ben yaptığım işin anayasal dayanaklarını, Türk Milli Eğitim Mevzuatı açısından dayanaklarını, başta 1739 olmak üzere Cumhuriyetin kurulduğu andan itibaren milli kültüre ve milli değerlere yapılan vurgular açısından referanslarını yazarak değerlendirdim.” ifadelerini kullandı.

Tekin şunları söyledi:

“Türk toplumunu tanımayan, Türk toplumunun değerlerini bilmeyen, Türk toplumundan uzak, sırça köşklerinde yaşayan bir grup insan, ramazan etkinliğinin Türk toplumunun kültürel yapısıyla uyumlu olmadığını düşünüyor herhalde. Şuraya gelsinler baksınlar, Anadolu’da herhangi bir ile gitsinler baksınlar, Anadolu’da ramazan demek, milli birliğin kardeşliğin, yardımlaşmanın, dayanışmanın maksimum düzeyde yaşandığı bir dönem demektir.”

“Ben diyorum ki ‘Türkiye’de insanların büyük çoğunluğu ramazan ayında heyecan duyuyor, milli kültürün bir parçası olarak kabul ediyor.’ Onlar diyor ki ‘gerici azınlık’. Şimdi bu kadar insana, yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede, ramazan konusunda hassasiyeti bu kadar yoğun yaşayan kişilere ‘gerici azınlık’ deme cesaretini gösteriyorsa, ben de bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olarak bunu yargıya taşımakla mükellefim. Bir tek katıldığım cümleleri var ‘Laikliği savunmak suç değildir’ evet laikliği savunmak suç değildir. Ama topluma dini inançlarından uzaklaşmayı, dini değerlerinden uzaklaşmayı zorla tepeden inmeci bir mantıkla tanımlamaya çalışmak suçtur. Bu suçun cezasını da çekmeleri gerekir.”

Bahçeli’den açıklama: Genelgeyi destekliyorum

Bugün mecliste MHP grup toplantısında konuşan Devlet Bahçeli, genelgeyi desteklediğini belirterek şunları söyledi:

“Milli Eğitim Bakanlığı 12 Şubat 2026 tarihinde Türkiye Yüzyılı Maarif modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu bir genelge yayınlamıştır. Yerinde ve kıvamında bir adımla doğrusunu yapmıştır. Takdir ve tebrik ediyoruz. Yine bu günlerde dağa taşa Allah dedirten her yaş grubunda göz kamaştıran bir akıma dönüşen Kabe’de Hacılar Hu der Allah isimli ilahi ve bu ilahi seslendiren kardeşlerimizi de gönülden alkışlıyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın mezkur genelgesinde özetle 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 2. maddesine atıfla Türk Milli Eğitiminin genel amacının milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri benimseyen, koruyan ve geliştiren, bu değerleri davranış haline getirmiş bireyler yetiştirmek olduğu kaydedilmiştir.

Türk milletinin sağduyu ve vicdan sahibi hangi mensubu bu gerçekleri inkar ve ihmal edebilecektir? Genelgede yer alan bir diğer önemli ve altı çizilmesi gereken gerçek de şudur. 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 1. maddesi açıktır. Buna göre ilköğretim öğrencilerin bedeni, zihni ve ahlaki gelişimlerine hizmet eden temel bir eğitim sürecidir.

Türkiye Yüzyılı Maarif modeli insanı ruh ve beden bütünlüğü içinde ele alan bilgiyi ahlaki sorumlulukla bütünleştiren bütüncül bir eğitim sistemine dayanmaktadır. Genelgede ifade edildiği üzere bu modelin merkezinde erdem, değer, eylem çerçevesi değerlerin öğrencilerimiz tarafından içselleştirilerek günlük yaşamlarına davranışa dönüşmesi esastır.

Ramazan ayı boyunca öğrencilerimizin paylaşma bilincini geliştirmeye, ihtiyaç sahiplerine yardım etme konusunda farkındalık kazandırmaya, dayanışma duygularını güçlendirmeye yönelik eğitsel sosyal etkinliklerin planlanarak uygulanmasının önemi anılan genelgede ifade bulmuş ve talimat mahiyetiyle de ilan edilmiştir.

Bu genelgenin neresi yanlıştır? Elinizi vicdanınıza götürüp düşününüz. Türkiye’nin Talibanlaştığına dair en ufak bir emare en küçük bir delil göreniniz var mıdır? Ramazan ayı etkinliklerine Talibanlaşma ve gericilik diye yaygara koparanlar hakiki manada yobaz değiller midir? Merhum Cemil Meriç’in ifadesiyle söylersek yeni yobazlık kendimize ait mukaddese kulaklarımızı tıkayış ve kendimizden kaçış olarak tanımlanmayacak mıdır?

Maarifin kalbinde Ramazan şenliklerinin neresinde sakınca vardır? Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve İslam karşıtlığında birleşen yönetici taifesi hele bir anlatsın da duyalım, öğrenelim. Din düşmanı olup olmayıp yalnızca İslam düşmanlığında mevziye giren bu nedenle ruhunu iblisin emanetine veren çürük aydınlar ne istediklerini açın yüreklilikle hele bir söylesinler. Kültürel mirasımızı güçlendiren paylaşma ve birlikte olma bilincini teşvik eden samimi faaliyetlerin neresinde pürüz? Neresinde laiklikle çelişen bir çarpıklık söz konusudur?

Yabancı ülkelerde her pazar kiliseye giden çocukları mesele yapmayıp da Ramazan ayının mehabetini ve muhabbetini aşılayan ahlaki ve manevi sorumluluğu tartışmaya açmaya cüret eden sütü hamuru lekeli güruha nasıl sessiz kalalım? Nasıl hiçbir şey olmamış gibi tepkisiz duralım? Yahu bunlarda hiç mi utanma duygusu kalmadı? Beyin kıyafetsiz muhterisler, Allah var. Sözde uzman ve akademisyenlerden mürekkep 168 kişi bir araya gelerek laikliğe birlikte savunuyoruz başlığıyla imzaladıkları bir bildiriyi kamuoyuyla paylaşmışlar. Bana sorarsanız bu 168 kişiyi yan yana üst üste koyup toplasanız bir insan bile etmezler ve demezler. Diyorlar ki “laikliği savunmak suç değildir” Diyorlar ki “şeriatçı dayatmaları reddediyoruz”…

Diyorlar ki “karanlığa teslim olmayacağız!”

Alayınız karanlıktasınız, haberiniz yok. Milli Eğitim Bakanlığı’nın az evvel ifade ettiğim genelgesinden dolayı Türkiye’de gerici şeriatçı bir kuşatma varmış. Allah’a iman etmek gerekicilikse biz de bal gibi, buz gibi gericiyiz.

Çocuklarımıza Ramazan ayının muteber ahlak ve manasını aktarmak gericilik olarak değerlendiriyorsa biz de buna sonuna kadar ortağız. Ne diyordu merhum Cemil Meriç gelin kurak verelim. Murdar bir Halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse her namuslu insan gericidir. Yine Cemil Meriç diyor ki “Haluk cins isimdir. Tarihten kaçanların ismi” Bu tefekkür ve tezekkür hüneriyle yabancılaşan sözde Aydınları deşifre etmiştir. Esasen Haluk’un dramı kimliğini bulamamış sözde Aydınların dramıdır. Ortak özelliğidir.

Hepsini toplasanız bir insan etmeyecek 168 kişi Haluk’un bugünkü karanlık yüzüdür. Milli Eğitim Bakanımızı ve bakanlık personelini kutluyorum. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat 2026 tarihinde yayınladığı Türkiye Yüzyılı Maarif modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu genelgeyi sonuna kadar destekliyorum. Her biri bugünün haluku olan 168 imzacıyı da Ademe mahkum ediyorum.

Müslüman Türk milletinin haysiyetleriyle oynamayın. Ramazan ayımızı sulandırmaya, sorgulamaya, karalamaya sakın ola kalkma iş kalkışmayın. Haddinizi bilin, hududunuzu bilin, ayranımızı kabartmayın. Tepemize tasımızı arttırmayın.

Bu aşamada söyleyeceklerim son olarak şudur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başkent Ankara’dan yönetilen üniter devlet yapısına Türk milleti gerçeği üzerine inşa edilen milli devlet yapısına inançlarımız ile yönetim ilişkilerinin belirlendiği laik devlet yapısına dayanmaktadır.

Bu yapı cumhuriyetimizin kurucu kahramanları ve kadroları tarafından çağın ve ötesinin dikkate alındığı mükemmel bir vizyon ile belirlenmiştir.

Bir devlet çatısı altında beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 29 Ekim 1923 tarihinde konulmuştur. Başkentimizin Ankara dilimizin Türkçe bayrağımızın Ay Yıldızlı Al Bayrak milli barışımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır.

Bundan geriye dönüş yoktur. Taviz kapsama tereddüt veya tenakus söz konusu değildir. Cumhuriyetin 103 yıllık tarihi bu ilkeleri benimsemekte zorlanan reddeden ya da değiştirmesine çaba sarf eden bedbahların zaman zaman beyhude kalkışmalarına çıkışlarına şahit olmuştur. Bu girişimler her defasında büyük Türk milleti tarafından lanetlenmiş bu hezeyan sahipleri hak ettiği karşılığı da görmüşlerdir.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *