Fas ile BAE yakınlaşırken, Cezayir ile BAE uzaklaşıyor

Fas ile BAE yakınlaşırken, Cezayir ile BAE uzaklaşıyor

Buteflika döneminde BAE ile Cezayir arasındaki ilişkiler güçlü seyrederken, Buteflika’nın Arap Baharında devrilmesi ile onun başbakanlarından Tebbun iktidara gelmişti. Bu dönemde BAE’nin İsrail’le birlikte Fas’ın yanında konumlanması, BAE-Cezayir ilişkilerini bozan ana faktör oldu. 

Cezayir resmi ajansı APS’nin 7 Şubat tarihli haberinde, iki ülke arasında 13 Mayıs 2013’te Abu Dabi’de imzalanan hava hizmetleri anlaşmasının feshedilmesine yönelik sürecin başlatıldığının duyurulması, gözleri yeniden bu ilişkilere çevirdi.

Uzmanlara göre yaşanan tablo, açık bir kopuştan ziyade Arap dünyasında değişen jeopolitik dengelere ilişkin farklı tutumun yansıması niteliği taşıyor.

Cezayir ile BAE arasındaki ilişkiler, Batı Sahra meselesinden İsrail ile normalleşmeye, bölgesel ittifaklardan medya polemiklerine uzanan başlıklarda son yıllarda belirgin bir ayrışma sürecine girdi.

Eski Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika, BAE ile ekonomik ve bölgesel siyasette yakın ilişkiler kurdu. Buteflika, “Hirak” isimli 2019’daki kitlesel halk hareketi ve protestoların ardından görevinden ayrıldı.

Buteflika kliğinin BAE ile yakın ilişkiler geliştirdiği hafızasıyla göreve gelen Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun döneminde BAE’ye karşı bir güven erozyonu yaşandı.

İki ülke ilişkileri, bu süreçte kopuştan ziyade “hesaplı bir ayrışma” çizgisine taşındı.

AA muhabiri, güçlü ikili ilişkilerden gerilime uzanan Cezayir-BAE ilişkilerinin seyrini derledi ve gerilimin arka planını uzmanlara sordu.

Buteflika dönemi: Siyasi yakınlaşma ve ekonomik ortaklıklar

Cezayir ile BAE arasındaki ilişkiler, eski Cumhurbaşkanı Buteflika’nın 1999-2019 yılları arasındaki iktidarı döneminde siyasi yakınlaşma ve yoğun ekonomik işbirliğiyle öne çıktı.

Bu süreçte Cezayir’deki BAE kaynaklı yatırımlar artarken, iki ülke arasında geniş çaplı ticari ortaklıklar hayata geçirildi.

BAE merkezli Dubai Ports World Algeria’nın, Cezayir Limanı’nın işletme imtiyazını üstlenmesi, Mercedes-Benz araçlarının montajına yönelik sanayi ortaklığı ve tütün sektöründeki yatırımlar dönemin dikkat çeken projeleri arasında yer aldı.

Buteflika yönetimi boyunca Abu Dabi ile sürdürülen temaslar, ilişkilerin kurumsal ve ekonomik boyutunu güçlendirdi.

“Hirak” süreci ve güven erozyonu

Cezayir’de 2019’da başlayan “Hirak” ismi verilen kitlesel halk protestoları, Cezayir’in iç siyasetinde olduğu kadar dış ilişkilerinde de yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Bu süreçte bazı Körfez ülkelerinin iç siyasete dolaylı müdahalelerde bulunduğu yönündeki tartışmalar kamuoyunda gündeme geldi. BAE’nin Buteflika ekibiyle geliştirdiği ilişkiler, gözlerin BAE’ye çevrilmesine sebep oldu.

Cumhurbaşkanı Tebbun’un 2025’te isim vermeden yaptığı açıklamalarda, “parasını kullanarak iç istikrarı etkilemeye çalışan bir Körfez ülkesinden” söz etmesi yerel basında BAE’ye yönelik dolaylı bir mesaj olarak yorumlandı.

Aynı yıl devlet televizyonunda yayımlanan bir programda BAE merkezli bir televizyon yapımının sert biçimde eleştirilmesi, medya düzeyindeki gerilimi daha görünür hale getirdi.

Katar krizi ve erken işaretler

Suudi Arabistan ve BAE’nin liderlik ettiği ülkelerin 2017’den 2021’e kadar Katar’dan büyükelçilerini çektikleri kriz ve ambargo süreci, Cezayir ile BAE arasındaki yaklaşım farklılıklarının erken örneklerinden biri olarak öne çıktı.

Cezayir yönetimi krizde tarafsız bir tutum benimseyerek diyalog çağrısında bulunurken, Abu Dabi merkezli bazı çevrelerde bu tutumun “soğuk tarafsızlık” olarak değerlendirildiği görüldü.

Batı Sahra, Fas ve İsrail ile ‘normalleşme’

BAE’nin Batı Sahra’nın El-Uyun kentinde konsolosluk açması ve Fas’ın buradaki egemenliğini tanımasıyla pekişen siyasi yakınlığı, Rabat’ın bölgesel karşıtlık içinde olduğu Cezayir’de stratejik hassasiyet yaratan gelişmeler arasında yer aldı.

Cezayir yönetimi Batı Sahra meselesinde buradaki halkın kendi kaderini tayin hakkını savunuyor.

BAE’nin 2020 yılında Abraham Anlaşmaları kapsamında İsrail ile diplomatik ilişkiler kurması ise iki ülke arasındaki siyasi öncelik farklarını daha görünür kıldı.

Cumhurbaşkanı Tebbun’un normalleşme sürecine yönelik eleştirel açıklamaları, ilişkilerdeki gerilimin erken işaretlerinden biri olarak dikkati çekti.

Medya cephesi ve 2023 tartışmaları

İki ülke arasındaki ayrışma, medya alanında da kendini gösterdi.

Cezayir’de karar alma çevrelerine yakınlığıyla bilinen El-Haber gazetesi, Kasım 2023’te BAE’yi sert ifadelerle eleştiren bir haber yayımladı.

Haberde BAE’nin İsrail ve Fas ile işbirliği içinde hareket ettiği ve Cezayir’e yönelik çok boyutlu bir baskı politikası izlediği iddia edildi.

Söz konusu yayın, Cezayir kamuoyunda geniş yankı uyandırırken BAE tarafından iddialara ilişkin resmi yanıt verilmedi.

Bölgesel dosyalar ve “MAK” tartışması

Cezayir basınında öne çıkan bir diğer başlık ise Cezayir tarafından terör örgütü listesine alınan ayrılıkçı “Amazig-Berberi Kabail Bölgesi Kendi Kaderini Tayin Hakkı Hareketi”ne (MAK) ilişkin iddialar oldu.

BAE merkezli medya organlarında bazı Amazig aktivistlere yer verilmesi, Cezayir’de toprak bütünlüğü ve ulusal güvenlik bağlamında hassasiyet yarattı.

Cezayir Yüksek Güvenlik Konseyi’nin önceki açıklamalarında isim vermeden “kardeş bir Arap ülkesini” düşmanca faaliyetlerle suçlaması, bölgesel gerilimin siyasi söyleme de yansıdığını gösterdi.

Ekonomik bağlar ve kontrollü gerilim

Siyasi ve medya kaynaklı anlaşmazlıklara rağmen iki ülke arasındaki ekonomi ve yatırım ilişkileri tamamen kopmuş değil.

Karşılıklı ticari bağlar, diplomatik gerilimin kontrollü bir düzeyde kalmasına katkı sağlayan unsurlar arasında yer alıyor.

Cumhurbaşkanı Tebbun ile BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid’in 2024’te Roma’daki G7 Zirvesi kapsamında gerçekleştirdiği görüşme ve 2025’te yapılan telefon temasları, diplomatik kanalların açık tutulduğunu ortaya koyuyor.

Değişen Arap dünyasında ilişkilerin seyri

Arap dünyasında ittifak dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde, Cezayir ile BAE arasındaki ilişkiler siyasi ayrışmalar ile ekonomik temasların birlikte sürdüğü bir çerçevede ilerliyor.

Taraflar arasındaki görüş ayrılıkları devam ederken, diplomatik iletişim kanallarının korunması ilişkilerin tamamen kopmasının önüne geçen başlıca unsur olarak görülüyor.

Farklı dış politika yönelimleri

Cezayir Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Tevfik Bukaada, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gerilimin yeni bir olgu olmadığını ve tek bir nedene indirgenemeyeceğini belirterek temel ayrışmanın, iki ülkenin “karşıt dış politika tercihlerinden” kaynaklandığını söyledi.

BAE’nin Arap ve Afrika arenasında etkisini artırmaya başladığı dönemden itibaren Cezayir’in temkinli bir tutum benimsediğini kaydeden Bukaada, Cezayir’in özellikle BAE’nin bazı ülkelerde silahlı gruplar ya da siyasi hareketlere verilen destek iddialarından rahatsızlık duyduğunu ifade etti.

Gerilimin, Cezayir’deki halk hareketi sonrasında daha görünür olduğunu belirten Bukaada, bunun arkasında iki temel neden bulunduğunu dile getirdi.

İlk nedenin, eski Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika döneminde BAE’nin ülkede kurduğu güçlü ekonomik ve ticari ağlar olduğunu söyleyen Bukaada, ikinci nedenin ise mevcut yönetimin, BAE’nin önceki rejim çevreleri üzerinden iç karışıklıkları teşvik ettiği yönünde oluşan algı olduğunu belirtti.

Bukaada’ya göre Libya dosyası, iki ülke arasındaki yaklaşım farklarının en somut örneklerinden biri; BAE’nin askeri gruplara desteği ile Cezayir’in dış müdahaleden uzak siyasi çözüm vurgusu, tarafların stratejik ayrışmasını derinleştiriyor.

Sudan, Yemen ve Suriye konularında da benzer bir çizgi izlendiğini savunan Bukaada, mevcut anlaşmazlığın iki farklı modelin çatışması olarak okunabileceğini ifade etti.

“Bir tarafta egemen ulus devlet yaklaşımı, diğer tarafta bölgesel etki ağlarına dayalı bir model var.” diyen Bukaada, buna rağmen sorunun liderler arası bir kriz olmadığını, daha çok bölgesel dosyalara yaklaşım farklarından kaynaklandığını vurguladı.

“BAE’nin İsrail ile normalleşmesi kırılma noktası oldu”

Cezayirli siyasi analist ve uluslararası ilişkiler uzmanı Hamza Ammar da hava hizmetleri anlaşması gibi düzenlemelerin iptalinin ilişkilerdeki gerilemenin “doğal bir yansıması” olduğunu belirtti.

Ammar’a göre kırılma noktalarından biri, BAE’nin İsrail ile normalleşme kararı oldu. Bu tarihten itibaren iki ülkenin bölgesel dosyalara yaklaşımı belirgin şekilde ayrıştı.

Cezayir’in dış politikasının egemenlik ve iç işlerine müdahale etmeme ilkesi üzerine kurulu olduğunu aktaran Ammar, özellikle Mali’deki gibi krizlerde diyalog ve siyasi çözümün öne çıkarıldığını ifade etti.

Ammar, Libya, Sudan ve Sahel bölgesindeki gelişmelerin Cezayir tarafından “bölgesel dengeleri zorlayan bir stratejik yönelim” olarak görüldüğünü, medya alanındaki tartışmaların da gerilimi artırdığını dile getirdi.

BAE finansmanlı bazı platformların etnik tartışmaları gündeme taşımasının Cezayir kamuoyunda rahatsızlık yarattığını dile getiren Ammar, bunun iç istikrara yönelik bir müdahale olarak algılandığını söyledi.

Buna rağmen Ammar, mevcut tablonun tam bir diplomatik kopuş anlamına gelmediğini vurgulayarak sürecin daha çok “siyasi bir soğuma ve yeniden konumlanma” aşaması olduğunu ifade etti.

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *