ABD Başkanı, 100 yıl önceki manda yapısını neredeyse tamamen yeniden canlandıracak, sadece İngiltere’nin yerine ABD’yi kontrol eden otorite olarak geçirecek bir BM kararı için baskı yapıyor.
Jeffrey Sachs ve Sybil Fares / el Cezire
Trump yönetimi, bu hafta BM Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Filistin Devleti olasılığını ortadan kaldırmayı amaçlayan İsrail yapımı bir karar tasarısını zorluyor. Karar üç amaca hizmet ediyor: ABD’nin Gazze Şeridi üzerindeki siyasi kontrolünü tesis ediyor. Gazze’yi Filistin’in geri kalanından ayırıyor. Ayrıca, ABD’nin ve dolayısıyla İsrail’in, İsrail’in Gazze’den sözde çekilmesinin zaman çizelgesini belirlemesine olanak tanıyor; bu da asla çekilmeyeceği anlamına geliyor.
Bu, emperyalizmin barış süreci kisvesi altında yaptığı bir şey.
Bu, başlı başına şaşırtıcı değil. İsrail, ABD’nin Orta Doğu dış politikasını yönetiyor. Şaşırtıcı olan, dünya aciliyet ve öfkeyle ses çıkarmadığı sürece ABD ve İsrail’in bu rezaletten paçayı sıyırabilecek olması.
BM Güvenlik Konseyi’nin taslak kararı, bizzat Başkan Donald Trump’ın başkanlığında, Gazze’nin yönetimi, sınırları, yeniden inşası ve güvenliği üzerinde kapsamlı yetkilerle donatılmış, ABD ve İngiltere’nin hakimiyetinde bir Barış Kurulu kurulmasını öngörüyor. Bu karar, Filistin Devleti’ni devre dışı bırakacak ve Filistinlilere herhangi bir yetki devrini Barış Kurulu’nun hoşgörüsüne bağlayacak.
Bu, 100 yıl önceki İngiliz mandasına açık bir dönüş olurdu; tek değişiklik, mandayı Birleşik Krallık yerine ABD’nin elinde tutması olurdu. Bu kadar trajik olmasaydı, gülünç olurdu. Marx’ın dediği gibi, tarih tekerrür eder; önce trajedi, sonra saçmalık. Evet öneri bir saçmalık ancak İsrail soykırımı değil. Soykırım birinci dereceden bir trajedi.
İnanılmaz bir şekilde, taslak karara göre Barış Kurulu’na Gazze’de egemenlik yetkileri verilecek. Filistin egemenliği, Filistinlilerin kendilerini yönetmeye ne zaman “hazır” olduklarına -belki de 100 yıl sonra?- tek başına karar verecek olan kurulun takdirine bırakılacak. Askeri güvenlik bile kurula tâbi olacak ve öngörülen güçler BM Güvenlik Konseyi’ne veya Filistin halkına değil, kurulun “stratejik rehberliğine” bağlı olacak.
ABD-İsrail kararı, tam da dünyanın geri kalanının –İsrail ve ABD hariç– iki gerçeğin farkına varması nedeniyle ortaya atılıyor. Birincisi, İsrail soykırım yapıyor; bu, Gazze’de ve işgal altındaki Batı Şeria’da her gün tanık olduğumuz bir gerçek; masum Filistinliler, İsrail ordusunun ve yasadışı İsrailli yerleşimcilerin keyfine göre katlediliyor. İkincisi, Filistin bir devlet, ancak egemenliği ABD tarafından engellenmeye devam ediyor; ABD, BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkını kullanarak Filistin’in kalıcı BM üyeliğini engelliyor. Geçtiğimiz Temmuz ayında ve ardından Eylül ayında BM Genel Kurulu, Filistin’in devlet olması yönünde ezici bir çoğunlukla oy kullandı; bu durum, İsrail-ABD Siyonist lobisini harekete geçirerek mevcut taslak kararın ortaya çıkmasına neden oldu.
İsrail’in Büyük İsrail hedefine ulaşması için ABD, Arap ve İslam devletlerini tehdit ve teşviklerle sıkıştırarak klasik bir böl-yönet stratejisi izliyor. Diğer ülkeler ABD-İsrail taleplerine direndiğinde ise kritik teknolojilerden mahrum kalıyor, Dünya Bankası ve IMF finansmanına erişimlerini kaybediyor ve ABD askeri üslerinin bulunduğu ülkelerde bile İsrail bombardımanına maruz kalıyorlar. ABD gerçek bir koruma sağlamaz; aksine, ABD nüfuzunun olduğu her ülkeden tavizler kopararak bir koruma şebekesi kuruyor. Bu gasp, küresel toplum bu tür taktiklere karşı çıkıp gerçek Filistin egemenliği ve ABD ile İsrail’in uluslararası hukuka uyması konusunda ısrar edene kadar devam edecek.
Filistin, ABD ve İsrail manevralarının bitmek bilmeyen kurbanı olmaya devam ediyor. Sonuçlar, yalnızca tam bir soykırıma uğrayan Filistin için değil, Arap dünyası ve ötesi için de yıkıcı. İsrail ve ABD, şu anda Afrika Boynuzu’nda (Libya, Sudan, Somali), Doğu Akdeniz’de (Lübnan, Suriye), Körfez Bölgesi’nde (Yemen) ve Batı Asya’da (Irak, İran) açık veya gizli bir savaş halinde.
BM Güvenlik Konseyi, BM Şartı’na uygun gerçek güvenliği sağlayacaksa, ABD baskılarına boyun eğmemeli ve uluslararası hukuka uygun olarak kararlı bir şekilde hareket etmelidir. Gerçekten barışı hedefleyen bir karar dört hayati noktayı içermelidir. İlk olarak, ABD’nin veto hakkını kaldırmasıyla Filistin Devleti’ni egemen bir BM üyesi devlet olarak memnuniyetle karşılamalıdır. İkinci olarak, 1967 sınırlarına göre Filistin ve İsrail Devleti’nin toprak bütünlüğünü korumalıdır. Üçüncü olarak, Müslüman çoğunluklu devletlerden oluşan BM Güvenlik Konseyi tarafından yetkilendirilecek bir koruma gücü kurmalıdır. Dördüncü olarak, tüm savaşan devlet dışı oluşumların mali kaynaklarının kesilmesini ve silahsızlandırılmasını içermeli ve İsrail ile Filistin’in karşılıklı güvenliğini sağlamalıdır.
İki devletli çözüm, Filistin’e yönelik siyasi katliam ve soykırımla ya da militanların İsrail’e yönelik devam eden saldırılarıyla değil, gerçek barışla ilgilidir. Hem Filistinlilerin hem de İsraillilerin güvende olmasının ve ABD ile İsrail’in Filistin halkını kalıcı olarak yönetme gibi acımasız bir yanılgıdan vazgeçmesinin zamanı gelmiştir.













Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *