ABD’nin Orta Doğu çıkmazı ve Biden’ın diplomasi turu

ABD’nin Orta Doğu çıkmazı ve Biden’ın diplomasi turu

Amerikalı Biden, taşın altına elini sokmadan ABD’nin çıkarlarını yeniden merkeze alacak politikaları bölge ülkelerine benimsetmeye çalışıyor.

Veysel Kurt / AA

Orta Doğu yaşadığı birçok çalkantı ile birlikte dinamik bir sosyolojik ve siyasi değişim döneminden geçiyor. Siyasi açıdan “eski otoriter döneme dönüş” olarak ifade edilen bu sürecin aslında çok daha kapsamlı olduğu kabul edilmeli. ABD Başkanı Joe Biden’ın 13 Temmuz’da başlayan üç günlük küçük Orta Doğu turuna çıkması, bu açıdan ne anlam ifade ediyor? ABD yeniden oyun kurucu olarak Orta Doğu’yu şekillendirecek aktör olabilecek mi?

İlk olarak İsrail’e giden Biden’ın, Batı Şeria’da Mahmut Abbas’la görüştükten sonra Suudi Arabistan’a geçmesi bekleniyor. Buna rağmen Washington Post’taki yazısına “Suudi Arabistan’a neden gidiyorum” başlığını yakıştırması ise dikkat çekici. Birçok konuda üst düzey görüşme yapması beklenen Biden bu yazısında, ziyaretin içeriğini ve hedeflerini özetlemişti. Söz konusu yazıda Biden, başkanlığı boyunca Orta Doğu’da neler yaptığını, Yemen, Irak, İsrail-Filistin çatışması, İran’ın nükleer programı konusunda hangi adımları attığını aktardı ve bu ziyaretin ABD çıkarları açısından neden önemli olduğunu açıkladı. Ayrıca Orta Doğu’daki mevcut çatışma ve risklerden kaynaklı tehdit ve meydan okumaları da zikrederek, ABD’nin bölge için önemini hatırlatmış oldu.

Ziyaretin gündemi ve hedefleri

Biden’ın son dönemdeki konuşmaları ve mezkur yazısından anlaşılacağı üzere ziyaretin en önemli sebebi, enerji fiyatlarını düşürmek için Suudi Arabistan başta olmak üzere petrol üreticisi ülkelerin, ABD lehine çeşitli düzenlemeler yapmasını temin etmek. Çünkü ortalama bir Amerikan ailesinin giderlerini belirleyen en önemli harcama kalemlerinden birisi yakıt harcamalarıdır. Petrol fiyatlarındaki artışın benzin fiyatlarına doğrudan yansıması ve yıl başından itibaren fiyatların yüzde 60’ın üzerinde artması, Biden’a yönelik eleştirileri şiddetlendirdi. Birçok konuşmasında bu durumun müsebbibi olarak Rusya’yı gösterse de bu söylemin karşılık bulduğunu ifade etmek zor. Dolayısıyla ABD’nin, en önemli petrol üreticisi ülkelerin bulunduğu Orta Doğu ile ilişkileri bu anlamda önemli. Ziyaretten önce başlayan müzakereler ve petrol arzının artırılması ile 120 doları bulan brent petrol fiyatları, 100 doların altına düşmüş durumda. Bu eğilimin istikrar kazanması, ABD’deki enflasyonun gidişatını ve dolayısıyla hem kongre için gerçekleşecek ara seçimleri hem de 2023 seçimlerini etkileyecek unsurların başında geliyor.

Bununla bağlantılı olarak ziyaretin ikinci gündemi ise Suudi Arabistan’la ilişkiler. Daha önce kaba ifadeler kullandığı Muhammed Bin Selman ile görüşecek olması Biden’ın içeride ciddi eleştirilere uğramasına neden olmuştu. Ancak 37 yaşındaki Muhammed Bin Selman’ın sonraki Suud kralı olması durumunda, uzun yıllar iktidarda kalması ve Suudi Arabistan’ı dönüştürecek aktör olması bekleniyor. Dolayısıyla Biden’ın ifadesi ile ABD’nin bu ülke ile ilişkileri “koparmadan yeniden düzenlemesi” fazlasıyla önemli.

Biden’ın üçüncü gündemi ise ABD’nin, İsrail’in merkezinde yer aldığı Filistin ve Arap dünyası ile ilişkileri. Biden ilk olarak İsrail’i ziyaret ederek bu ülkenin sembolik olarak ABD’nin Orta Doğu politikasının merkezinde yer aldığını deklare etmiş olacak. İsrail-Filistin ilişkileri açısından Batı Şeria’da Mahmut Abbas’la görüşecek olması da oldukça önemli. Hamas’ın Suriye yönetimi ile normalleşme sinyali vermesi ve İran’la yeniden yakınlaşması durumunda Abbas’ın ve El-Fetih’in güçlü bir pozisyonda olması, ABD ve İsrail açısından oldukça kritik. Bölgesel açıdan ise “İbrahim Anlaşması” çerçevesinde İsrail ile Arap ülkelerinin normalleşmesinin devamını temin edecek adımlar atması bekleniyor. İsrail’den direk Cidde’ye uçacak olması da bu durumun net bir göstergesi; Biden, normalleşmeyi deklare etmesi için Suud yönetimi üzerinde baskı oluşturmak istiyor. Orta Doğu politikası konusunda Trump’tan ayrıştığını birçok konuda dile getiren Biden, İsrail’in Arap dünyası ile yaşadığı normalleşme politikasını desteklemeye devam edeceğini ve daha da ileriye taşıyacağını ısrarla vurguluyor. Bu ziyaret sırasında en çok merak edilen konulardan birisi, Suudi Arabistan’ın İsrail ile normalleşmeyi deklare edip etmeyeceği meselesi. Bu durum Biden’ın ilan edilmemiş hedeflerinden birisi. Bunun gerçekleşmesi durumunda Suudi Arabistan yönetiminden önemli bir taviz kopardığına işaret edecek.

Beşinci konu ise bölgesel düzeyde bir başka önemli konu olan Çin ve Rusya’nın Orta Doğu’da daha fazla etkinlik kazanmasının önüne geçilmesi. ABD’nin bölgeye yönelik ilgisi azaldıkça Çin’in ekonomik, Rusya’nın ise güvenlik açısından angajmanını artırdığı biliniyor. Biden’ın Çin ve Rusya’yı sınırlandırmak için Orta Doğu’dan daha az faydalanmalarını temin etmesi gerekiyor ancak bunun için somut bir planından söz etmek oldukça güç.

Biden’ın açmazları

Biden’ın Washington Post’taki yazısından hareketle yukarda özetlenen hedeflere ulaşma konusunda ABD’nin Orta Doğu politikasının ciddi açmazlara sahip olduğunu ifade etmek gerekiyor. Her şeyden önce İran’la nükleer anlaşmaya indirgediği Orta Doğu politikasını bu ziyaretle bütüncül bir seviyeye taşıması ve körfez ülkelerini yeniden ‘kazanması’ oldukça zor. ABD’nin on yıldır güvenlik tedarikçisi konumundan uzaklaşmasına karşın körfez ülkeleri yeni arayışlara yelken açarak, yeni ortaklıklar kurdular. Üç günlük ziyaret kapsamında ABD’yi bu ülkeler nezdinde eski konumuna taşımak beklediği kadar kolay olmayacak.

Biden’ın ikinci açmazı ise taşın altına elini sokmadan ABD’nin çıkarlarını yeniden merkeze alacak politikaları bölge ülkelerine benimsetmesi ve bunları kalıcı kılmaya çalışması. Ancak ABD’nin grand stratejisinde Orta Doğu’da angajmanını yükselteceğine dair bir emare yok. Bununa birlikte Biden Washington Post’taki yazısında ABD’nin Orta Doğu’da asker bulundurmama politikasının devam edeceğini de açıkça deklare etti. Tüm bunlara rağmen ise Biden yönetiminin güvenlik bağlamında ABD’nin Orta Doğu’da zayıflayan elini nasıl kuvvetlendireceğine dair somut bir planı yok. Bu durum, ABD’nin maliyetten kaçınarak Orta Doğu ülkelerine sorumluluk yüklemesi anlamına geliyor. Başta Suudi Arabistan olmak üzere alternatif ittifak formüllerini devreye sokma arayışındaki ülkelerin bunu kolayca kabullenmesi kolay olmayacak.

Üçüncü açmaz ise Biden yönetiminin konjonktürel formüller ve parçalı bir yaklaşımla bölgeyi dizayn etmeye çalışması. Mevcut politikasını değiştirmeden bütünlüklü bir doktrin çerçevesinde hareket etmeden, ABD’nin küçük adımlarla önemli sonuçlar alması mümkün olmayacak. Özellikle hem Irak’taki ABD üsleri hem de en yakın ve önemli müttefiki olan Suudi Arabistan’ın, tarihin en önemli ve en fazla füze ve dron saldırısına Biden döneminde maruz kalması, inandırıcılığını zedeleyen somut bir güvenlik meselesi. Dolayısıyla Biden’ın, İran ve destekçisi konumundaki vekil grupların saldırılarına karşı vereceği taahhütlerin karşılık bulması zor olacaktır. Bununla birlikte Biden yönetiminin bölgesel güvenlik atmosferini zedeleyen Suriye ve Yemen’de nasıl bir yol izleyeceği de oldukça belirsiz. Kısacası ABD bölgedeki düzen kurucu ve jandarma rolünü terk ederken geleneksel müttefiklerinden kendi çıkarlarını koruyacak şekilde hareket etmesini beklemesi pek de rasyonel değil.

Biden açısından bakıldığında ABD, bölge için çok şey yaptı. Örneğin Irak’tan çekildikten sonra işleri Iraklılara bıraktı; Yemen’de de ateşkes sağlandı. Bu yaklaşım İran’ın Irak ve Yemen’deki etkinliğini görmezden gelmektedir. Yemen topraklarından Suud petrol kaynaklarına tarihinin en büyük saldırıları gerçekleşirken, Biden’ın Yemen’de kağıt üzerinde sağlanan ateşkese vurgu yapması ya da İran’ın Avrupalı müttefikler nezdinde yalnızlaştırıldığını ifade etmesinin karşılık bulması da pek mümkün görünmüyor.

Bu tabloya bakıldığında Biden’ın Orta Doğu sorunları ve bölge ile ilişkiler konusunda daha vaatkar ve ilgili olacağına dair sözlerine rağmen genelde bölge özelde ise Körfez ülkelerinin beklentilerini karşılayıp karşılayamayacağı üzerindeki sis perdesi dağılmış değil. ABD’nin inandırıcı olması için net ve somut politikalar ortaya koymasına yönelik çağrılar da bu bağlamda değerlendirilebilir. ABD medyasında yer alan “Carter doktrinini yeniden canlandırmalı”, “ABD Orta Doğu’da liderlik yapmalı”, “ABD’nin düşüşü durdurulmalı”, ifadeleri bu çağrılardan sadece birkaçı.

Kısacası, konjonktürel bir etki yaratsa da Biden ziyaretinin bölgede önemli bir kırılma yaratması ya da mevcut değişimi yönlendirecek ana unsur olmasını beklememek gerekiyor. Muhammed Bin Selman konusunda bile geri adım atan Biden’ın “Orta Doğu’yu yeniden şekillendirecek” ölçüde bir etki yaratma beklentisi fazlasıyla abartılı.

[Doç. Dr. Veysel Kurt, Medeniyet Üniversitesi]

Paylaş :

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *